Sovyet lider Yosif Visaryonoviç Cuğaşvili (Josef Stalin) ikinci dünya savaşı devam ederken Türkiye’nin tarafsız kalıp harbe girmemesinden hep endişe duyuyordu.
26 Haziran 1941’de Türkiye tarafsızlığını ilan etmişti ama SSCB’nin güney sınırında birliklerini yığmaktan da geri durmamıştı. Kremlin, Kızıl Ordu’nun yenilip Moskova ile Stalingrad’ın düşmesi durumunda Türkler Kafkasya’yı işgal eder inancındaydı.
18 Haziran 1941’de Türk-Alman Dostluk Anlaşması imzalandığında Türkiye’de adeta bayram havası esmişti. Cumhuriyet gazetesi 4 gün sonra Hitler Ordularının Sovyetler Birliği’ne saldırmasını “Yeni Bir Haçlı Seferi” başlığı ile kutlamıştı. O günleri Trabzon Milletvekili Faik Ahmet Barutçu’dan (Siyasi Hatıralar, c. 1, Ankara, 2001, s. 494) öğrenelim: “Alman-Sovyet harbi memlekette bir bayram havası vücuda getirmiştir. Herkes birbirini tebrik ediyor. Beş yüz senelik tarihi bir intikamın şevki ve sevinci ile kalpler derhal Alman zaferi içim çarpmaya başladı. TBMM koridorunda Dışişleri Bakanı Saraçoğlu’na: Siyasi gazanız mübarek olsun, dedim. Saraçoğlu: Hepimizin! cevabını verdi. Milletvekilleri birbirlerine: Bayramınız mübarek olsun diyorlardı.”
30-31 Ocak 1943 tarihlerinde II. Cihan harbinin en hararetli anları, Adana’da Yenice Tren İstasyonu’nda Churchill ile İnönü iki gün boyunca pazarlık yaparlar. İngilizlerin amacı; 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan anlaşmasıyla parçalayıp 62 devlet çıkarttıkları Osmanlı’nın devamı Türkiye’yi bu sefer yanlarına alıp balkanlarda Hitler’e karşı yeni bir cephe açmaktı. Churchill, İnönü’ye “her türlü ihtiyacınız karşılanacak” teklifi ile gelmişti. Bizde isteklerimizi “At nalı, at nalı çivisi” diye sıralıyorduk.
Neden At nalı diye sormayın. Cumhuriyeti ilen edişimizin üzerinden tam 20 yıl geçmişti. 1923-1943 arası batı atom bombası yaparken biz; Şapka devrimi yaptık, şapkaya karşı çıkanları istiklal mahkemeleri eliyle astık, Harf devrimi ve dil devrimi ile kültürümüzün üstüne beton döktük. (Atatürk dil devriminin yanlışlığını görüp vaz geçmiştir) Bizim gibi İsrail’de harf devrimi yaptı. Onlar 2 bin yıllık İbranî alfabelerini diriltti, biz ise yok Selçuklu ve Osmanlı döneminde kullandığımız alfabemizi yok ettik. Eskisi yasaklanmasaydı kaybımız olmaz kütüphanelerimiz örümcek bağlamazdı. Keza hilafeti lağvettik, İslam dünyasını başsız bıraktık, Irkımızı ıslah için yurt dışından damızlık erkek getirelim diyenlere şahit olduk. Yahudi Moiz Kohen (Munis Tekinalp) Türk’ün amentüsünü yazdı. Ermeni Agop Martayan’a (Dilaçar) dilimizi teslim ettik. Balolar yaptık dans ettik ama savunma sanayiinde gerekeni yapmayınca at nalı çivisine muhtaç olduk. Oysa Şeker fabrikaları, dokuma fabrikaları, tersane, çimento fabrikaları, demir yolları gibi güzel bir giriş yapmıştık. Normal fabrikalar yanında imparatorluktan kalan silah sanayi tesislerimiz vardı. Her ne olduysa düşmanlara karşı çok yavaş kaldık. Almanya’da I. Cihan harbinde bizimle birlikte yenilmişti ama 20 yılda dünyayı yangın yerine çevirecek güce ulaşmıştı.
Son bir hatırlatma: İngilizler istemedi diye Kût'ül-Amâre zaferini tarih kitaplarımıza koyamadık. Hulasa-i Kelam farklı şeylerle uğraşmışız.
