‘’Koordine edilmemiş yardım kaos yaratır.’’
Bütün videolarda aynı şeyler:
‘’Malzemeden çok koordine edilmeye ihtiyacımız var.’’ Bu durumu organize edebilecek yetenekli ve farkında olan birileri şu bölgeleri, yardımları yönetsin lütfen!
Bende herkes gibi gözyaşları ve can acısı içinde deprem videoları izlerken, anaların feryatlarına çocukların yeniden doğmuş gibi göçük altından kurtarılışlarına bakarken... ‘’Ela’’yı öyle bir seslenişle kurtardı ki canını sevdiğimin abileri, yeniden doğmuş gibi. Orada birileri yeniden insan doğuruyor sanki!
Ey aklını yiyenler! Aklını yiyenler diyorum. Çünkü insan olanın yapmayacağı şeyler bazılarının yaptıkları… Bunları da mı görecektik? Birileri bu soğukta canıyla başıyla insanları o çaresizlikten kurtarmaya çalışırken ekmeğin fiyatını arttıranlar neyin peşinde acaba? Aklınız selim mi sizin?
Yağmalayanlar… Ey milletimin zayıf ve cahil damarları! Ama gün, telaş panik günü mü? Alın o yağmaladıklarınızı da deprem alanlarına götürün! Hadi teyze, amca hadi abla…
Gözünü sevdiğim, ciğerine kurban olduğum ‘’Haluk Levent’’ diyor ki: Yollarda bazı yardım tırları yağmalanıyor, AFAD la koordine olmadıkça yardım yollamayın. Ne diyeyim size? Hepsini geçtim üşenmiyor musunuz insanlıktan çıkmaya? Yapmayın Allah aşkına… Sizi kim kirletti böyle? Kim çaldı içinizi? İnanılası değil…
İnanamıyorum, neyin sınavı insanların bu hale gelmesi?
Ya depremzedeleri telefonla arayıp onlarla dalga geçenler? Bu gerçek mi? Depreme dayanıklı büyük bir akıl hastanesine ihtiyacımız var.
Ela kurtarılırken yeniden doğmuş hissi verdi bana. İnsan gözyaşlarıyla gülümsüyor. Ama sonrasında küçük bir detay tırmaladı kulağımı… Görünmüyordu videoda ama, bir kadın ‘’bir tanem gel gel’’ diye bağırıyordu. Sonra bir adam ‘’aşkım, bir tanem gel’’ diye sesleniyordu sevgiyle... Videoyu çekenlerden biri dedi ki ‘’bu kim, annesi mi?’’ Diğeri dedi ki, ‘’teyzesi’’…
Annesi nerde? Bir dolu anasız babasız evlat… Yavrusunun yangınıyla kalan ana babalar… Bu yaralar nasıl sarılacak? Kim sarabilir ki bunu hangi güç? Babası sevgisini, erkeklik gururundan dolayı iyi gösteremiyor diye bugün psikolojisi iyi olmayan, özgüveni yerinde olamayan, bu yüzden hayatında sorunlar yaşayan insanları gözlemlerken biz… Elalara, Ayşelere, Mehmetlere, bu travmadan sonra ne olacak? Hep beraber bunlar düşünülür de gerçekçi ve yararlı çözümler üretilir mi acaba?
Biliyorum henüz can pazarı! Ama evlatlar… İnsanın içi sızlamadan duramıyor. İnsan ‘bir yudum suyla hayata dönen Muhammed’i görünce duramıyor yerinde. Enkaz altında doğuranları, hayatta kalmayı başaran ya da babasının feryatları içinde can veren bir aylık bebeleri görünce duramıyor, susamıyor.
Ülkemin yarısı toz duman, hava görüntülerine bakıyorum, yarısı yok şehirlerin…
İnsan katliamı yaptı toprak! İnşa edilecek elbet ama bu kıyametleri yaşadık, yaşıyoruz hep beraber. Ne gelir insanın elinden ne kadarı gelir? İnsanın elinden gelen insan olması, bu durumlara hazırlıklı olması, önlemlerini almasıdır. Daha ötesine yapacak bir şey yok.
Gölcük depreminde enkaz altında kalan ‘Ufuk Koçak’ ‘Sınırsız’ adlı kitabında bu anları paylaşırken, şöyle demiş:
‘’Ağustos ayında o enkazın altında nasıl üşüdüğümü çok iyi biliyorum.’’ Tam bu cümleyi okuduğum an, şu Şubat ayında bir annenin feryadı düştü hatırıma, göğsüme…
‘’Donarak öldü evladım, enkazdan değil, enkazın altında soğuktan öldü. Ben onun annesiyim.’’
Hadi şimdi…Depremzedelerin tırlarını yağmalayıp onlarla dalga geçen insanları düşünün. Dünyanın hali… İnsanın insana ettiği!
Ya o canını dişine takıp yardım edenler var ya… O bütün imkanlarını seferber edip yollara düşenler… Allah hepinizden razı olsun. Herkese sonsuz teşekkürler.
Hepimize geçmiş olsun. Geçmiş olsun Türkiye’m! Geçsin ne olur! Geçecek geçecekte, nasıl geçecek? Bize geçecekte onlara nasıl geçecek? Nerede nasıl geçecek? Ama elbet geçecek… Üzgünüz çok üzgünüz…