Kıymetli okurlarım. Yüce yaradan kutsal kitabımızda insanların kaderinin kendi amellerine bağlı olduğunu bildiriyor. Bundan öte söz var mı? Ünlü yazar Ernest Hemingwey de diyor ki; Hayata kendimizden ne katıyorsak hayattan da onu alırız.

Blueberry (likapa, yaban mersini ve farklı bölgelere göre farklı adlar alan küçük meyve) adlı meyveden yapılan sirkenin içinde bulunan bazı maddelerin bunama durumlarında son derece etkin olduğu bildirildi. Güney Kore’de bulunan Konkuk Üniversitesi Çalışmaları 22.12.2017 Tarihinde İngiltere’nin ünlü Daiy Mail Gazetesi’nde yayımlandı. Fareler üzerinde yapılan çalışmalarda kaybolan hafıza fonksiyonlarının bu sirkenin kullanımından sonra çabucak yerine geldiği belirtildi. Uzak olmayan bir zamanda yazılı ve görsel medya bu konudan çok bahsedecektir diye düşünüyorum.

Yumurtayı yıllarca yemeyin dediler. 15 yıl kadar önce yavaş yavaş yemeye başlayın dediler. Son çalışmalarda ise günde 1 adet yumurtayı 6 ay kullanan 8-18 yaşları arasındaki gençlerde beyin dokusunda inanılmaz faydalar görüldüğü belirtiliyor. Yumurta içinde bulunan A ve B12 vitamini, kolin, selenyum, iyot ve DHA (balık yağında bulunan bir yağ asidi) adlı maddelerin bebeklerde bile beyin dokusunu güçlendirdiği belirtiliyor. Çalışmayı yapan kurum Washington Üniversitesi.

Yaşlı bireylerde reflü hastalığı sık görülür. Yemek borusunun alt kapağının tam kapanamaması sonucunda midenin asit içeriği yemek borusuna kaçıp burada rahatsızlık veren bir yanma yapar. Bunun adı reflüdür. New Orleans Tulan Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin bildirdiğine göre yaşlı bireylerdeki reflü hastalığı aynı zamanda bademcik, sinüsler ve boğaz bölgesinde kanserlere de yol açabiliyor. İşin ilginç tarafı reflüyü azaltmak için kullanılan asit gidericiler kanser olasılığını daha da arttırıyor. Midemizi tam doldurmadan, yavaş yavaş yiyerek ve mide dostu yiyecekleri kullanırsanız, kilo kontrolü yaparsanız bu işi çok büyük oranda çözer, reflüden kurtulursunuz.

İngiltere’de bulunan Oxford Üniversitesi güzel bir  araştırmasını basına açıklamış. Araştırmanın başlığı şöyle: Ülkemizin zombi çocukları giderek uykusuz kalıyor ve obez oluyor. 2000’li yılların başlarında bilgisayar ve benzerlerine en fazla günde 2 saat 50 dakika ayıran çocuklar, teknolojinin ve bunların getirdiği bazı yeniliklerin sonucunda tablet, akıllı telefon ve bilgisayarlara günde 5 saatlerini harcıyorlar. Bu nedenle de uykusuz ve obez oluyorlar. Bir an önce gerekli önlemler alınmalı deniliyor. Bizde de aynı değilmi?

AĞAÇ VE KUŞ

Amerikalı ünlü yazar Charles Bukowski’nin çok güzel bir sözü vardır; ‘’Ağaçta duran kuş dalın kırılmasından hiç korkmaz. Onun güveni ağaca değil kendi kanatlarınadır’’. Konuya böyle başladım çünkü özellikle çocuk yapmayı düşünen anne ve babalara çok kıymetli ve güncel bilgiler aktardıktan sonra bu sözün anlamı daha da netleşecek.

Çok uzun zamandır hem televizyon programlarında, hem davet edildiğim panellerde hem de makalelerimde defalarca anlattım. Bir anne ve kısmen de baba daha çocuk sahibi olmaya karar verdikleri andan itibaren beslenmelerine azami dikkati göstermek zorundadırlar. Omega-3, folik asit, A, D, E, K vitaminlerini, çinko, selenyum, iyot, magnezyum elementlerini, vücutta yapılamayıp dışarıdan almamız gereken bazı yağ asitlerini ve amino asitleri, doğal ve lif oranı yüksek karbonhidratları özellikle anne uygun miktarlarda alarak gebeliğe hazırlanmalıdır. Anne sağlıklı bir gebelik için ayrıca vücut yağ oranını % 22 den daha aşağıda tutmak, kaslarını güçlü tutmak zorundadır. Böylece anne karnında büyüyen çocuğun ilk 2 ayda organ taslakları eksiksiz olarak oluşur, gelişimi mükemmel olur ve çok büyük bir aksilik olmazsa sağlıklı bir şekilde de dünyaya gelir.

Köy hayatını yaşamış, toprakla uğraşan insanlar bilirler. Toprağı ekmeden önce iyi verim alabilmeniz için kıştan çıkar çıkmaz o toprağı belleyip havalandırmak, otlardan temizlemek, gübrelemek gereklidir. Vücutlarımız da aynı. Gebe beslenmesi ile ilgili çok sayıda ve tıp doktorları tarafından yazılmış kitaplar var. Bunların içinde Obesity During Pregnancy in Clinical Practise (ilgilenmek isteyenler için Editör Wanda Nicholson, North Carolina School of  Medicine, USA) adlı kitap o kadar fazla araştırmaya yer vermiş ki, konunun ne kadar önemli olduğunu ve bizlerin ise bu önemin pek farkında olmadığımızı kolaylıkla anlıyorsunuz.

Kısa bir süre önce yayımlanan ve çok dikkat edilmesi gereken bir makaleden söz etmek istiyorum. Anne karnındaki bebeğin kalp taslağı 2 ay kadar sonra oluşmaya, kalp atmaya başlar. Annede şeker hastalığı olmasa bile kan şekerinde oynamaların ve ara ara yükselmelerin olması bebeğin kalbinde bir takım sıkıntılara yol açabiliyor. Konjenital kalp hastalıkları dediğimiz bu durumlardan bazıları kalpte delik, kalp damarlarında ve kapaklarında anormallikler gibi bir takım hastalıkları kapsamaktadır. Oysa hepimizin bildiği gibi bizler genellikle bu kalp taslakları oluştuktan çok daha sonraları anneye şeker yüklemesi, veya açlık insülin seviyeleri veya Hba1c (3 aylık şeker ortalaması diye bilinir) bakarak şeker açısından değerlendirmeler yapmaktayız. Gebelikten çok daha önce biraz dikkat etmek ve bilgili olmak doğacak o masumun belki de kalbinin sağlıklı olması ile anneyi, babayı ve toplumu ödüllendirecek.

Daha çok yazılacak ve bilinmesi gerekecek bilgiler var. Ama gereğini yaptıysanız ve kanatlarınıza güveniyorsanız korkmayın. Karacaoğlan’ın dediği gibi bir şey olmaz Evel Allah Ahir Allah deyin geçin gidin.