Yan masadaki adam şöyle dedi:
Biz ahlaksız bir toplum olduk.
Ayın iki haftası yurt dışındayım ve inanılmaz huzurlu hissediyorum.
Ben demiyorum yan masadan duyduklarımı yazıyorum.
Kalkıp buraya bir kişiden duyduklarımı da yazacak halim yok genel olarak duyduğum şeyleri yan masada oturan kumral beyefendinin ağzından sizlerle paylaşıyorum.
Asla özellikle dinlemiyorum bu arada, masalar çok yakın. İşletme, aynı anda daha fazla insanı ağırlayıp daha fazla kazanmak için özel alanımıza saygı duymadan masaları dipdibe yerleştirmiş.
Adam şöyle devam ediyor :
Ben dışarı çıkmıyorum gerekiyorsa yüz yüze görüşmelerimi de ofiste yapıyorum . Çünkü trafikte de kavga dövüş!
Toplum olarak acayip bir hal aldığımız su geçirmez bir gerçek. Hangi toplum?
Geçenlerde bir röportaj izledim. Orada da uzun süre yurtdışında yaşamış olan kumral ve güzel bir kadın şöyle diyordu:
*Aidiyet hissi başka bir şey, ülkeme döndüğümde ayaklarımın ilk defa yere bastığını hissettim.
İkisi de gerçek…
Burada yapılması gereken ülkeden vazgeçmek değil bu topraklarda ahlaklı yaşamaya çalışmak belliki!
Dışarıdan gelen her türlü saldırıya karşı öz benliğimizi ve insan olma kabiliyetimizi korumak.
Başkalarının haklarına kendi haklarımızmış gibi hassasiyet göstermek.
İnanın hayat daha kolay oluyor!
O öyle bu böyle…
Kimi düzeltebiliriz kimseyi düzeltemeyiz kendimizden başka.
O zaman kendimizi mi düzeltmeliyiz? Evet bravo.
İyi de hocam biz ahlaklı davranırken ahlaksız davranan,
Atı alıp üsküdarı geçiyor!
Burada da şunu söyleyebilirim: Uzun vadeli düşünmek lazım…
O Üsküdar’a bugün varır siz Üsküdar’a bir hafta sonra varırsınız belki ama o Üsküdar’da iki gün kalır siz belki Üsküdar’da ömür boyu yaşayabilirsiniz.
Örneğin.
Başka yaşayacak toprak yok.
Bu arada birbirimizi suçluyoruz da meselenin iyi insan kötü insan olduğuna da inanamadım ben yıllardır.
Sana kötülük yapılmasına izin veren de sen değil misin? Kötülük diye adlandırdığın şeyin, sana yapılmasına izin verme. Bunun yapılması ihtimaline sokma kendini. Ne dersin?
İyi de hocam her kötülüğün ihtimalini nasıl fark edeyim ben?
İşte burada da devreye kendini geliştirmek giriyor. Ona buna bakacağına kendini geliştir.
Bir yerde ciddi bir sıkıntı var. Hayat şartları sebebiyle yeni beceriler kazanıyoruz yararlı olmayan …
Sonucunda içsel bir boşluk, derin bir yalnızlık…
Makina gibi çalışmaktan kendimizi ayıramadığımız, düşünemediğimiz vakitler…
Bütün bunların yanı sıra yapabileceğimiz tek şey kendimizi düzeltmek belliki. Nedir ki bu kendimizi düzeltme meselesi? İnsan kendini nasıl düzeltir yahu?
Bu dünyada kendimizden başka hiç kimse üzerinde yetkimiz yok.
Bana göre çoluğumuz çocuğumuz annemiz babamız arkadaşlarımız da buna dahil.
Yardımcı olabiliriz yol gösterebiliriz ama yönetememeyiz, isterseniz deneyin…
Bir ömür harcadıktan sonra siz, sonuçlarını konuşabiliriz…
O hal bu haldeyken yan masadaki kumral arkadaşım, yapabileceğin tek şey kendini düzeltmek hepimiz için olduğu gibi …
Öz disiplinimizi sağlayabilme, öz eleştiri yapabilme, öz farkındalığımızı geliştirme kaslarımızın çalışması dileğiyle …
Farkında mısınız çözümler hep öz kelimesi ile başlıyor :)