Kimi insan Ay'a araç gönderdi, Mars'a keşif araçları indirdi, gezegenleri araştırdı, kara deliklerin görüntüsünü elde etti, atomun yapısını çözdü.

Kimi insan ise yıldızlara bakıp yolunu buldu, gökyüzünün karakterini yönettiğini söyledi, kimi de “Merkür geriledi, o yüzden sevgilim mesaj atmadı” diyerek telefonun ekranına küstü.

Son yıllarda astroloji öyle bir noktaya geldi ki, artık sabah kahvesinden önce burç yorumuna bakmadan güne başlayamayanlar var. “Bugün iletişim konusunda dikkatli olmalısın” diyor bir astrolog. Ne büyük keşif!

Bakın bunların hiçbir bilimsel güvenilirliği yok, hiçbir sağlam veri, hiçbir kanıt yok. Korkunç.

Peki nasıl davranılıyor?

“Ama bende tuttu!”

Astroloji savunmasının klasik cümlesi budur arkadaşlar.

“Ben burçlara inanmıyordum ama söyledikleri tuttu”

Zihnimizin küçük bir oyunu var; Seçici hatırlama. Astrolog bize on farklı şey söyler. Dokuzu gerçekleşmez, biri gerçekleşir. Biz ne yaparız? Dokuzunu sessizce unutur, tutan bir tanesini arkadaşlarımıza anlatırız: Sonra deriz ki; “Ama bende tuttu!”

Yüzlerce farklı tahminde bulunursanız, bunlardan bazılarının gerçekleşmesi zaten kaçınılmaz.

Neyse asıl konuya değineyim; Karşımızda bilimsel açıdan daha ciddi bir mesele var.

ASTROLOJİYE VE BURÇALARA İNANAN İNSANLAR DAHA AZ ZEKİ

Bunu bilim insanları söylüyor… Konu biraz dikkatimi çekince köşe yazıma taşımak istedim.

İsveç’te Lund Üniversitesinden psikolog Petri Kajonius ve çalışma arkadaşlarının yaptığı araştırmada 264 kişi çeşitli anket ve testlerle değerlendirildi. Araştırmacılar astrolojiye olan inanç ile kişilik özellikleri ve bilişsel performans arasındaki ilişkiye baktı.

Ortaya çıkan sonuçlar oldukça dikkat çekici…

Astrolojiye olan inanç arttıkça narsistik özelliklerin de arttığı görüldü. Daha da önemlisi, araştırmacılar zekâ düzeyi yükseldikçe astrolojiye olan inancın azaldığını bildirdi.

Şimdi burada durup önemli bir ayrım yapalım.

Bu araştırma “Burçlara inanan herkes aptaldır” demiyor. Bilim zaten böyle çalışmaz. Bir araştırmada iki değişken arasında ilişki bulunması, birinin diğerinin kesin nedeni olduğu anlamına gelmez. Ama sonuçta araştırmanın işaret ettiği tabloyu da görmezden gelemeyiz.

PEKİ NEDEN İNANIYORUZ?

Çünkü belirsizlik insanı rahatsız ediyor.

Çünkü insan, kendisiyle ilgili olumlu ve genel ifadeleri kişisel olarak doğru kabul etmeye son derece yatkın.

İşler kötü gittiğinde “Neden böyle oldu?” sorusuna kesin bir cevap bulmak istiyoruz. Aşk hayatımız karıştığında, parasal problemler yaşadığımızda veya geleceğimizi kestiremediğimizde bir açıklamaya sarılmak istiyoruz.

“Ben yanlış karar verdim” demek yerine “Merkür retrosu vardı” demek psikolojik olarak çok daha konforlu.

Üstelik bunun faturası da yok.

Kendi kararlarımızın sorumluluğunu gezegenlere dağıtınca insanın omuzları hafifliyor.

“Burcunuz sizi gerçekten tanıyor mu, yoksa siz kendinizi tanıyan cümleyi mi buluyorsunuz?” bunu bir oturup düşünmek lazım.

Bilimsel düşüncenin temel güzelliği de burada devreye giriyor.

Mesela bilim, “Ben buna inanıyorum, o yüzden doğrudur” demiyor. “İddianı ortaya koy. Ölçelim. Test edelim. Doğru mu yanlış mı bakalım” diyor.

***

İNAN Kİ YILDIZLARIN SUÇU YOK!

Gezegenlerin bizimle bir derdi olduğunu düşünmüyorum.

Mars'ın da milyonlarca kilometre öteden bizim ruh halimizle ilgilendiğini sanmıyorum.

Soruyu değiştirin artık.

“Beni ne bekliyor?” yerine “Ben hayatımdan ne bekliyorum?”

İnsanı geliştiren şey her şeyi bilmek değil.

Yanılıyor olabileceğini kabul edebilmek….