Türk Dil Kurumu sözlüğünde Yedi Canlı:

Sonucu ölüm olabilecek birçok olaydan sağ çıkan olarak açıklanır.

Demirel’den bir anı ile anlatalım. Demirel’in doktoru Prof. Dr. Osman Müftüoğlu anlattı 1994 ekonomik krizi için haliyle para devalüe edilmiş, moraller düşük ve endişe var: Demirel üzerinde dünya haritasının olduğu küreyi istemiş ve küre üzerinde Türkiye’yi parmağıyla gösterip “Gördüğünüz gibi Türkiye sal gibidir. Suyun üzerindesiniz. Popon ıslanır ama asla batmazsın.” (Korkmayın rahat olun demek istemiş)

Türkiye çok zorlu virajları, tümsekleri, içeriden ve dışarıdan çok zorlu ihanetleri, düşmanlıkları aşarak yoluna devam ediyor.

Keçecizade Mehmet Fuat Paşa esprili konuşabilen bir Osmanlı devlet adamıydı. Dışişleri bakanıyken bir yurt dışı seyahatte Fransız devlet adamı Compte de Montauban ile yaptığı konuşmada Montauban: Ne diye beyhude ısrar ediyorsunuz? hangi kuvvetinize güveniyorsunuz? Osmanlı devletinin ne derece zaafa düştüğünü görmüyor musunuz? Dedi.

Fuat Paşa Fransız’la alay ederek cevap veriri: Hayır Kont! Hayır! Osmanlı hiçbir zaafa düşmemiştir. Bütün kuvvetini muhafaza ediyor ve edecektir. Osmanlı en kuvvetli, en dayanıklı devletlerden biridir. Üç yüz senedir siz dışarıdan, biz de içeriden yıkmaya çalıştığımız halde bir türlü yerinden sarsamadık! Der.

İttihat ve Terakki komitacıları, önce Abdülhamit’i tahttan indirdiler. Alpaslan Türkeş Komitacıdan devlet adamı olmaz der. Enver, Talat, Cemal Paşa Osmanlı devletini savaşa soktular. I. Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğradık. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı fiilen sona ermiştir. 1 Kasım 1922’de de saltanatın kaldırılması ile Osmanlı Devleti resmen sona ermiştir.

Malum: İki Yahudi bir araya gelse şirket kurar, iki Türk bir araya gelirse devlet kurar.

Nitekim Osmanlının külleri üzerinde Türkiye dünyaya ilan edilmiştir. Cumhuriyeti ilan ettiğimiz 1923 yılından bu yana yaşanan darbelerde her zaman dışarıdan bir akıl var olmuştur. Bu daha çok NATO tabii ki ABD aklıdır. NATO ile sadece ordumuza değil, devletin kılcal damarlarına nüfuz edilmiştir. Karşımıza adeta genleri ile oynanmış, ceberut yönü daha baskın bir yapı çıkarılmıştır. Yaşananları görmek için zaman tünelinde fazla detay yapmadan biraz dolaşalım.

Adnan Menderes; İngiltere, Irak, İran, Pakistan’la 1955 yılında Bağdat Paktını imzalar. Karamanlis’le birleşik Kıbrıs devletinin niteliği konusunda 5.2.1959 tarihinde anlaşma yapar ve garantör ülke statüsünü alırız.

Ekonomide sanayi yatırımları yapmak isteyen Menderes’e batılı müttefikler karşı çıkarlar. Gazeteci Nur Batur ''İngiliz gizli belgelerinde Menderes-Amerika kavgası ve 27 Mayıs’a doğru'' başlıklı bir yazı dizisinde Türkiye’deki İngiliz kaynaklarının Londra’ya verdikleri raporlarda Amerika’nın; Menderes ve Zorlu’dan yatırımları durduracak kararlar almalarını, sanayileşmeden vazgeçmelerini istediklerini belirtiliyordu. Menderes ise Rusya ile temasa geçip kaynak aramaya kalkışmıştı.

Menderes 17 Şubat 1959 Cenevre’ye giderken uçağı düştü ama sağ kurtuldu. Kurulan düzene karşı çıkanın sağ kalmaması gerekiyordu.1960 darbesi yapıldı.1961 yılında idam edildi. Bağdat paktı dağıldı, Kıbrıs çözümsüzlüğe döndü. Siyasi cinayetler şüpheli ölümler yaşandı. DP’nin devamı olarak kurulan Adalet Partisinin ilk genel başkanı ve eski Genel Kurmay Başkanı Ragıp Gümüşpala otel odasında ölü bulundu. Menderes ailesinin üyeleri şüpheli ölümlerle, kazalarla siyaset sahnesinden silindiler.

