Tarih boyunca büyük değişimleri takip etmeyip direndiğimizde kayıplarımız olmuştur. Tarım devrimi, tarım toplumunu ortaya çıkararak, göçebeliği ortadan kaldırırken; biz uzunca bir süre göçebeliğe devam ettik. Sanayi devrimi ile üretim, tüketim kavramları kökten değişti, sosyokültürel dönüşümler yaşandı, biz tarım toplumu olmaya devam ettik. Şu anda dünya bilgi çağını yaşıyor bizde ise toplumun bir kesimi hala tarım toplumu kültüründen, zihin yapısından, feodal reflekslerden sıyrılabilmiş değil.
Fırsatları ya ıskaladık ya da çok geç kaldık. Tarımsal ekonomiye dayalı toplum düzeni çağlar boyu sürmüş olmasına rağmen, sanayi çağı iki asır sonra yerini bilgi çağına terk etmiştir. Bu çağın ömrünün diğerlerinden daha kısa olacağı şüphe götürmez.
Uluslararası şirket sahipleri (Çok uluslu şirketler) ile bazı servet sahibi, ülkesinin zenginliklerini sahiplenen sultanların (mesela 43 milyar dolar servetiyle Tayland Kralı Maha Vajiralongkorn, 30 Milyar dolar servetiyle, BAE Devlet başkanı Muhammed bin Zayed Al Nahyan, 28 Milyar dolar servetiyle, Brunei sultanı Hassanal Bolkiah gibi) ve sanayi döneminin en zengin kişileri yerlerini dijital çağın öncülerine bırakmıştır.
(2025 rakamlarıyla Microsoft kurucusu Bill Gates’in, serveti 108 milyar dolardır. Google kurucusu Larry Page’in, serveti 138 milyar dolar, Amazon kurucusu Jeff Bezos’un, serveti 243 milyar dolar, Facebook, instagram, whatsapp vb. sosyal medya araçlarının sahibi, Mark Zuckerberk’in serveti, 253 milyar dolardır. Diğer Twitter (X), Youtube, Tiktok, Telegram, gibi platformların sahibi isimler; dijital çağın sultanları oldular)
Türkiye’nin zaman kaybına tahammülü yoktur. Kendi mühendislerimizle savunma sanayiinde İyi bir ivme kazandık ama hala çağa direnen vesayet kokan kültürün temsilcileri bu ülkede direnmeye devam ediyor.
Türkiye’de Daha önce duymadığımız TEKNOFEST etkinliği var. Halk TV’de yorum yapan bir tip çıktı etkinlik için “panayır” dedi. Önceki dönem Sanayi bakanı Mustafa Varank cevaben "TEKNOFEST bir panayır değil, bir teknoloji festivali. Ama belli ki arkadaşın hal hareketleri ve gerginliği, kendisini bir sirk maymunu haline çevirmiş Demek ki bir hazımsızlığı var. Acilen, hem soda içmesini temenni ediyoruz aynı zaman da gelip buraları görmesini istiyoruz" cümlelerini kullandı.
Bu TV yorumcusu, beyin olarak nereden besleniyor derseniz cevabım hazır. Bu kafalar Uçak yapan Vecihi Hürkuş’u, uçak fabrikası yapan Nuri Demirağ’ı, silah üreten Şakir Zümre’yi engelleyen, Nuri Killigil’i koruyamayanların zihin genlerini taşıyor.
Biz 1839 yılında “Tanzimat Fermanı”, Japonya ise 1868 yılında “Meiji Reformu” ile modernleşme yolunu seçmiş iki ülkeyiz. Biz birinci dünya savaşının mağlubu, Japonya ise ikinci dünya savaşının mağlubudur. Biz Osmanlı’nın külleri üzerinden yeni bir devlet çıkardık. Bizim TBMM dolayısıyla yeni devlete adım attığımız 1920 yılından tam 25 yıl sonra Japonya, Hiroşima ve Nagasaki kentlerine atılan atom bombalarıyla yerle bir edildi. Bugün Japonya’nın dünya çapında çok sayıda markası var. Biz bu alana savunma sanayisinde attığımız adımlarla yeni yeni girmeye çalışıyoruz.