Nazilere karşı müttefik olan ABD İngiltere ve SSCB arasında 16-26 Aralık 1945'te Moskova'da düzenlenen konferansta Stalin’in Türkiye’den toprak ve boğazlarda üs talebi bizi NATO’ya yöneltti. Stalin bizden ne cüretle toprak istedi? Cevabı basit. Çünkü bileğimiz güçlü değildi. Kore’de ABD ve İngiltere’den sonra en büyük kayıp veren BM gücü olma bedelini ödeyerek 1952’de NATO’ya girdik.
NATO ABD demektir yedeği de İngiltere’dir. Sonuçlarına bakınca bir yönüyle Modern bir koloni sisteminin parçası olduk. Ne verirse onunla yetinmek zorundaydık. Her türlü askeri yardımı (19.asrın ilk çeyreğine kadar Akdeniz’de gemilerinin ticaret yapması için Osmanlıya haraç ödeyen) ABD’den aldık. 1970 yılına kadar askerimiz batıdan gönderilen dondurulmuş etleri yedi. Subaylarımız ABD’den gelen donu (iç çamaşırını) giydi. Benim yaş kuşağım Marshall yardımlarını çok iyi hatırlar. (Köydeki evimizin ahırında en az 7 inek varken bize zorla süttozundan süt içirmeye çalıştılar)
ABD ile aramız en başarısız ABD başkanlarından Obama döneminde iyice gerildi ve 15 Temmuz darbe girişimini yaşadık. Devam eden süreçte Trump ve Obama’nın laciverti Joe Biden ABD başkanı oldular. Aramızdaki kavganın nedeni bizim S-400 almamızdır dersek; hata yaparız. İşin doğrusu: Savunmada yerlilik oranı yüzde 80’lere gelmiş (bu oranı bizzat CB Erdoğan açıkladı) bir Türkiye istenmiyor.
Soğuk savaş döneminde, NATO’nun güney kanadında ileri karakol görevi yapıyorduk. Sovyetlerle uzun bir sınırın bekçiliği bizdeydi. Bütçemizin aslan payını modern silahları olmayan ama çok kalabalık askeri olan ordumuz için harcıyorduk.
Türkiye nüfusu bugün itibariyle Population Today verilerine göre 87,9 milyondur. Yunanistan nüfusu ise 9,8 milyon, Bizim İstanbul’un nüfusu ise 15,7 milyondur. ABD bize ve Yunana silah satarken 7/10 oranı diye saçma bir kural icat ederek satış yapmıştır. Bizim katkımız, aldığımız risk ve nüfusumuz dikkate alındığında Yunandan yedi sekiz kat fazla almamız gerekmez mi? Çok zorlayınca da cevap şu olurdu: “Ben üslerim vasıtasıyla sizi korurum üstelik üslerde nükleer silah bile var” Güvenlik ve istihbaratımız ellerinde olduğundan her şeyimizi biliyorlardı.
Demirel’den dinleyelim. “Winston Churchill Amerika'ya gitmiş, Beyaz Saray'da konaklamış. Sabah banyodan çıkınca; kapısı açılmış odasına Başkan Roosevelt girmiş. Bakmış ki Churchill çırılçıplak; Hemen özür dileyerek çıkmak isterken... Churchill “Çıkma, çıkma’ demiş: Amerika'dan gizli saklı neyimiz kaldı ki?” İngiltere’yi kontrol eden ABD, bizi kontrol etmez mi?
Eski dışişleri bakanlarından Çağlayangil “Batı, Türkiye’nin nereye kadar güçlenmesine izin verir?” sorusuna “Yunanistan’ı ezmeyecek, İsrail’i tehdit etmeyecek kadar” cevabını vermiştir. Nitekim 1974 yılında Kıbrıs’ta Rumlar çizmeyi aşınca müdahale ettik ABD bize ambargo uyguladı. O ambargonun hayırlı bir sonucu oldu ve 1975 yılında Savunma Sanayi Şirketi Aselsan kuruldu.