1 Mayıs 1977 tarihinde Taksimde DİSK (Devrimci işçi sendikaları) tarafından düzenlenen mitingde kimliği bilinmeyenlerin ateşi sonucu 36 kişi can verdi. Failleri hala bulunamamıştır.

7 Mayıs 1977 Ecevit: Kontrgerilla (NATO tarafından oluşturulan gizli ve yasadışı güç) hareket halindedir, 1 Mayıs olaylarında parmağı vardır dedi, 29 Mayıs 1977 de İzmir Çiğli de Türkiye de sadece üç tane bulunan bir silahla; yakınındaki polis tarafından suikaste uğradı ama sağ kurtuldu.

24 Mayıs 1978 Kontrgerillayı ilk kez dava konusu yapan savcı Doğan Öz öldürüldü

12 Eylül 1980 darbesine giden yolda, (Alevi Sünni çatışması) Çorum olayları, Kahramanmaraş olayları, sağ sol öğrenci çatışmaları, bu çatışmalarda aynı silahın hem sağ hem de sol grup tarafından kullanıldığı balistik inceleme sonucu tespit edilmiştir. Bu silahı o gençlere kim veriyordu?

Turgut Özal 1988 kongresinde Kartal Demirağ tarafından salonda suikaste uğradı, yaralı kurtuldu. (Özal arkadaki gücü araştırdı ama ileri gitmedi/gidemedi bu tarihten sonra da cinayetler giderek hızlanmıştır)

31 Ocak 1990 ADD (Atatürkçü düşünce derneği Başkanı) Muammer Aksoy

7 Mart (Hürriyet Gazetesi Genel Yayın yönetmeni) Çetin Emeç

4 Eylül Turan Dursun (eski müftü, İslâm ve peygamberi eleştiren yazar)

26 Eylül (Mit müsteşarı) Hiram Abas

6 Ekim (Laiklik yanlısı İlahiyatçı) Bahriye Üçok suikaste uğradı. 20 Eylül 1992 tarihinde Kürt yazar Musa Anter öldürüldü.

PKK, terör, devlet, mafya ilişkilerini araştıran gazeteci Uğur Mumcu gizli belgelere ulaştığını telefonda Turgut Özal’a söyler, Özal’da Eşref Bitlis Paşa ile konuşup köşke gelmelerini söylemiş. Turgut Özal bu bilgiyi Adnan Kahveci ile paylaşmış. Bu bilgiye sahip olan dört kişiden;

Uğur Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde arabasına konan bomba ile suikast sonucu

Mumcu’dan 12 gün sonra Adnan Kahveci 5 Şubat 1993 tarihinde trafik kazasında,

Kahveci’den 12 gün sonra Eşref Bitlis 17 Şubat 1993 tarihinde uçak kazasında.

Bitlis Paşa’dan iki ay sonra Turgut Özal 17 Nisan 1993 tarihinde spor yaparken şüpheli bir kalp krizi sonucu öldüler! Bir devlet görevlisi Uğur Mumcu olayı ile ilgili

“Bu tuğlayı çekersek duvar üzerimize yıkılır” demiştir.

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas Madımak otelinde 37 Alevi sanatçı yanarak can verdi. Bundan üç gün sonra 5 Temmuz 1993 tarihinde Erzincan Başbağlar köyünde Sünni 29 kişi katledildi.

Jandarma Binbaşı Cem Ersever, Güneydoğuda PKK ile ilgili tüm istihbarat çalışmalarını yönetmişti. Eşref Bitlis Paşanın şüpheli ölümünden bir ay kadar sonra, binbaşı rütbesindeyken, 17 Mart 1993’de 30 arkadaşı ile birlikte görevinden istifa etmiş, kendisine bir şey olursa Emniyet müdürlerinden Hanefi Avcı‘ya haber verilmesini istemişti. Ersever, Aydınlık gazetesine anlattıklarıyla ilgili olarak mahkemeye ifade vermek için 24 Ekim 1993’te Ankara’ya gitmiş ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı. 1 Kasım’da Ankara Çamlıdere’de sevgilisi Neval Boz’un, 2 Kasım’da Ankara Polatlı’da itirafçı Murat Demir’in ve 4 Kasım 1993’de Ankara Elmadağ’da Ahmet Cem Ersever’in cesetleri jandarma tarafından bulundu. Birbirlerini tanıyan bu üç kişiyi kimlerin öldürdüğü bir sır olarak kaldı.

24 Mayıs 1993 silahların bırakılması görüşülürken 33 er PKK tarafından şehit edildi.

9 Ocak 1996 Sabancı suikastı, (Sabancı Center’de Sakıp Sabancı’yı bulamayınca; Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Ayşe Nilgün Hasefe) öldürülmüştür. Özdemir

Sabancı'nın katili Mustafa Duyar, 15 Şubat 1999 tarihinde cezaevinde kaldığı koğuşta tabancayla vurularak öldürülmüştür.

