Düzce’deki depremle böyle bir afetin coğrafi potansiyeli ve riskin ciddiyeti, Bursa’da da bir kez daha ve yeniden konuşuluyor. Dün yapılan bir açıklama, tekerrür eden uyarıları ortaya koyuyor.

İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı Ülkü Küçükkayalar’ın özellikle bir cümlesi, ülkenin değişmeyecek bir bilimsel kader gerçeğiyle yüzleştiriyor.

Denilen;

“Depremin ne zaman ve nerede olacağı kesin olarak bilinemeyebilir, fakat gerçekleşeceği kesin olan bir sonraki depremin ortaya çıkaracağı zararları önlemek mümkündür.”
…Ve!

Bu doğrultuda…

Mühendisliğin gereğinin yerine getirilmesi durumunda, ‘doğa olayı depremin afete dönüşmesinin önlenebileceği’ vurgulanıyor.

Yeni açıklamasında;

Olası deprem ve sonrası açısından, ulaşım ve yolların durumunun da, ayrıca toplanma alanlarının nitelik ve yeterliliğinin de önemi belirtiliyor.
Küçükkayalar, “Depremi unutmama ve unutturmama ısrarımızı sürdürmeye, güvenli ve sağlıklı yapı üretimi sağlanana kadar yasa yapıcıların, uygulayıcıların ve yöneticilerin görev ve sorumluluklarını hatırlatmaya devam edeceğiz.” mesajını veriyor.

Bursa için…

Deprem Master, Kentsel Dönüşüm Master ve Afet Anındaki Kaçış ve Müdahale planları ve şeffaflıkla kamuoyla paylaşımı telkin ediliyor.

Deneyim olarak;

Japonya’da Kobe Depremi’nde yaşananlar, öncesi, anı ve sonrası ile önlemleri, dikkate sunuluyor.

Dünden bugüne…

İMO Bursa Şubesi’nin yeni açıklaması, kavramsal ve fiziki olarak aynı, ama son birkaç yıldır artık belediyelerce ‘bölgesel uygulamayı tetikliyecek’ dönüşümsel projeler de, umut veriyor.

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin de, bu dönem büyük dönüşümlere girdiğini ve kendi Burkent şirketini, projelerle bu amaca yönlendirdiğini ve güçlendirdiğini belirtelim.

Düzce’deki yeni depremin ardından..

Sakarya’da da İMO’nun açıklamasına odaklandığımızda, yatay mimarinin ilke edinilmesi dışında, Bursa’daki açıklamayla benzerlik taşıyor.

Marmara Depremi’nden etkilenen Sakarya’da da, yine deprem Düzce’de de, endişenin arttığı Bursa’da da, yapı stoku ve niteliği ve envanteri ile genel eylem açısından, aynı sıkıntılar sürüyor.

Türkiye’de;

Yeni ve sivil ‘Anayasa’ ihtiyacı gerekçesiyle yıllardır tartışmalar sürüyor ve ara düzenlemeler yapıldı, nihayet son aşamaya gelindi.

Velakin…

Yürürlükteki İmar Kanunu; 1985 yılına ait, yürürlükteki Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nu da 1954 yılına ait bulunuyor.

Ara düzenlemelerle ancak pansumanların yapıldığı söz konusu iki kanun, yeni bir yüzyılda varlığına devam ediyor.

Üstelik;

‘İmar Barışı’ denilerek…

Dolaylı imar affıyla;

Türkiye’de, kaçak ve risk potansiyeline sahip yapıların sağlıklı, güvenli yapılara dönüşümü belirsizleşiyor ve adeta imkansızlaştırılıyor.

Kaçak yapı teşebbüsünde;

İktidarı baskılamak ve muhalefeti de içerisine çekmek isteyen toplum refleksi, deprem gerçeği ve olasılığını gözardı ediyor.

Bu arada…

Bursa’da;

Osmangazi ve Yıldırım’da, kaçak yapılaşma nedeniyle yolların yetersizliği ve trafik sorunu gündeme geliyor, ama…

Planlı gelişen Nilüfer’de, Odunluk’ta gökyüzüne uzanan planlı o yüksek yapılarla sorun yaşanmıyor mu?

Muhalefete de mesajımız var.

İimar affına tepki var ise;

Vatandaşa, önce can güvenliği için “Kaçak inşaat yapmayın!” ve “İktidar olursak, af da çıkarmayacağız!” deyin.

Bu arada…

Hükümete çifde önerimiz var;

Yerli ve milli otomobil TOGG’un teşvik edilmesi için düşünülen finansman desteği düşüncesi, en öncesiyle can güvenliği meselesi olarak, kentsel dönüşüm katılımı için ele alınmalıdır.

Temel eğitimde de, farklı türleri, nedenleri, önlemleri, cil müdahale ve ilkyardım açısından ‘Afet Bilgisi’ de düşünülmelidir.