ABD; tank yapan, füze, iha, siha, helikopter, denizaltı, yapıp, NATO ülkesine silah satan bir Türkiye’yi sever mi? Modası geçmiş silahlarını ve yedek parçalarını bize satıyordu. Açtığı kredilerin faizleri bazen anaparayı geçtiği dönemler oluyordu. Kendilerine öyle bağladılar ki, önce yerliliği yok ettiler. Gazeteci Ekrem Kızıltaş’ın naklettiği bir olayı anlatarak işin boyutunu bir görelim
1949'un Hava Kuvvetleri Komutanı'nın (Org. M. Zeki Doğan) Nuri Demirağ'a hitaben şöyle diyordu "Amerikan yardımından bedava uçak almak dururken uçak fabrikanıza sipariş verirsem yarın bu millet beni asar." Bir fikir vermesi için aktaralım: 1 Doların 130 kuruş olduğu 1941-44 yıllarında ABD bize 95 milyon dolarlık savaş malzemesi hibe etmişti. (123 milyon 500 bin TL) Bunların bakımı için ise bütçeden her yıl 400 milyon TL aktarılmıştı 1949'un hava kuvvetleri komutanı, ABD'lilerin havacılığımızı engellemek amacıyla verdikleri uçaklar yerine, Demirağ'ın yaptığı uçakları alabilseydi, ismi havacılık tarihimize altın harflerle yazılırdı.”
İşin kötü yanı, Nuri Demirağ’ın uçak fabrikası da kapatılıyor, eğer kapatılmasaydı ve desteklenseydi, aradan geçen yetmiş kusur yılda biz uçak sanayinde hangi aşamaya gelmiştik oturun bir hesap edin!
“Konunun dışına fazla çıkmadan bir gerçeği belirtmek isterim “Batı hiçbir şeyi bedava vermez, son günlerin moda deyimiyle “bir ürüne para ödemiyorsanız ürün sizsiniz” Bugün bedava kullandığımız soysal medya aparatları (Facebook, Tvitter, instagram vb.) ile kullanıcılar takip ediliyor, kullanıcılar için algı oluşturup yönlendirme yapmak çok kolaydır ve yapıyorlar. Trump denen haydut bugüne kadar seçilen ABD başkanlarının hepsinden fazla oy almasına rağmen, Biden çakalına kaybetti. Kim sayesinde İnstagram ve Tvitter.” Onun için “batının bedavası yoktur.” Diyorum.
Türkiye ne zaman alternatif arasa; bedeli ağır oluyordu. Menderes sanayi hamlesi için ABD ve Almanya’dan istediğini alamayınca; Moskova ile iş birliği yapmaya kalkmanın bedelini 1960 darbesinde idamla ödedi. Demirel ise “SSCB ile ağır sanayi hamlesini yapmamız 1971 askeri muhtırasının gerekçesidir, ne zaman Sovyetler ile karşılıklı menfaate dayalı bir iş yapsam, iktidardan oldum” demiştir
ABD başkanlarından Biden, Obama döneminin başkan yardımcısıydı. O dönemde Türkiye Barzani ile anlaşıyor, Kuzey Irak petrolü 50 yıllığına Türkiye üzerinden akacak anlaşmalar imzalanıyordu. Obama’nın kurduğu (Trump’un itirafıdır) DAİŞ (İŞİD) diye bir örgüt ortaya çıkıyor, Bir mermi atmadan petrol yatağı Musul’u ele geçiriyordu?
ABD’nin emrindeki Irak ordusu hiçbir karşılık vermeden Musul’u DAİŞ'e bırakıp kaçıyordu? Bu hamle Irak ve Suriye'de Türkiye lehine gelişen bütün dengeleri değiştiriyor ve 50 elçilik çalışanımızı da rehin alıyorlardı. Türkiye’nin bölge petrolüne yaptığı stratejik hamleye DAİŞ’le karşılık veriliyordu.
ABD, ben İran’a ambargo uyguluyorum, İran’la ticaret yapılacaksa ben yaparım, ben yapmıyorsam başkasına izin vermem hesabındaydı. Türkiye altın ticareti ile bu ambargoyu deliyordu. Bu sayede milyarlarca dolar Halk Bankası üzerinden ülkemize akıyordu, Önce ABD'li 47 vekil Halk Bankasına yaptırım istedi (yemin ederim ki o vekiller haritada Türkiye’nin yerini bilmez. Önlerine bir kâğıt kondu. Vekil sıfatlı 47 kişiye imza attırıp ABD kendince formalite tamamlattı)
Kısa bir zaman sonra Türkiye'ye içerdeki uşakları üzerinden 17-25 Aralık operasyonu yapıldı, Halkbank’a girdiler, ABD’ye giden Halkbank Genel müdürünü tutukladılar. Ve İran’dan gelen o paranın önünü kestiler, Obama yönetimindeki Amerika alelacele İran’la anlaştı, ambargoyu kaldırdı. Paralar artık Halk Bankasına değil, ABD JP MORGAN bankasına akmaya başladı. Bizim muhalif siyasiler; sünnet çocuklarının cambaza baktırıldığı gibi Reza'ya bak neler yapmış neler! diyerek işin gerçeğini ıskalıyordu, İçerideki ve medyadaki uşakları da halka ayakkabı kutularıyla tiyatro seyrettiriyor, gerçekleri görmelerini engelliyorlardı.
