Türkiye’de ismi bilinen bir Üniversite hocamızla 1990 yılında bir sohbetimiz olmuştu. O tarihlerde biz Refah Partisinde siyaset yapıyorduk. Hoca birazda bize takılmak için Hayrettin “Erbakan Hoca Yahudileri o kadar eleştiriyor ki; Allah bile Al-i İmran suresinde bu kadar eleştirmiyor” diyerek, karşı duruşun dozunu fazla bulmuştu. Burada söz konusu olan tabii ki Yahudilik/Yahudiler değildi. Dinlere karşı Erbakan aşırı hassasiyet sahibiydi. Antisemit değildi. Bizi de öyle yetiştirmiştir. Eleştirisi Siyonistlerin davranışlarıydı. Bugün baktığımızda İsrail’i yönetenler, İsrail güvenlik güçleri Erbakan hocayı eleştiri noktasında haklı çıkarmıştır. Erbakan siyasi olayları değerlendirirken “Siyonizm” süzgecini mutlaka kullanırdı. Muhafazakâr kesimi bırakalım sol ve liberal kesimden çok kişinin “hoca haklıydı” dediğini duyuyoruz.
Yıl 1995. Başbakan olarak TBMM grup toplantısında Birleşmiş Milletler konusunda konuşmuştu. "BM projesi aslında dünya Siyonizm'inin bir aksiyonudur. Bunu yüz sene evvel İsrail’i kurabilmek için icat ettiler” Abdulhamit Han projenin ne maksatla ortaya atıldığını bildiği için "Kesinlikle ben böyle bir oyuna müsaade etmem." demişti. "Çünkü siz BM adı altında benim karşıma Fransa temsilcisi diye; İngiltere temsilcisi diye bir Siyonisti getireceksiniz. Aynı istekte bulunacaklar. Dünya böyle istiyor oyunuyla orada bir devlet kurmaya kalkışacaksınız. Böyle bir şeye asla müsaade etmem." Demişti. (Bu arada Siyonizm kabaca “Filistin topraklarında bağımsız bir Yahudi devleti kurma fikridir)
Abdulhamit Han hayatta iken bu teşebbüs yürütülemedi. Sultan, 1909’da tahtından indirildi ve 1916’da vefat etti. 1917’de “Cemiyeti Akvam/Milletler cemiyeti” adı altında bugünkü BM için ilk adım atılmıştı. Cemiyeti Akvam elinden gelen bütün gayreti gösterdi ve İngilizlerin işgali altında bulunan Filistin’de İsrail Devleti’nin kurulması için her türlü hazırlığı desteklemişti.
Birinci dünya savaşından sonra Hitler’le uğraşan Siyonistler, ABD’yi savaşa sokarak Hitler tehlikesini ortadan kaldırdı. BM resmen 24 Ekim 1945 tarihinde bir ABD projesi olarak kurulmuştur.
BM kuruluşunda beş ülkeye veto hakkı verildi. Bu ülkelerden hiçbiri Müslüman ülke değil. Bugün yeryüzünde 56 tane Müslüman ülke var. 2 milyarı aşan Müslüman var. Araştırmalara göre İslam dini en geç 2070 yılında yaklaşık 3 milyarlık bir nüfusa ulaşacak ve Hristiyanlığı geçip dünyanın en kalabalık dini hâline gelecektir. Ancak, hiçbir halkı Müslüman ülkenin BM’de veto hakkı yoktur. Beş daimî üye içinde 1,5 Milyarlık Afrika kıtasından 450 milyonluk Güney Amerika’dan da bir üye yoktur
ABD uçaklarıyla, İngiltere ve Fransa tanklarıyla, bütün batının desteğiyle, 1400 yıllık İslam toprakları üzerinde zorla İsrail kurulmuştur. Filistin topraklarında Stren, Leyhi Haganah, Irgun, gibi terör örgütleriyle Yahudiler, Müslüman Araplara karşı cinayetler işlemiş, bugün ki gibi kendi öz vatanlarından Filistinliler göçe zorlamıştır.
