90’lı yılların başı biraz Manisa’da biraz da İzmir’de yaşadığımız yıllardı.
Lise döneminde başlayan ve bir tutku haline dönüşen gazetecilik mesleği, çok şükür Allah’a mesleğim oldu. Hemen hemen 32 sene de geçti üzerinden.
Bizim meslek alaylı ve mektepli olarak ikiye ayrılırdı. Alaylısı da mekteplisi de değerliydi.
Zira alaylı da olsan mektepli de olsan o dönem bu mesleği icra etmek kolay değildi.
Çünkü imkanlar kısıtlıydı.
Manuel fotoğraf makinesi kullanılıyordu. Haberden dönüldüğünde filmler karanlık odaya bırakılırdı. Acaba çektiğim fotoğraflar nasıldı diye meraktan çatlanırdı.
Ama genellikle fotoğraflar işe yarardı.
Çünkü kalite vardı.
Sonrasında haber yazma faslı vardı.
Daktilo başına geçilir, (1998 yılı itibariyle bilgisayar dönüşümü başlamıştı) haberle ilgili topladığın bilgi ve belgeler üzerinden saatler süren haber yazılırdı.
Çünkü bilgisiz ve belgesiz haber yazılmazdı, yazılamazdı. İnternet de yoktu. Telefon görüşmeleri yapılır, söz konusu haberle ilgili bazen günler süren araştırmalar yapılırdı.
Ve işin finalinde büyük bir özgüvenle haber şefe teslim edilirdi.
Ha bu arada yazılan haberde insanların dikkatini çekecek ayrıntılar mutlaka olmalıydı ama habere konu olan kişilerin de hakları korunmalıydı.
Duyumlarla asla haber yazılamazdı.
Yaptığın haber yayınlandıktan sonra ertesi gün yaşanılan hazzı tarif etmek ise mümkün değildi.
Tabi bu durum bir haberle bitmiyordu. Yaptığın tüm özel haberler için geçerliydi.
Çünkü özel haberler o zaman ses getirirdi. Çünkü doğru haberlerdi. Ses getiren haberlerin yayınlandığı gazeteler de çok satardı. Çok satınca çok fazla reklam alırdı. Çok reklam demek daha özgür habercilik demekti.
Ama özgür habercilik, birilerinin aleyhinde haber yaparak, başka birilerine de yaranmak değildi.
Gazeteciler sadece çalıştıkları kurumdan maaş ve prim alırlardı.
Yani işin kısacası gazeteci olmak her babayiğidin harcı değildi.
Peki şimdi ne oldu?
Simitçi, kahveci, gazozcu herkes gazeteci oldu.
Ortalık yapay zekaya haber ya da yazı yazdırıp burunlarından kıl aldırmayanlarla doldu taştı.
Ben Bursa’da 27 – 28 senedir bu meslekten ekmeğimi kazanıyorum.
Ama sona 10 yıldır benim yaşıtım hatta benden yaşça büyük (duayen) gazeteciler var etrafta.
Hiçbirini 90’lı yılların sonundan ya da 2000’li yılların başından hatırlamıyorum.
Hiç görmedim. Ama attılar mı mangalda kül bırakmıyorlar.
Ve günümüzün bürokratları ve siyasetçileri bu kişilere itibar ediyorlar.
Peki neden? Allah için bana bunu birileri açıklasın.
Ben bu meslekten ekmeğimi kazanmaya çalışıyorum. Ama bu kişiler benim ekmeğimin tehdidi olmaya başladılar.
Sokak röportajlarında insanları kavga ettirip takipçi kazandıktan sonra sosyal medya hesaplarından yemek mekanları, mağaza kampanyaları paylaşanlardan gazeteci olmaz. Ama belediyelerin basın toplantılarında da yine bu kişiler en öne geçmekten geri durmuyorlar. “Kimse de ne oluyor size?” demiyor.
Ve bu kişiler aslında kimler biliyor musunuz?
Minibüs şoförü, konfeksiyon çalışanı, muhtar, galerici, inşaatçı. Say say bitmez. Gazeteci hariç her meslekten var. Kısacası bu kişiler gazetecilikle hiçbir ortak yanı olmayan meslekten gelen kişiler. Bakıyorlar hiçbir şey olamıyorsak, bari gazeteci olalım da belediyelerden 3-5 kuruş alır, biraz da ona buna sallar yolumuzu buluruz diyorlar.
GERÇEKTEN ÇOK YAZIK.