Geçen hafta ilk beş cumhurbaşkanımızın seçimi ile ilgili notları aktarmıştık.
1971 darbesinde Kara Kuvvetleri Komutanı olan Org. Faruk Gürler, altı aydır Genelkurmay Başkanı idi. O da Gürsel ve Sunay’dan sonra kendisini köşk için en uygun aday olarak görüyordu. (O dönem Cumhurbaşkanı olmak için Milletvekili ya da senatör olma şartı vardı) Genelkurmay Başkanlığı'ndan istifa eden Gürler, Cevdet Sunay tarafından Cumhurbaşkanlığı kontenjanından senatör olarak seçilir bu seçime atanma denir. Bu yolla adaylık için yasal mevzuat tamamlanmıştı.
Askerler; siyasetçilerin üzerine çok ciddi baskı uygulanmaya başlarlar, çünkü 1971 muhtırasının/darbesinin şartları devam ediyordu. Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan'ın evine siyasiler davet edilir. Kendilerine kesin bir dille Faruk Gürler 'e oy vermeleri istenir. Ordu üst kademesinden Genelkurmay Başkanı Semih Sancar, Kara Kuvvetleri Komutanı Eşref Akıncı ve Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Turgut Sunalp bu toplantıda bulunan isimlerdir. Hatta Sunalp Paşa, Gürler'in seçilmemesi halinde "hepinizi toplarız" tehdidini de savurur bu toplantıda. 13 Mart 1973 günü geldiğinde TBMM dinleyici locaları başta Genelkurmay Başkanı Semih Sancar olmak üzere yüksek rütbeli subaylar tarafından doldurulmuştu. (Tam 52 general mecliste hazır bulunuyordu. Hatta Bülent Ecevit’in tanıdığı bir general tarafından ölümle tehdit edildiği de söylenir) Kısaca Faruk Gürler'in seçilmesine kesin gözüyle bakılıyordu.
Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran Gazi Meclis’te o gün; cunta zihniyetinin beklediği olmadı. Demirel liderliğindeki AP ve Ecevit liderliğindeki CHP, iki yıl önce demokrasiyi süngüleyen darbecilerden rövanşı almakta kararlıydı.
Darbeci Gürler’e oy vereceğini söyleyen Milletvekilleri oylamada aksi yönde hareket edince Adalet Partisinin asker kökenli adayı Tekin Arıburun, Gürler’e büyük fark atmıştı. Yenilgiye uğrayan Gürler adaylıktan çekildi.
AP ve CHP'liler silahlı baskıya karşı tam bir direniş göstermişlerdi. Ecevit'i ertesi gün Genelkurmay'a çağrılır. Eşiyle vedalaşır/helalleşir ve gider. Fakat Org. Sancar’dan hiç de beklemediği şu cümleleri duymuştu: "Meclis çok şahsiyetli davranmıştır. Biz cumhurbaşkanlığı seçiminden elimizi çekiyoruz. İstediğinizi seçin."
Faruk Gürler için, yaşanan bu olayın kendisini çok etkilediği ve bu yüzden hastalanıp 1975 yılında vefat ettiğini söyleyenler de olmuştur.
Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir krize dönüşmüştü. Sunay’ın görev süresinin bir yıl uzatılması için verilen anayasa değişikliği teklifi de mecliste bir oy farkla reddedildi.
Demirel Sunay’ın görev süresinin uzatılması konusunda ilk başta şunları söylüyordu: “Cumhurbaşkanlarının görev sürelerinin uzatılması konusunda bir kez kapı aralandığı takdirde bunun ardı arkası gelmez. Türkiye’nin yeni bir Cumhurbaşkanı seçemeyecek bir ülke olduğunu kabul edemeyiz Cumhurbaşkanlığına lâyık olan her kimse onu bugün seçebiliriz.” Demişti.
O gün öyle konuşan Demirel, Turgut Özal’ın vefatı üzerine Erdal İnönü liderliğindeki SHP ve Türkeş liderliğindeki MHP desteğiyle TBMM’de 3.tur oylamada 244 oyla yedi (7) yıllığına CB seçilir. 2000 yılında görev süresinin sonuna gelindiğinde; sürenin uzatılması için 5+5 formülü düşünülmüş, Anayasanın 101. Maddesinin değişikliği için meclise 403 imza ile müracaat edilmişti. O dönem 330 oyla anayasa değişir ama referanduma gider. 367 oyla değişirse; referanduma gerek kalmıyordu. 403 imza olunca sonuç garanti demekti. 5 Nisan 2000 günü yapılan oylamada evet oyları 303 çıkmıştı. Oylamada 100 kişi o gün Demirel’in süresinin uzatılmasını istemedi. İmzaları aleni attılar ama oylama gizli olduğu için oy vermediler
Vaktiyle Cevdet Sunay’ın süresinin uzatılmasına yukarıdaki şekilde itiraz eden Demirel, kendi süresinin uzatılması değişikliğine itiraz etmemiştir. Bir konuşmamda bu olayı anlatırken, dinleyenlerden biri ayağa kalktı ve “dün dündür, bugün bugündür” demişti. Burada şahsi fikrimi söyleyeyim. Keşke Demirel’in süresi uzatılsaydı da Ahmet Necdet Sezer köşke çıkmasaydı.