Halbuki BM’nin ilk temel prensibi zor kullanarak toprak kazanmak olmayacaktı. O günden bu yana İsrail toprak çalıyor. Bu yazının yazıldığı gün bile İsrail terör devleti Filistin toprakları üzerinde etnik temizlik yapıyor, Hakan Fidan’ın değerlendirmesiyle “yerleşimci uydurmasıyla toprak çalmaya” devem etmektedir.
BM güvenlik konseyinde, hatta bütün üyelerin katıldığı BM genel kurulunda İsrail aleyhine ciddi bir yaptırım kararı alınsa; ABD tek başına veto eder ve karar tatbik edilemez. CB Erdoğan “Dünya beşten büyüktür ve Daha adil bir dünya mümkün” derken bu yanlışlığı işaret ediyor.
Hegemonyayı yürüten devletler çok güzel göz boyaması yaparlar. Halkı Müslüman olan ülkelerden birini getirir BM Genel sekreteri yaparlar. Bilmeyenler de bu oyuna inanır. Mesela Butros Gali. Mısırlıdır. 1 Ocak 1992-31 Aralık 1996 dönemi Birleşmiş Milletler Genel sekreteri olarak görev yapmıştır. Bu kişi Mısırlıdır ama Müslüman değil, Ortodoks bir papazdır.
BM teşkilatı nedir? "Efradını cami, ağyarını mâni (ne eksik ne fazla)" bir tarifini yaparsak; Beş daimî üyenin sekreteryasını yapan bir kuruluştur.
Yugoslavya’nın parçalandığı iç savaş sırasında; BM amaçları arasında bulunan “barış ve güvenliğe katkıyı” sağlamaktan uzak kalmış, hatta suça iştirak etmiştir.
Srebrenitsa’da güvenlikli bölge ilan edilen BM karargahına sığınan Boşnak’ları BM güvenlik gücünde görevli Hollandalı askerler Sırp’lara teslim etmişlerdi. BBC News haberine göre: 1995 yılı 13 ila 18 Temmuz tarihlerinde toplam altı günde 8 bin 372 Boşnak kadın, çocuk siviller, Birleşmiş Milletler teşkilatının sorumsuzluğunda soykırıma tabi tutulmuş katledilmiştir. İkinci dünya savaşından sonra Avrupa’da yaşanan en büyük ve tek soykırımdır. BM'nin yargı organı Uluslararası Adalet Divanı 2007'de, Srebrenitsa’da yaşananları "soykırım" olarak nitelendirmiş ancak Rusya BM oylamasında soykırım değil katliam diye itiraz etmişti. Bu nedenle soykırım olarak değerlendirilemedi.
BM’nin kuruluşundan bugüne karnesine bakarsak neler görüyoruz? Maalesef krizler karşısında harekete geçmek yerine izlemeyi tercih eder bir yapı var. Sovyetler Birliği’nin 1956’da Macaristan’ı, 1968’de Çekoslovakya’yı ve 1979’da Afganistan’ı işgalinde Birleşmiş Milletler tavır alamadı. Dünyanın nükleer savaş tehlikesi ile burun buruna geldiği 1962 Küba füze krizinde BM bir varmış bir yokmuş gibiydi. 10 yıl süren Vietnam dramında da BM yine etkisizdi.
Hadi bunlar ABD ve Sovyetlerin çarpışır görünüp bölüşüm yaptığı Soğuk Savaş dönemi karnesi diyelim. Sovyetler birliği çöktü, Varşova paktı dağıldı yeni bir dönem başladı durum değişti mi?
Filistin meselesi BM’nin değil sınıfta kalmak; okuldan atılmasına neden bir başarısızlık gibi görünse de işin aslı: egemen haydut devletlerin Siyonistlerin emellerine hizmette büyük bir başarısıdır. Keza BM’nin gözü önünde 1994’te Ruanda’da yaklaşık 1 milyon Tutsi azınlık, Hutular tarafından soykırıma tabi tutulmuştur.
