Birleşmiş Milletler’in (BM) 1996’daki İnsan Yerleşimleri Konferansı (Habitat II), İstanbul’daydı ve Türkiye; mevcut durumu ve yapılması gerekenler için ‘Ulusal Rapor ve Eylem Planı’nı beyan etmişti.
BM’den akreditasyonla;
Bursa’nın yerel medyasından gazeteci olarak, tarihi küresel buluşmayı izedik, halkımıza aktardık.
Marmara Depremi’nin 3 yıl öncesiydi.
…Ve!
Habitat II’nin küresel amaç ve hedefiyle önceden yürütülmesi gereken süreç ve kaydedilmesi gereken mesafe zamanı vardı.
Marmara Depremi’nin üzerinden 24 yıl geçti, sonralarında da orta ölçekli yeni depremler oldu.
Depremlerinin en büyüğü ise, geçtiğimiz haftalarda ‘Yüzyılın Felaketi’ olarak yaşandı.
Habitat II Zirvesi için…
Bakanlıklar ile kurum ve kuruluşları, belediyeler, üniversiteler, mesleki ve esnaf kuruluşları, sanayi ve ticaret odaları, birlikler, vakıflar, dernekler, kooperatifler, sendika ve konut sektörüyle ortak çalışma yürütülmüştü.
Beyan edilmek üzere;
‘Ulusal Rapor ve Eylem Raporu’ ortaya çıktı, böylelikle mevcut duruma mercek tutuldu ve yapılması gerekenler eylem planına taşındı.
Çeyrek asır geçti!
Velakin…
Bugün dahi…
Konuşmaya devam ettiğimiz önemli durum tespitleri ve uyarılar, geçerliliğini koruyor.
O Rapor, Eylem Planı’nda;
Afet hakkında…
Özellikle;
Deprem riski, öne çıkıyor.
Potansiyel tehdite karşı;
Temel bir uyarıyla “İlk yapılması gereken, bir zihniyet değişikliğidir. Öncelikle afetlerin sonuçlarına katlanılacak bir kader değil, insanın akılcı davranışlarıyla başa çıkabilecek bir olgu olduğuna inanmak gerekir.” deniliyor.
Doğanın ve yaratabileceği tehlikeli sonuçların iyi bilinmesi gerektiği belirtiliyor, “Toplumun her bireyinden başlayarak, en yetkili konumda bulunanlara kadar, herkesin uyması gerekir.” ifadesi kullanılıyor.
Kaçak yapılaşma, olası depremde can ve kalbı açısından ciddi bir etken olarak gösterilirken, çıkarılan aflarla alışkanlık oluştuğundan söz ediliyor.
İmar afları, adalet kavramı ve hukuk sistemi açısından, trajik sonuca götürülüyor ve “Kaçak yapılaşma, hukuki sistem tarafından tanımlanmış davranış normlarının aşındırılması…” olarak değerlendiriliyor.
Kaçak yapılaşmanın önlenmesi için kolluk gücü öneriliyor; “Yapı Polisi kurumunun getirilmesi hususunun değerlendirilerek, imar mevzuatında gerekli değişikliklerin yapılması…”, eylem planına işlenmiş görülüyor.
‘Yapı Polisi’ denilince…
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin eski başkanlarından Erdem Saker, “Baklava çalan çocuk tutuklanır mı, tutuklanıyorlar! Kaçak inşaatları yapanlar, suç işliyorlar, ama canı baklava çeken çocuklar gibi suçlu muamelesi görmüyorlar.” demişti.
Nilüfer Belediyesi’nin eski başkanlarından Ziya Güney de, ‘Yapı Polisi’ uygulaması olması gerektiğini, görevi döneminde çok kez ifade ediyordu.
Geçtiğimiz günlerde;
Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem de, kaçak yapılaşmayla mücadelede etkili, caydırıcılığı güçlü bir mevzuata ihtiyacı vurgulamıştı.
Türkiye’nin Habitat II için oluşturduğu ‘Ulusal Rapor ve Eylem Planı’nda, depreme geniş yer ayrılmıştı.
Bilinç ve bilimi esas alan bir istikamet çizilirken, deprem sonrasına yönelik olarak, depolama sistemleri ile hazırlıklı kurtarma ve ilk yardım ekiplerine ihtiyaç da öne çıkarılıyordu.
Parantez açalım…
Bursa’da;
Belediyeler başta olmak üzere, resmi kurumlar ile gönüllü esasına dayalı arama ve kurtarma toplulukları, Kahramanmaraş merkezli depremde böyle bir yapılanmanın ne kadar önemli ve faydalı olduğunu ispat etti.
Bursa’dan gidildiğinde;
Çok can kurtarıldı!
Son depremle;
AFAD’ın 11 ili kapsayan bir alanda, tek yetkili konumuyla yetişmekte zorlandığı ve yardıma koşan özel kuruluşlar ve gönüllülerin sahaya katılımı açısından, bürokratik sıkıntı yaşandığı görüldü.
Kentler imar edilirken;
Deprem potansiyeli ve riskini, elde edilen veriler ve analizler doğrultusunda, imar planlarına ve haritalara işlenmesi de önemseniyor.
Milletçe;
Kahramanmaraş merkezli büyük depremden henüz hemen sonrasıyla etkilenen illere koşuldu, konvoylar oluştu.
Velakin…
Onbinlerce vatandaş kaybedildi, onbinlerce vatandaşımız yaralandı ve yüzbinlerce vatandaşımız evsiz kaldı.
Depreme karşı…
İmar ve planlamanın niteliği de, zeminin özelliği, temel türü, yapının projesine sadık inşa edilmesi ve işçilik kalitesi de, denetimi de, toplumsal bilinç de, ders çıkarabilmek de, olgusal unsur ihtiyacı olarak önümüze çıkıyor.