‘’İnsan ne ile yaşar?’’

En sevdiğim kitaplardan biridir. Tavsiye ederim okumamış olanlara. Tolstoy…

İnsan ne ile yaşar? Peki insan nasıl yaşayamaz?

Belki de insanoğluna verilecek en büyük ceza korku ve tedirginlik. İnsan ruhuna bunlarla acı çektirilebilir. İnsan ruhu korkuya, güvensizliğe, tereddüte, kararsızlığa kafa tutabildikçe daha dik duruyor. Daha dik, daha zengin, daha sağlıklı.

Çok güzel bir gün geçirdim bugün. Etrafımdaki her şey bana çok iyi hissettirdi… Kâh duygulandım, kâh gülümsedim, kâh düşündüm. Öğrendim, naçizane öğrettim. Söylenenler karşısında sanki içimdeki kelebeklerden dolayı gıdıklanarak büzüldüm, güzelleştikçe içim ben küçüldüm. Çünkü hiçbir şey bizden ötürü değildi. Hiçbir şey hiçbirimizden dolayı değilken birimizdeki güzelliğin hepimizi etkilediğine de eminim. Birlik bilincini kaybetmemek gerek dostlar. Şükretmeyi teşekkür etmeyi… Bilimin ışığında bilinçli, düşünerek ve akıllıca yürümek gerek bu yolları. Yaşamak, ‘iyi yaşamak’ başlı başına zor bir sanat belli ki…

Olduğu gibi de güzeldir insan. Olduğu haliyle. İnsan bununla rahatlatılmalı, sevilmeli, değerlenmeli. Sadece yaşadığı için değerliyken her biriniz, sadece nefes aldığımız için hepimiz hepimizin bir parçasıyız. Yardım uzatan eller, yaşatan çaba, bakan göz, dokunan parmaklar, dayanan yürek… Şükürler olsun sizi yaradana. İnsan insanın katiliyken insandır insanın kurtarıcısı da… Önemli olan senin pencerenin hangi gökyüzüne açıldığı. Unutma ‘’Oku’’mayı.

Bana sorarsanız son 5 yıldır kara bulutlar dolaşıyor gökyüzünde. Güneşe hasret kaldığımız, galiba bir daha doğmayacak dediğimiz anlar bile oldu. Ama doğdu! O kara bulutlardan korku ve acı da yağmadı mı? Yağdı. Islandık ıslanıyoruz. Seyrettiğimiz acıları asla hissetmiş olmuyoruz. Ne kadar yaralı olduğumuzun bile farkında değiliz beki de. Ve ve ve kara bulutlara sebep olanlardır yananlar.

Unutmamalıyız artık öyle kolayca. Belki de her fırsatta hatırlamalı ve hatırlatmalıyız. Önlemler almalı. Çözümler üretmeliyiz. Böyle karambole yaşamaktır belki de günah olan? Sorumluluklarımızı yerine getirmemek, yapabileceklerimize rağmen bir kaşık suda boğulmaktır belki de asıl günah olan?

Her köşe başı psikolog olmalı değil mi? Öyle olmadı mı zaten. Nedir bu soluduğumuz? Nedir bu yediğimiz? Bir düşün bakalım. Nedir bu gördüğün, artık hissedemediklerin? Ne uğruna varsın sen. Düşün yakasından insanoğlunun bre karartanlar!

Derin bir nefes almalı şöyle bir durup. Ramazan geliyor, bu enerji belki hepimize bir yol gösterici olur. Daha güçlü, kararlı, dirayetli, sevgi dolu olmamıza yardımcı olur belki. Unuttuklarımızı hatırlamamıza ya da yeni farkındalıklar oluşturmamıza sebep olur belki.

Sahip olduklarımızın kıymetini bilme, hunharca yediğimiz her şeye şükretme, tatları yeniden öğrenme, fark etme dönemi geldi yine. Şükretme, yavaşlama, bakma, görme, nefeslenme dönemi…

Bir durun ve derin derin nefesler alın lütfen. Hep beraber yapalım bunu. Şu sıkışan enerjilerimiz hayra güzelliğe nurlara dönüşsün. Yoksa daha çok patlamasın her şey. Patlamayalım artık. Patlamasın metaller, toprak, gökyüzü, bedenler. Ruhlarımızı güçlendirecektir Ramazan. Duamızda, evimizde, özümüzde kalalım…

Hoş geldin Şehri Ramazan…