Muhalefetteki 6 siyasi partinin genel başkanları tarafından imza altına alınan ‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’yle belediyeler ve yönetilen kentler için nelerin düşünüldüğünü, vaat edildiğine odaklandık.

Tam dosya durumuyla 244 sayfalık metinde, 9 ana ve 75 alt başlıktan oluşan maddelerle yönetimsel gelecek taahhüt ediliyor.

Türkiye’de;

Nüfusun şehirlilik oranı sürekli artıyor, endişe büyüme gidişatta, sorunlar için endişeler ve çözüm arayışları konuşuluyor.

Böyle ülkede;

Özellikle…

Belediyelerin, görev, yetki ve sorumluluklarıyla da bütçe imkanlarıyla da ciddi sıkıntılar, sorunlar yaşadığını görüyoruz.

Türkiye’yi yönetmeye aday 6’lı Masa’nın ‘Ortak Politikalar Mutabak Metni’ne baktığımızda, çok gereksiz detaya girildiğini, lafın uzatıldığını, siyasetçi ağzıyla ifadelerin kullanıldığıyla karşılaştık.

Klasik bir muhalefet refleksiyle “İnsanların beton kulelerin arasına sıkıştırıldığı, komşuluk ilişkilerinin yitirildiği, sosyal gelişimlerini sekteye uğratarak birbirinden uzaklaştırıldığı dikey betonlaşma hastalığını terk edeceğiz.” denilmesi gibi, örneği verebiliriz.

Aslında…
Trajik olarak;

Beton kuleleri isteyen de, satın alan da, farklı proje ve anlaşmalarla talep eden de, ek imar hakkı isteyen de aynı milletin insanları değil midir?

Zira…

Ali Ağaoğlu’nun devasa Maslak 1453’ünde devletinde gelir ortaklığı paydaşlığı da vardı, proje de elde kalmadı.

‘Ortak Politikalar Mutabak Metni, teknokrat bir tarzı tam anlamıyla veremediği gibi, belirsizlikler de taşıyor.

Çağdaş şehirleşme ve ilkeler açısından, aslında sözü uzatmadan vaat edilebilecek olanlar, alt alta yazılabilirdi.

Yarım yüzyıl öncesinin imar kanunu, yeniden yazılmalıdır, ama mütabakatta net ifade, hedef yok, Yapı Polisi de yok.
Mülkiyete özel yasal sayıda kapalı veya açık otoparklar yapmak yerine, belirli bir tutarda para verdirmeyi yeterli gören yönetmelik için düşünülen yok.

İmar ve planlamaya ilişkin yasal düzenlemelerin, yeni yönetmeliklerin birçok kez ötelendiği ülkede, kent ve mevzuat disiplini önem taşıyor.
İllere yönelik il çevre düzeni planı uygulamaları zaten standart duruma getirildi, mesele, ‘sonradan delinip delinmemesi’dir, ama bir güvenceyi veren bağlayıcı tam veya kritere dayalı mutabakat taahhüdü de göremedik.

Kentlerde raylı sistem projelerinin devreye alınacağından söz etmek, trajikomik kalıyor, zaten bakanlık ve belediyelerce yapılıyordu.
Mesele;

Belediyelerin bütçesel imkanları üzerindeki raylı sistem projelerinin, doğrudan merkezi yönetimce üstelenebilmesine ihtiyaç olduğudur.

Velakin…

Muhalefetin vaat ettiği belediyecilikte, raylı sistemler için belediyelere somut destek taahhüdü olmadığı gibi, lastik tekerlekli toplu ulaşımda akaryakıta ÖTV indirimi veya muafiyet de söz edilmiyor.

Afete önemden söz eden;

Muhalefetin olası bir hükümeti için “İstanbul depremine karşı, risk azaltmayı hedefleyen Hayat İstanbul Projesini başlatacağız.” denilmesi, aynı riske sahip Bursa için ölçüsü kaçmış haksızlık değil midir?

Büyükşehir statüsündeki kentlerde belde belediyelerinin açılması öngörülürken, Bursa’da köy kadar belediyelerin vaktiyle ilan ettikleri sanayi bölgeleriyle ders alınmamış gözüküyor?
Kentlerin yerinden yönetimini esas alan, merkezi yönetimi sıkı ve etkili takip ve denetim göreviyle konumlayan sistem gerekiyor.

Çağdaş, yaşanabilir şehirleşmeyi, daha güçlü bilim ve hukuk üzerine oturtan ve güçlü temel kuran düşünce ve sistemsel vaadi de, göremiyoruz.

Yönetime, kararlara katılımcılığı ortaya atan, ama uygulamada tıkanıklığı ve çözümsüzlüğü getirebilecek bir bakış izlenmini de edindik.

Sözün özü…
Yerel yönetimler ve kent politikas olarak, demokrasi, adalet ve rantla mücadele gayesiyle süslenen, lafların çok uzatıldığı, bir dilek kutusu gibi tarzında, otobüs durağında ayaküstü konuşulanlar gibi, teknikten yoksun bir derleme olduğunu düşünüyoruz.