Sovyetler birliği komünist partisi genel sekreteri (1922-1952) Josef Stalin’e atfedilen aşağıdaki cümleler “Totaliter rejim” için bir tarif/bir açıklamadır.

İnsanların seçimlerin yapılmış olduğunu bilmesi yeterlidir. Oy verenler hiçbir şeye karar vermez. Oyları sayanlar her şeye karar verir.

Türkiye’de tek parti döneminde yapılan seçimler göstermeliktir. Yargı teminatının olmadığı, Valilerin CHP il başkanı, kaymakamların CHP ilçe başkanı olduğu dönemdir. 1923-1943 döneminde 4 senede bir 6 seçim yapılıyor. 1927 seçiminden başlayarak 1946’ya kadar yapılan bu seçimlerde toplam 1037 milletvekili seçiliyor. 1032 vekil CHP kimi seçtirmek istiyorsa onlar seçilmiştir. Sadece 5 Milletvekili bağımsız seçilmiştir. Buna “Seçim” denmez buna ancak “Seçi(N)” denir.

Atatürk’ün Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak, hatıratında: Atatürk'ün kendisine seçim sonuçlarını sorması üzerine Rıza Soyak şöyle der: "Bizim parti kazanıyor"

Tebessüm eden Atatürk, Soyak'a şu cevabı verir: "Hayır efendim. Hiç de öyle değil. Hangi fırkanın (Partinin) kazandığını ben sana söyleyeyim: Kazanan idare fırkasıdır çocuk! Yani jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler. Bunu bilesin."

Atatürk yukarıda “Bunu bilesin” diyor ya; ben de her konuşmada “Cumhuriyetin kazanımları” diyenlere diyorum ki; sizde, cumhuriyeti ilan eden Atatürk’ün bu sözünü iyi bilesiniz. Hulasa CHP, (1923-1946) döneminde tek başına meclisi, hükümeti ve devleti temsil etmiştir. Hatta 1950 seçimlerine kadar!

Çok partili sistem için iki teşebbüs yapılmıştır. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası,

17 Kasım 1924 tarihinde kuruldu. Kuvvetler ayrılığı ilkesini, tek dereceli seçimleri, cumhurbaşkanının fesih ve veto yetkisinin sınırlanmasını savundu. Ekonomiye devlet müdahalesinin asgariye indirilmesini, ülkede liberal politikaların uygulanmasını, devletin küçültülmesini istiyordu. Partinin kurucuları arasında Kazım Karabekir, Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy gibi isimler, yani Atatürk’ün yakın silah arkadaşları vardı.

Şeyh Sait isyanının ardından Takriri sükûn (huzurun sağlanması) kanununa dayanarak 3 Haziran 1925 tarihinde kapatıldı. Bu kanun hükümete, ülkenin toplumsal düzenini, huzurunu ve güvenliğini bozabilecek tüm örgütlenmeleri ve yayınları önleme yetkisi tanımıştır. (Partinin ömrü 6 ay 16 gündür) Partinin Şeyh Sait isyanına herhangi bir şekilde müdahil olduğu iddiası, bugüne kadar belgelenemedi. O dönem CHP’den iktidarı kesin alır korkusu, partiyi kapatmanın gizlenen gerekçesidir.

İkinci teşebbüs Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF), 12 Ağustos 1930'da Atatürk'ün isteğiyle Ali Fethi Okyar tarafından kuruldu. Amaç, Cumhuriyet Halk Fırkasına (CHP) karşı kontrollü bir muhalefet oluşturarak çok partili demokrasi geleneğini başlatmak ve iktidar partisini denetlemekti.

Kurdurulan SCF, ekonomik ve siyasal alanda liberal görüşleri savunuyordu. Daha teşkilatlarını tamamlamadan 1930 yerel seçimlerine gidilir. 502 belediyeden 31'ini kazanarak beklenenden fazla halk desteği topladı. Bu durum, partinin iktidara karşı çok ciddi bir güç olduğunu gösteriyordu. CHP yönetiminde endişe yarattı. Atatürk’ün isteği üzerine, Ali Fethi Okyar 95 gün ömrü olan Partisini kapatmış ve partiyi kuranlarla birlikte tekrar CHP’ye geçmiştir.

Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk'ün 10 Kasım 1938 tarihinde vefat etmesinden 1 gün sonra olağanüstü toplanan TBMM'de yapılan seçimlere 399 milletvekilinin 348'i katıldı. Malatya milletvekili İsmet İnönü 1. turda oy birliğiyle Cumhurbaşkanı seçildi

Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Asım Gündüz’ün notlarından Genelkurmay da bir toplantı yaptık, vardığımız sonuç şuydu: Cumhurbaşkanı seçme yetkisi TBMM’ne aittir. Aradan bir iki gün geçmişti. 1. Ordu komutanı Fahrettin Altay geldi ve: “Asım Paşa cumhurbaşkanı kim olacak?” dedi. Olanları anlattım ve itiraz etti: “Olmaz öyle şey” dedi, “mademki mareşal (Fevzi Çakmak) kabul etmedi, o zaman İnönü cumhurbaşkanı olmalıdır’ dedi. “Neden? Bu karar da nereden çıktı?” (Diye sordum). “1. Ordu ve tümen komutanları toplandık ve bu kararı aldık” dedi. Dur dedim, Mareşal Fevzi Çakmak’a haber vereyim. Gir içeriye ve derdini anlat. Fahrettin Paşa yanına girince, Mareşal beni de çağırdı: “Asım Paşa bak Fahrettin Paşa ne diyor?” “Vallahi efendim kararımız (seçimi Meclis’e bırakma kararı) demokrasi prensipleri bakımından doğru ve yerindedir. Ancak dünyanın karışık durumu, Nazilerin, faşistlerin ve komünistlerin şahlanmış ihtirasları karşısında Fahrettin Paşa’ya hak vermemek mümkün değil “İşte İsmet İnönü bu şekilde cumhurbaşkanı olmuştur.” (Yani ordunun isteğiyle)

Tek parti döneminin hatırı sayılır bir kesimi İnönü dönemini eleştirir. Hatta karşı devrim diyenlerde vardır, milli mücadelede bir rolü olmamış, Amerika mandacısıdır iddiasıyla şiddetle eleştirilir. Bu konuda Kazım Karabekir Paşaya 27 Ağustos 1919 tarihli mektubunda “… Bütün memleketi parçalamadan Amerika’nın denetimine (murakabesine) tevdi etmek, yaşayabilmek için yegâne ehven çare gibidir.”

(Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1960)

Dikkat edilirse Erzurum kongresi 23 Temmuz 1919 tarihinde yapılmış bu mektup ise 27 Ağustos 1919 tarihlidir. Yani Erzurum kongresinden tam otuz dört gün sonradır. İşin özü: İsmet Paşa milli mücadelenin başarısına inanmıyordu. Yorumu yapılır

1923-1950 yılları arasında CHP milletvekili olarak görev yapan Tek Parti dönemini anılarla anlatan bir nevi CHP’nin vakanüvisti (devlet tarihçisi) Falih Rıfkı Atay Çankaya adlı eserinde şunları nakleder “… Atatürk yüzüme baktı: “Sen benim tarihimi yazacak olanlardansın.’ İşin gerçeği, kendisinin benimle gelmesini istemeye gitmiştim. (İnönü’yü kastediyor) Yeni evlendim. Beni biraz rahat bırak, dedi. Gelmek istemedi” Yıllar sonra bir yolculukta Tokat’a uğramıştık. Milletvekillerin den Mustafa’nın evinde idik. Sedat Paşa Kolordu Komutanı idi. Kuvay-ı Milliye’ye katılmadığı için emekliye ayrılacakken, Atatürk, İstanbul’da benim isteğimle kalmıştır, diye bir belge vermesi üzerine kurtulmuştu. Atatürk: Fena mı ettik? Ordumuza iyi bir komutan kazandırdık, dedikten sonra: “Söz aramızda, İsmet de öyle değil mi? diye gülümseyerek yüzümüze bakmıştı”