BMGK (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi) 1990’ların başından sonra İnsani Müdahale Doktrini geliştirmeye başladı. Bu, BM’nin kuruluş anlaşmalarında olan bir şey değil ancak bir ülkede soykırım, iç savaş, askeri darbe, zorunlu göç gibi insan haklarının hiçe sayıldığı ihlaller olduğunda BMGK gerekirse askeri müdahale kararı alabiliyor. Bu doktrin güvenlik konseyinin beş üyesine bırakılırsa büyük haksızlıklara neden olabilir ama BM çoğunluğunun kararı ile adaleti sağlamak mümkün olabilir.
Nasıl haksızlık olacak derseniz. Türkiye için BM’den önce NATO sayesinde bir iç savaş durumunda (15 Temmuz 1916 darbe girişiminde düşünüldüğü iddia edilir) yazılan senaryolardan biri şudur. Türkiye’ye müdahale edilecek. Müdahale dediğin işgal demektir. İstanbul Vatikan gibi bir statü ile yönetilecekti. (Bu sayede haçlılar 1453’ün yani İstanbul’un Fethinin intikamını ve İstanbul’u geri alacaklardı.)
BM niçin bir adalet merkezi olamıyor ve olamaz. Çünkü Güvenlik konseyinin beş daimî üyesi vardır. Bunlar Amerika, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’dır. Dikkat ediniz Dünyada en çok silah satan ülkeler bunlardır. Bu ülkeler adil bir sistemi niçin istesin? savaşlar, çatışmalar olacak ki silah satsınlar. Winston Churchill “Büyük devletlerin dostları ve düşmanları olmaz. Onların sadece çıkar ilişkileri vardır.” Der.
Aşağıdaki satırları BM tüzüğünde yer alan “Adalet, güvenlik, ekonomik kalkınma, sosyal eşitlik haklarını tüm ülkelere eşit oranda sağlamak, temel amacıdır” maddesini dikkate alarak değerlendirelim. Yeryüzünde kıtlık ve açlık sorunlarına yönelik çözüm üretmeyi amaçlayan uluslararası Oxfam kuruluşunun yaklaşık on yıl önce hazırladığı raporda:
Dünyanın en zengin 62 kişisinin mal varlığı, toplam dünya nüfusunun yarısının mal varlığına denktir. Aradaki fark yıldan yıla zenginler lehine açılmaktadır. Dünyada 821 milyon insan her gece aç bir şekilde uykuya dalarken, 672 milyon kişiye obezlik teşhisi konmuştur, Afrika’da doğan çocuğun ölüm oranı 9 kat daha fazladır.
Dünyada adaleti sağlaması beklenen devletler “bir sana bir bana pozisyonundadır” Rusya Ukrayna’yı yutarken, ABD ise Venezulay’ı yutmuştur. Bu ülkelerden adalet, hak hukuk beklenmez. İsrail’in elinde atom bombası olacak ama İran nükleer silaha yönelirse İran’a saldırılacaktır.
Nitekim ABD yanına İsrail’i alıp saldırmıştır. Trump mafya babası gibi hareket ediyor. Hukuksuz, ahlaksız bir portre çiziyor. ABD’ye çok kişi, çok devlet içten içe bileniyor. ABD kendini yalnızlaştırıyor. Oscar ödüllü ABD’li aktör Robert de Niro sabrı tükenmiş olmalı ki; kalabalık bir topluluk önünde sahneye çıkıyor Trump’a sinkaflı sövüyor.
Aktör Robert de Niro İsrail vahşeti ile ilgili de: “Yaptıklarından dolayı neden İsrail'i suçluyorsunuz ki? Kuduz bir köpek tarafından ısırıldığınız zaman kimi suçlarsınız? Köpeği mi sahibini mi? Kuşkusuz sahibini... Bu yüzden bütün suç Amerika'nın... İsrail gibi bir ülkeyi desteklediği için” diyen biridir