Cumhurbaşkanlığı süresinin 5+5 yıl olması, 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan referandumla getirilmiştir. Eşi başörtülü birinin köşke çıkmasını engellemek için 550 üyeli TBMM’de oylamada en az 367 üye bulunması gerekir gibi zorlama yorum yaptılar. CHP sayı tutmasın diye meclise girmedi, AYM zaten o zihniyetin elindeydi, 367 kararı oradan da onaylandı. TBMM’de Ak Parti adayı Abdullah Gül seçilemedi.
Erken seçim yapıldı. Cumhuriyet mitingleri adı altında Ak Partiye karşı emekli paşalar, Üniversitelerin cüppeli paşaları, sol sanatçılar vb. nümayişler yaptılar. Mitinglerde "Ordu göreve" pankartları bile açılmıştı.
Sonuç ne oldu? Milletimiz Ak Partiyi yaklaşık yüzde 47 oy ve 341 Milletvekili ile tek başına iktidara getirdi. Seçim bitmiş ama yine belirsizlik mi olacak endişesi vardı. MHP lideri Bahçeli; TBMM’de “Cumhurbaşkanını seçeriz” dedi ve CHP gibi meclisten kaçmadı. AK Parti ve MHP oyları 367 rakamını geçiyordu. MHP kendi adayını çıkardı Ak Parti kendi adayını çıkardı ve Cumhurbaşkanı bu sayede seçildi.
İsmet İnönü ise Cevdet Sunay’ın görev süresinin uzatılması konusunda çok daha net ve sert konuşmuştu “Bunu yapamayız. Görev süresini dolduran bir kimse görevi bırakıp gitmeyi bilirse görevini şerefli bir biçimde yerine getirmiş olur.” Demişti.
Sunay’ın görev süresi uzatılamayınca, AP ve CHP bu sefer Anayasa mahkemesi başkanı Muhittin Taylan üzerinde anlaştılar. Ama Faruk Gürler’i senatör yapan Cevdet Sunay, Muhittin Taylan’ı senatör atamayı kabul etmedi. (Demek ki asker istiyordu)
Bana garip gelen bir rastlantıdır. Meclisin tasfiye edilmediği darbe süreçlerinde Anayasa Mahkemesi başkanlarının Cumhurbaşkanlığı için düşünülmesidir.1971 darbesinde Taylan, 28 Şubat 1997 darbesinden sonra Sezer köşk için düşünülmüştür.
Son olarak AP ve CHP yine eski bir asker olan 70 yaşındaki Fahri Korutürk üzerinde anlaştılar. Mecliste yapılan 15 tur oylama sonunda 6 Nisan 1973 tarihinde Fahri Korutürk’ün seçilmesiyle 12 Mart askeri rejimi de fiilen bitirilebildi.
(Korutürk’ün yaşını yazmamın nedeni, seçildiğinde en yaşlı CB olduğu içindir. En genç seçilen Cumhurbaşkanı ise Atatürk’tür 42 yaşında CB seçilmiştir) bana göre gerek Fahri Korutürk gerekse Ahmet Necdet Sezer o koltukta oturmamalıydı.
1980 yılına gelindiğinde Demirel azınlık hükümetinin başbakanıdır. Yıl başında askerler Fahri Korutürk’e bir mektup verirler. Bu mektup muhtıra niteliğindedir. Ülkede 1971 darbesinin getirdiği parçalı bulutlu yapı bir başka ifadeyle siyasetteki kırılma ve parçalanma sonucu kaybolan istikrar, yapılan iki genel seçimle giderilememiştir. Nisan ayına gelindiğinde Korutürk’ün görev süresi dolar. Senato başkanı İhsan Sabri Çağlayangil 06 Nisan 1980 tarihinden 12 Eylül 1980 tarihine kadar köşke vekalet eder. Cumhuriyet döneminde köşk için en uzun süreli vekalet dönemidir. Tabii ki bu süre içerisinde TBMM’de Cumhurbaşkanı seçilememiştir. Sonuçta 12 Eylül 1980 tarihine gelinmiş ve Türk demokrasisi üçüncü kez süngülenmiştir.
Darbe lideri Kenan Evren’de 1982 anayasasının geçici birinci maddesi ile cumhurbaşkanı seçilir. 1961 darbesini yapanlar da kendilerini garantiye almış tabii senatör olmuşlardı. Yani ömür boyu senatör olup dokunulmazlık zırhına büründüler.
Bu arada 1961 anayasası %65 gibi düşük bir kabul görmüştü. Katılımın yüksek olmasını sağlamak amacıyla 1982 anayasasına eklenen geçici 16.madde ile bu anayasa için oy kullanmayanlar; beş yıl içinde yapılacak seçimlerde oy kullanamazlar aday olamazlar hükmünü içeriyordu. Bu sebeple katılım oranı yüzde 91,37 olmuştur.
Bir şey daha hatırlatmakta yarar var.1982 halkoylamasına belirli bir süre kala anayasa hakkında basına eleştiri niteliğinde yazı yazma yasağı getirilmiştir. Hatta ret oyları için mavi pusula düşünülmüştü. Maviyi yazmak, çizmek haber yapmak yasaktı çünkü anayasaya hayır kapsamında bir eylem yapmış olurdunuz
Sonuçta Kenan Evren karşısında rakip olmadan namlunun gölgesinde oylanan anayasa ile cumhurbaşkanı seçilmişti. Halk anayasa için oy verirken Evren’i de CB seçmişti.