İkinci dünya savaşının mağlupları bugün galipleriyle ekonomik alanda aynı hizadalar, Almanya Japonya teknolojide dünya devi oldular, savaşa katılmamış, kayıpları olmamış bir ülke olarak bulunduğumuz konumun sebeplerini sorgulamak zorundayız. El-cevap: Bütün askeri müdahaleler ülkemize atom bombasıyla yerle bir edilen Hiroşima ve Nagasaki etkisi göstermiş, Türkiye her seferinde geriye gitmiştir.
Cumhuriyetin ilk 20 yılında (1920-1940) “Devrimlerle” yeni devlete biçim veridi. Keşke “Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan” sözleri 10.Yıl marşında kalmayıp devam etseydi de “esaslı bir sanayi devrimi” yapabilseydik. 2’nci dünya savaşı ve konjonktür bizi çok partili sisteme mecbur etti. Bu geçiş İsmet Paşanın engin demokrasi inancından değildi. Dış baskı ile olduğu için demokrasiyi bir türlü içselleştiremedik.
(1940-1960) döneminin iktidarı devretme hazımsızlıkları bizi demokrasi dışına itti ve “darbeli demokrasi” dönemine geçtik. 27 Mayıs 1960 müdahalesiyle; başbakan ve bakan asarak, genç demokrasimizde yasaklı siyasiler devrini başlattık.
1960-1980 dönemini ise: ideolojik kavgalarla geçirdik. Bu dönemde de demokrasimiz iki kez 12’den vuruldu. (12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri)
1980-2000 döneminde de araya 28 Şubat darbesini sıkıştırmayı ihmal etmedik, yine bu dönemin göze çarpan çirkinliklerinden, devletin modern bir biçimde soyulması, çeteler, mafya ve kayıt dışı yönetim iddialarını tartıştık. (Postmodern darbe süreci de kayıt dışı bir yönetimdir)
Cumhuriyet dönemini reformlar noktasında ele alırsak; dört ana başlıkta sıralamak mümkündür. Atatürk, dönemi monarşiden cumhuriyete geçişi sağlamıştır. İnönü çok partili sisteme geçişimizde konjonktür gereği zorunlu olarak rol aldı. Özal ise; serbest piyasa ekonomisi dönüşümlerini sağlamıştır, son reform hareketleri ise içinde bulunduğumuz dönemdir.
Reformlara karşı direnme vardır ama bildiğimiz bir şey daha var. Kim direnirse dirensin liderler reform yaparlar. Lideri yöneticiden ayıran temel özellikte burada yatmaktadır. Yönetici şirketi yönetir. Lider ise şirketi kuran kişidir.
Çok partili dönemde keşke yaşanmasaydı dediğimiz olaylara bir bakarsak tam bir paradoksla karşı karşıya kaldığımızı görürüz. Sıklıkla dereyi yukarıya akıtmak isteyen güçler olmuştur. Dere mecrasında akmaya devam etmiş ama müdahaleler sonucu Türkiye çok geri gitmiş ve kaybeden olmuştur.
1960 darbesiyle DP (Demokrat Parti) tasfiye edildi yasaklandı, yerine kurulan, devamı olan AP (Adalet Partisi) üst üste iki seçim kazandı.
1971 de Demirel’e muhtıra verildi ve iktidardan uzaklaştırıldı, Takip eden süreçte Demirel ikisi koalisyon biri de azınlık hükümeti olmak üzere üç hükümet kurdu
1980 yılında bir darbe daha yapıldı. Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş yasaklandı. Atatürk’ün kurduğu CHP ve diğer bütün siyasi partiler kapatıldı.
Kurulan yeni partilerden eskinin devamı görülenler seçime sokulmadı. Turgut Özal; darbeci Evren’in açıkça karşı çıkmasına rağmen (1983 ve1987) iki seçim kazandı, yetmedi 1989 yılında da Kenan Evren’den Cumhurbaşkanlığını devir aldı.