İsmet İnönü döneminde ikinci dünya savaşı yaşanmıştır. Türkiye savaşa girmedi 1943’de Adana’da Yenice Tren İstasyonu’nda bir vagonun içinde tarihi bir görüşme gerçekleşti. Türkiye’ye gelen Churchill, İsmet İnönü ile iki gün boyunca pazarlık yaptı. İngilizler, Hitler’e karşı Balkanlar’da bir cephe açmak için Türkiye’yi yanlarına çekmeye çalışıyorlardı. Churchill, İnönü’ye “Her türlü ihtiyacınızı karşılamaya hazırız” dedi. Önüne bir liste koyduk. “At nalı, at nalı çivisi” diye başlıyor ve devam ediyordu. Anadolu böylesine fakirdi! (Emin Pazarcı 26.11.2017)

Cumhuriyet ilan edileli 20 yıl olmuş ama bir kalkınma devrimine imza atamamışız maalesef. Nelerle uğraşmışız? Dr. Abdullah Cevdet "ırkımızı ıslah etmek için yurt dışından damızlık erkek getirtelim" derken; Karabekir’in anlattığı bir olay var. “Mecliste Mahmut Esat Bey İslam terakkiye (ilerlemeye) manidir. Bu dinle yürünmez mahvoluruz. Ve bize kimse de ehemmiyeti vermez” diyordu. Şapka giymedi diye kadın asıyorduk. Reddi miras yapıp geçmişimizi kötülüyorduk. İşte biz bunlarla uğraşırken, dünya atom bombası yapıyordu.

Cumhuriyet yıllardır ambalaj olarak kullanıldı. Demek ki ambalaj yetmiyor içindeki ürün önemli. Osman Can’ın aşağıdaki tespiti bu siyasi ambalaj altında gerçekleşti.

“İstiklâl Mahkemeleri, Meclis'te yer alan hızlı ve radikal kişilerden oluşturulmuştur.

Kel Ali, Kılıç Ali ve Necip Ali, yani Üç Aliler divanı. Türkiye'yi teröre boğmuş olan bu mahkemelerin yalnızca ismi "mahkemeydi". Önce idam edip sonra yargılama yapan mahkemeler (Prof. Dr. Osman Can)

“İşsiz olan ya da başını sokacak bir evi olmayan fakir insanlar barınma sorununu halletmek ve geçim güçlüğünden kurtulmak için küçük suçlar işleyerek hapishaneye girmeye çalışıyorlardı. Örneğin tramvayda hırsızlık yaparken yakalanan fakir ve işsiz Çopar Ahmet, çıkarıldığı mahkemede, kış gelince fakirlikten, odun sıkıntısından, yiyecek darlığından dolayı hapishaneye girip rahatlamak için tramvayda hırsızlık yaptığını söylüyordu (Vatan, 2 Aralık 1943) (İş Bankası: 2016, s. 241)

Karnını doyurmak ve kışı geçirmek için hapse girmeyi göze alanlara rastlanan o yıllarda fakir ailelerin yetişkin çocukları yaşlarını büyüterek askere gidiyorlardı. Sebep basit: Karınlarını doyurabilmek!

Millet karne ile ekmek alırken; Taksim Meydanı’na dikilecek İnönü heykeli için heykeltıraş Belling’e 1 milyon 300 bin lira ödendiğini de bir yere yazalım.

(Mustafa Armağan 15 Ocak 2017 Yeni Şafak),

1950 DP iktidarı ile heykel dikilmeden depoya kaldırılmıştır. Tek parti ve DP döneminde açılamayan 10 ton ağırlığında ve 5 metre yüksekliğinde ki bu görkemli İnönü heykeli, 14 milyon tamir masrafı ile, 1982 yılında kaidesi Gezi Parkından sökülüp Taşlık Parkına taşınmış, törenle açılışı yapılmıştır.

Dönem 1980 askeri darbe dönemidir. Seremoniye katılanlara bir bakar mısınız? Törene Danışma Meclisi başkanı Sadi Irmak başkanlık ederken; İstanbul valisi Nevzat Ayaz, Harp Akademileri Komutanı Org. İsmail Hakkı Akansel, Belediye Başkanı

Korg. Ecmel Kutay, Merkez Komutanı Tümg. Kemal Yüksel, İnönü’nün eşi Mevhibe İnönü, oğulları Ömer ve Erdal İnönü, Heykeltıraş Rudolf Belling’in eşi Joanda Belling, bazı ülkelerin konsolosları, yüksek rütbeli subaylar hazır bulunmuştu.