Bu gayri milli zihniyet attığı çamuru aslında kendi yüzüne sürüyordu. O gün ayakkabı kutusu diye kumpas köpürtenler, bugün baklava kutularıyla rezil oldular. Belediyeleri rüşvet çarkına nasıl bulaştırdıkları ortada. Tarihimiz boyunca duyulmadık boyutta yolsuzlukları duymaktan midemiz bulandı. Butlan sonrası Kılıçdaroğlu’nu duydunuz. Arınacağız arınacağız! diye yapılan hırsızlıkları dile getiriyor.
Dikkat edin 28 Şubat darbesinde bankalar soyulup, hazine boşaltılırken, Fadime Şahin Müslim Gündüz tiyatrosunu halka izlettirip uyutanlar yine zihniyetti, Gezide "Mega projelerimizi” hedef alanlar yine bu kafalar değil miydi?
28 Şubat sürecinde kullanılan Müslüm Gündüz-Fadime Şahin olayının perde arkasını CHP Milletvekili Tuncay Özkan, Uğur Dündar’la katıldığı bir TV programında şöyle anlatır. Polis baskını ile ilgili görüntüler gelmişti. Haberi yapan muhabire: Böyle bir haberi niçin yaptığını sordum. Bizim insanların yatak odasına girmek gibi bir gazetecilik görevimiz yok ki dedim. Muhabir arkadaş bana bizi polisler aradı gelin dediler biz de gittik. Özkan devamla, baskını Ali Fuat Yılmazer'in (İstanbul istihbarat şube müdürü idi) de aralarında bulunduğu FETÖ'cü polislerin kurguladığını açıkladı. Amerika 28 Şubat darbesinin yüz de 100 yöneticisidir. FETÖ imiş cunta imiş vb. tamamı açık bir şekilde parmak izi bırakmamak için kullandığı eldivenlerdir.
ABD’nin kalleşlikleri bitmez. Suriye sınırımızda bir garnizon devlet kurmaya çalışan ABD oyunlarını bozmak için Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı adlı üç askeri harekatımız var. Libya, Doğu Akdeniz, Azerbaycan her yerde her cephede mücadele ediyoruz. İktidarda kim olursa olsun batı, hakkını arayan Türkiye’ye düşmandır!
ABD ülkemiz için ciddi bir beka sorunudur. Türkiye’yi bölmeye, çalıştı. Açık açık güneyimizde devlet kurmaya çalıştı. Bize silah vermezken tırlar dolusu silahı PKK ve YPG gibi örgütlere vermiştir. Trump her seferinde kimsenin yapamadığını Erdoğan yaptı diyerek Suriye’de Esat’ın devrilişini övüyor gözüküyor. Apo Terör örgütü PKK’yı feshetti Mazlum Abdi de Suriye’de SDG’yi feshetti. Hiç kimse ABD’nin yarın SDG gibi örgütleri bir başka ad altında canlandırıp besleyip, bize karşı saldırtmaz demesin.
Terörsüz Türkiye projesi olmasaydı İran’a yapılan saldırılar bize de yapılırdı. Zaten İsrail’e karşı her an tetikte olmalıyız. Çünkü İsrail saldırınca bilin ki ABD saldırmıştır.
İsrail'in Gazze'yi bombalamasını insanlık suçu olarak yorumlayan Amerikalı ünlü oyuncu Robert De Niro İsrail’in adeta ABD’nin bir uzvu olduğunu şöyle ifade eder "Yaptıklarından dolayı neden İsrail'i ya da İsraillileri suçluyoruz ki? Kuduz bir köpek tarafından ısırıldığınız zaman kimi suçlarsınız? Köpeği mi, sahibini mi? Kuşkusuz sahibini. Bu yüzden bütün suç Amerika'nın. İsrail gibi bir ülkeyi desteklediği için." der.
Sosyal medya platformlarında Aristoteles’e atfedilen bir söz var Güçlü olanın, mutlaka haklı olması gerekmez. Bu söz günümüz Amerika’sını özelde de Trump’u ifade etmiyor mu? Ben güçlüyüm istediğime saldırırım.
Lâmı cimi yok! bu haydutlara karşı Bileğin güçlü olacak!