Merhum Turgut Özal 600 yıllık Osmanlı’yı 6 yılda yıkan 3’lü ittihatçı çete dediği Yüzbaşılıktan paşalığa yükselen Enver, posta memurluğundan paşa olan Talat ve Güney cephesi komutanı İngilizlerin adamı Cemal Paşa. 1908 darbesiyle Yönetimde söz sahibi oldular. Yapılan anayasa değişiklikleriyle yürütmede bütün gücü ellerine aldılar. Padişahlık makamı ittihatçılar karşısında o denli güç kaybına uğramıştı ki; Halifelik unvanı olmasaydısadece evrak onaylayan noter konuma düşecekti.
Abdülhamit yönetimi için istibdat (baskıcı) suçlaması yapan İttihat ve Terakki, kendileriiktidara gelir gelmez kanuni düzenlemelerle ve sansürle matbuat (basın) yasakçı bir rejime maruz kalmıştır. Bu dönemde gazeteler kapatılmış, gazeteciler ve muhalif basın susturulmuş, hatta suikastlar sonucunda öldürülenler olmuştur
İttihat ve Terakki için, Abdulhamit gitmeliydi. Sonrası ise düşünülmüyordu. Devlet yönetmek onların işi değildi sadece komitacılığı iyi biliyorlardı. Zaten iktidarı ellerine aldıkları andan itibaren hızlı bir şekilde toprak kayıpları başlamıştı.
Bugün Abdülhamit’i eleştirenler, onu savaştan kaçınmakla, hatta korkak olmakla suçlarlar. Ama aynı kafalar, İsmet İnönü’nün ikinci dünya savaşına girmeyişini siyasi bir dahilik olarak değerlendirirler. İkinci dünya savaşına katılsaydık kazanan tarafta olacaktık ne Rusya toprak isteyebilirdi ne de boğazlar bugün ki gibi yolgeçen hanı olurdu. İngiliz ChurchillAdana’ya gelmiş iki gün İnönü’yü ikna etmek için uğraşmıştı.
Abdulhamit’in kıymeti ancak, ittihatçıların yönetiminden sonra çok iyi anlaşılmıştır. Aynı şeyi bugün Erdoğan karşıtları için geçerlidir. Erdoğan’ın kıymeti onun görevini tamamlamasından sonra anlaşılacaktır. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığına adı geçenlere bir bakın, bir de Erdoğan’a bakın. Farkı fark etmemek körlük olur.
Abdülhamit hanın şiddetli muhalifi olan Filozof Rıza Tevfik yıllar sonra özür ve itiraf dolu bir şiir yazar. Şiir çok uzun ben birkaç mısra alıyorum sadece.
Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han? / Feryadım varır mı barigahına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan, / Şu nankör milletin bak günahına.
Tarihler ismini andığı zaman, / Sana hak verecek, ey koca Sultan;
Bizdik utanmadan iftira atan, / Asrın en siyasi Padişahına.
Divane sen değil, meğer bizmişiz, / Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz
Sade deli değil, edepsizmişiz / Tükürdük atalar kıblegâhına
Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena, / Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıktı bunca veledi zina / Yuh olsun bunların ham ervahına!
Yeri gelmişken yanlış bir ezberi bozalım. Abdülhamit tahttan indirilince güya Volkan gazetesi sahibi Derviş Vahdeti ile Mithat Paşa 19 Temmuz 1909’da Sultanahmet meydanında karşılaşırlar. Vahdeti “şimdi ne olacak?” diye sorar. Mithatpaşa’da
“Biz Abdülhamit gitsin diye uğraştık, sonrasını hiç düşünmedik ki” der. Bu anlatım tamamen palavradır. Bu ikili o tarihte ancak ruhlar aleminde buluşabilirler. Çünkü
19 Temmuz 1909 tarihi Derviş Vahdeti’nin Sultanahmet meydanında idam edildiği tarihtir.İkinci yanlış ise Mithat Paşa’nın o tarihte o meydana gelmesi için hortlaması gerekir. Çünkü Mithat Paşa tam 25 yıl önce Mayıs 1884 tarihinde sürgün edildiği Taif kalesinde muhafızları tarafından boğularak öldürülmüştür.
İkinci meşrutiyet ilan edildikten sonra kurulan ilk parti Ahrar (hürler, özgürler) partisidir İttihat ve Terakki o sıralarda cemiyet olarak faaliyet gösteriyordu. (Cemiyet olarak seçimlere girmiş ve bütün vekillikleri kazanmıştı) Siyasi parti kimliğini 1913 yılında almıştır. 1876 yılından 1946 yılına kadar milletvekilleri iki dereceli sistemle seçilmiştir. (Bu sistemle seçim bölgelerinde birinci seçmenler seçilir onlarda milletvekillerini seçiyorlardı.)
Osmanlı döneminde çok partili sistem uygulanmıştır. Cumhuriyet döneminde ise 1946 yılına kadar çok partili sisteme resmen izin verilmemiştir. Şöyle ki: 1925 yılında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatılmıştır. Türkiye tek partili bir cumhuriyet dönemini yaşadı. Meclisin işlevsiz hale gelmesi, iktidarın denetlenememesi, ekonomide iyileşmenin olmaması, halkın refah seviyesinin yerinde sayması gibi sebeplerle 1930’lu yılların başında bir takım yeni arayışlar gündeme geldi. Bunların başında gelen bir muhalefet partisinin kurulmasıydı.