3 Kasım 1996 Susurluk kazası, Aracın içinde bulunan eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, eski manken Gonca Us ve Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatlı olay yerinde hayatını kaybetti. Doğru Yol Partisi Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak ise yaralı kurtuldu. Bu olay devleti ve siyaseti çok meşgul etmişti.

28 Şubat 1997 Post modern darbe (Batırılan 22 Banka ve buharlaşan milyarlar)

21 Ekim 1999 (Akademisyen) Ahmet Taner Kışlalı,

24 Ocak 2001 (Diyarbakır emniyet müdürü) Gaffar Okan suikastı,

18 Aralık 2002 (FETÖ için cemaat değil terör örgütü diyen) Necip Hablemitoğlu öldürüldü,

15 ve 20 Kasım 2003 (İstanbul’da sinagog saldırıları)

20 Kasım 2003 İngiltere konsolosluğu ve HCCB banka saldırısı,

Bu saldırılarda 4 saldırgan dahil 57 kişi ölmüş 750 kişiyi aşan yaralı vardı)

9 Kasım 2005 Kitapevi bombalanması ve Şemdinli olayları,

5 Şubat 2006 Rahip Santaro (Trabzon) cinayeti,

5-10 ve 11 Mayıs 2006 Cumhuriyet gazetesine bombalı saldırılar,

17 Mayıs 2006 Danıştay 2. Dairesinde saldırı düzenlenmiş. (Bir hâkim ölmüş dört hâkim yaralanmıştır)

19 Ocak 2007 (Ermeni asıllı gazeteci) Hrant Dink suiakstı

Türkiye’yi sarsacak, dünyada ülkemize bakışları değiştirecek bu tip yüzlerce sansasyonel olaylardan bir kısmını buraya aldık.

Bunlar Türkiye’yi hizaya çekme olaylarıdır. Hepsi emperyalist güçlerin (genellikle müttefikimiz ülkelerin) bir hesabı sonucudur. Bu işte başı çeken NATO yani ABD’dir. Türkiye NATO'ya girerek, hatta girmek için; Kore’de olduğu gibi Önce emperyalist orduların askeri olup öldük! sonra emperyalist şirketlerin kölesi olup sömürüldük!

Anlaşmalar gereği ülkemizde üsler verdik. Mesela İncirlik üssünde 15 Temmuz 1916

Darbe girişimi sırasında ne oldu? İncirlik Üssü’nden iki tanker uçak kalktı. Tankerlerin uçuş yönü doğuya batıya güneye doğru değil kuzeye Ankara'ya doğruydu. Bu uçaklar, Cumhurbaşkanlığı külliyesi ve TBMM'yi bombalayan, halkı katleden darbeci subayların kullandığı F-16'lara yakıt nakli yapmak için havalanmışlardı.

İncirlik Üssü’nden havalanan bu tanker uçaklar, ABD'nin darbe girişiminin içinde olduğunun kanıtıdır. Ayrıca Trump ilk seçildiği dönemde seçim kampanyasında

13 CİA görevlisi Türkiye’deydi diye Tweet attı ama CİA müdahalesiyle Tweetler silindi.

Alın size içeriden bir hain: İncirlik üssünün Türk komutanı Tuğgeneral Bekir Ercan Van, darbe girişiminin başarısızlığa uğradığını anladıktan sonra İncirlik'teki ABD'li subaylara sığınma talebinde bulunmuştur.

Bizi fiilen 1984 yılından bu yana PKK terör örgütüyle boğuşturdular. Müttefiklerimiz bu örgütü terör listesine aldılar ama önce el altından sonra ise açıktan desteklediler.

ABD bu konuda cehennemlik günahkardır. Yalancıdır, münafıktır, iki yüzlü ahlaksızdır.

Eğer terörsüz Türkiye projesini öne sürmeseydik, iddia ediyorum ki, İran’a yapılan harekât bize de yapılacaktı. İsrail, Gazze siyasetimizle ilgili ve SDG devlet kurma hayaliyle saldırırdı. ABD ne yapardı biliyor musunuz? “Endişe ile izliyoruz” derdi.

Devlet aklı, Bahçeli’yi konuşturmuştur. Olay ciddidir devletin bekası söz konusudur.

Apo ve çözüm süreci ile ilgili sözleri CB Erdoğan söylese; hain ilan edilirdi. Bahçeli söyleyince bazı gevezeler susmuştur. Yine de kem küm edenler var. Onlara da Necip Fazıl Kısakürek’in ifadesiyle karın gurultusu” “diyoruz.