Yasaklı liderlerden Erbakan ve Ecevit Başbakanlık yaptılar, Demirel ise başbakanlıktan sonra Cumhurbaşkanı da oldu. Kapatılan ve aynı isimle bir başka siyasi parti kurulamaz yasağı kalktı. CHP tekrar siyaset sahnesinde yerini aldı.
28 Şubat 1997 tarihinde bir darbe daha yaşandı. Erbakan Bırakmak zorunda kaldı. Refah Partisi kapatıldı. İstanbul Büyük Şehir Belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan hapse atıldı, yasaklandı. Muhtar bile olamaz manşetleri atıldı.
27 Nisan 2007, Tarihe e-muhtıra olarak geçen Gen. Kur. sitesinde bildiri yayınlandı. Amaç eşi başörtülü olan birinin Cumhurbaşkanı olmasını engellemekti. Bildiride: Türk Silahlı Kuvvetleri, kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir. Bu cümle ile asker açıkça müdahale ederiz demişti.
O gece tam 14 kez Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt arandı ama bir türlü görüşme sağlanamadı. Her defasında efendim istirahate çekildi, şimdi iletemeyiz gibi sudan bahaneler. Cemil Çiçek anlatmıştı: Hükümet, Genelkurmay Başkanı'nı arıyor ama Genelkurmay Başkanı istirahatte. Karşıdan düşman girse ne yapacağız veya Suriye'den terör örgütleri sızsa, eylem yapsa ne yapacağız?
Hükümetin açıklama yapacağı haberini alan Paşamız telefon ediyor ve 'Ben torunumu görmeye gidiyordum, jammerlar sebebiyle cep telefonlarıyla iletişim sağlayamadık. Şimdi haberim oldu.' dedi. Hükümetin, 14 saat Gen. Kur. Başkanına ulaşamamasının gerekçesi 'Arabanın önünde, arkasında jammerlar vardı' olabilir mi?" Hükümet sözcüsü Çiçek adeta muhtıraya karşı verilen hükümet muhtırasını okumuş Türkiye rahatlamıştı. İlginçtir o gün bizim reis günlük programında değişiklik yapmamıştır. Bu ne demektir. Amiyane deyimiyle “Kes sesini ağzına biber sürerim” demektir.
15 Temmuz darbe girişimini buraya almıyorum, başlı başına birkaç yazı konusudur. Sadece şunu söyleyelim darbeye direnmede yukarıdaki duruşun payı büyüktür.
Millete hizmette yasaklarla dolu çileli bir hayat. Yasaklı bir lider olarak parti kurdu, kendisi seçime sokulmadı ama seçmen TBMM’de bulunan diğer siyasi partileri baraj altına itti. Ak Parti ve bir önceki seçimde barajı geçemeyen CHP meclise girdiler. 1950 seçimlerinden sonra iki partili meclise tanık olduk.
Yiğit düştüğü yerden kalkar. Baykal’ın da desteği ile yasak kalktı. Siirt’te okuduğu şiir yüzünden İBB başkanlığı elinden alınıp hapse atılan, üstüne 3 yıl siyaset yasağı verilen Erdoğan Yenilenen Siirt seçimleri ile düştüğü yerden kalktı Milletvekili oldu.
Recep Tayyip Erdoğan 2003-2014 arası T.C. Başbakanı, 2014-2018 dönemi halkoyu ile seçilmiş Cumhurbaşkanı (Muhtar bile olamaz dedikleri bizim Reis Külliyede muhtarları ağırlıyor), 2018 Haziran ayından bu yana da başkanlık sistemine geçtik. Yeni sistemde Cumhurbaşkanı seçilmiş ilk başkandır.
Erdoğan Türkiye’nin önüne bölgesel ve küresel süper güç olma yolunda vizyon hedefler koyuyor. 2053 ve 2071 hedefleri. Bir de muhalif yapının hedeflerine bakalım: “Erdoğan’ı devirelim, eski sisteme dönelim,”