Bu nedenle Atatürk tarafından Ali Fethi Okyar’a Serbest Cumhuriyet Fırkası adıyla bir muhalefet partisi kurduruldu. Tek parti ile idare edilen Türkiye’de muhalefet partisinin kuruluşu demokrasiye geçiş olarak değerlendirildi.
Ancak! Serbest Cumhuriyet Fırkasının ciddi bir halk desteği görmesi; iktidardakileri korkuttu. İlk önce İnönü, peşi sıra Falih Rıfkı Atay ve iktidar yanlısı basın peş peşe muhalefet partisine saldırmaya başladılar. Fethi Okyar İzmir’e gider, kendisini karşılayanlar için basında “serseri, komünist, sabıkalılar” diye manşetler atılır. Ülke kaosa sürükleniyor, cumhuriyet değerleri zaafa uğratılıyor iddiaları seslendirilir Dikkat ederseniz hep aynı dil, aynı terane.
2008 yılında aynı fosil zihniyet: Mecliste 411 el kaosa kalktı diye manşet attı.Gurur duyduğum olaydır. 411 elden biri de benim elimdi.
Serbest Fırkanın kuruluşunda bir ay sonra mahalli seçimler vardı. Daha teşkilatlarını kuramamış olsa da seçime katılma kararı alındı. Öyle bir seçim ki, tamamen iktidarın kontrolünde yapılıyor, yargıç teminatı yok. Her türlü usulsüzlük, hukuksuzluk devlet eliyle yapılabiliyordu. Çünkü Valiler CHP il başkanı, Kaymakamlar CHP ilçe başkanı idi. Örneğin Adana’da seçmen listesinde yer alanların sayısından fazla oy çıkmıştı; amma Vali Bey bu fazlalığı geçerli saymıştı. Serbest Fırka taraftarlarının bu seçimde kimi dövülmüş, kimi tutuklanmıştı. Atatürk bile kazanan bizim parti değil, idare partisidir, Vali, Jandarma polis, kaymakam partisi demişti.
Ağustos ayında kurdurulan ve 5 Ekim de ise Belediye seçimlerine katılan Serbest Cumhuriyet Fırkası ülkeyi anarşi ortamına sürükler, devlet otoritesi ve inkılaplar zarar görecek bahanesi ile 3. ayını doldurmadan yine Atatürk’ün isteği ile Fethi Okyar tarafından feshedildi. Seçimlerde kazandığı belediyelerin başkanları ise ya Cumhuriyet halk fırkası (CHP)’ye geçirildi ya da istifa ettirildi.
Taha Akyol’un 2017 yılında Hürriyet gazetesinde bu konu hakkında “Devlet Tek Parti’yi kazandırdı. Fakat Samsun’da bütün baskılara rağmen Serbest Fırkadan Boşnakzade Ahmet Bey belediye başkanı seçildi.” Diye yazar.
Her ne kadar baskılara rağmen dense de anlıyoruz ki Samsun Valisi adil davranmış Çünkü Serbest Fırka kurucularından Ahmet Ağaoğlu, Atatürk’e “Paşam, eğer bütün memlekette Samsun valisi gibi insanlar olsaydı; hiç şüphe yoktur, seçimlerin dörtte üçünü bizkazandırdık” demişti. (O seçimde Boşnakzade Ahmet Resai Bey 3 bin 112 oy, CHP adayı ancak 416 oy alabilmiştir. Yedi kattan daha fazla bir fark vardır)
Serbest Fırkanın kapatılmasından beş gün sonra Gazi Paşa bir yurt gezisine çıkar ve 22 Kasım 1930 tarihinde Samsun’u ziyaret eder.
Akşam yemekte belediye reisine:
Şimdi, Reis Beyefendi; zatıaliniz de artık feshedilmiş (kapatılmış) olan bir fırkanın (partinin) belediye reisi olarak vazifenizde devam etmek istemezsiniz değil mi? İstifa ediniz; yeniden intihap (seçim) yapılsın; belki yine zatıaliniz seçilebilirsiniz, emrini verdi.
Belediye Reisine “Emir buyurursunuz” demekten başka söz kalmamıştı. Fakat Reis öyle yapmadı: “Paşam bendeniz Serbest Fırkayı tanımıyorum. Bu seçim halkın şahsıma karşı güveni şeklinde tecelli etmiştir. Mesele seçimin serbest olmasından ibarettir. Eğer bu vaziyette istifa edersem halkın bu teveccüh ve itimadına karşı küfranı nimette (nankörlük) bulunmuş olurum.
Eğer benim bu işte kalmam istenmiyorsa, hükümetin elinde imkân vardır, Danıştay vardır, seçimleri fesheder. Bendeniz de o zaman halka karşı mahcup kalmam.”
Atatürk, sakin bir şekilde “Düşündüğünüz doğru, arzu ettiğiniz gibi olsun” der.
İki gün sonra, İçişleri bakanlığı adına seyahate katılan mülkiye müfettişi Necati Bey bazı sebeplerle (!) Samsun Valisine işten el çektirir.
Beklendiği gibi 25 Ocak 1931’de de Danıştay Ahmet Resai Bey’in belediye başkanlığını iptal eder.