Kemal Kılıçdaroğlu seçim akşamı resmi olmasa da, sonuçlar netleşince açıklama yapıyor: “Bu seçimde halkın otoriter yönetimi değiştirme iradesi tüm baskılara rağmen net olarak ortaya çıkmıştır.” Sanırsınız seçimin galibi kendisidir.

Meral Akşener de açıklama yaptı “yeniden Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı tebrik ediyorum. Biz önce İYİ Parti'nin oyları üzerinden ne anlamamız gerektiğine bakacağız, Millet İttifakı nedir, ne değildir mevzusu daha sonraki bir mesele.” 

Ali Babacan ise yaptığı açıklamada “Sayın Erdoğan ve irili ufaklı ortakları bu ülkeyi maalesef yönetemeyecek. Çünkü iş bilen, çalışkan, dürüst kadroları kalmadı artık”

İrili ufaklı ortak lafına kahkaha atılır. Senin partinin eti ne budu ne? Sırf Erdoğan’dan bir kıymık alabilir misin düşüncesiyle CHP’nin kuyruğuna taktılar seni. CHP açsından çok pahalı bir yanlış oldun diye kendini iri mi sanıyorsun. Erdoğan “bebecan” deyince de alınıyorsun.

Davutoğlu yaptığı açıklamada;

“Seçim sonuçlarına göre yeniden Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Tayyip Erdoğan’ı tebrik ediyorum. Son derece eşitsiz şartlarda demokrasi mücadelesi veren Kılıçdaroğlu’na ve birlikte mücadele ettiğimiz Millet ittifakı liderlerine ve belediye başkanlarına teşekkürü bir borç biliyorum.”

İnsan bu sözleri ederken biraz kendi arşivine bakar. 2015 seçimlerinde o eleştirdiğin şartlarda seçime girdin ve Ak Parti balkonundan Erdoğan’ı taklit ederek halka hitap etmiştin. Unuttun mu?

Karamollaoğlu, “Gönül isterdi ki, adil bir seçim dönemi yaşansın ancak ne yazık ki olmadı.”

Şunu çok net ifade edelim ki, Cumhuriyet tarihinin en şeffaf seçim sürecini yaşadık. Bütün dünyanın gözü Türkiye üzerindeydi. Sandıklar YSK tarafından resmi izin verilen yabancı gözlem ekiplerince kontrol altında tutuldu. Muhalefet için Obama’yı başkan seçtiren internet ekibi kampanya boyunca katkı koydu, anketler yaptılar, politika belirlediler. Dünyada hiçbir yerden eleştiri gelmedi. Sadece Davutoğlu ve Karamollaoğlu laf olsun torba dolsun kabilinden sözler ediyor.

Anlaşılan kimse yenilgiyi kabul etmiyor.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan “öyle bir kazanacağız ki; hiç kimse kaybetmeyecek” Dedi ya altılı masa bu sözü çerçeveletip makam odalarına asacaklar neredeyse. Sanki kazanan onlar. Batıda seçim kaybeden lider siyasete elveda eder. Bizde ise Bay KK egale edilemeyecek bir yenilgi rekoru kırdı. Hâlâ yenilgiye bahane buluyor ya pes doğrusu.

Şair Remzi Tımar ne güzel anlatmış.

Gezer kükreye kükreye, Düşman oldu bu ülkeye
Kırk defa geldi kündeye, Yenilen güreşe doymaz

Yol bir dayansa yokuşa, Yalan söyler kurda kuşa
Her gün gelse sırtı tuşa, Yenilen güreşe doymaz

Süleyman Demirel’in çok doğru bir tespiti vardır. “Galibiyetin sahibi çoktur, mağlubiyetin sahibi yoktur. Yenilgi yetimdir” Demişti.

Ortaokul Lise çağlarımızdı. Yaz tatilinde doğduğum köyün okul bahçesinde arkadaşlarla aramızda ikiye bölünerek takım oluşturup futbol oynadık. Mahalle imamı da benimle aynı takımdaydı.

Bizim attığımız 8 gole karşılık rakip arkadaşlar 12 gol atıp galip gelmişti.

Mahalle camisinin bir parçası olan (meşruta) aynı zamanda köy evi gibi de kullanılırdı. Akşam orada otururken maçın kritiğini yapıyorduk.

Akrabam olan ve bizden birkaç yaş büyük olan Abdullah hoca, galip gelen arkadaşlarla laf yarışına girmişti.

Bir değil 2 değil tam sekiz tane golü nasıl çaktık size.

İstanbul’da hazırlop (suda kaynatılmış kabuğu soyulmuş yumurta) satarlar. Lop Lop lop diye sekiz tane hazırlop yutturduk size. Afiyet olsun

Daha neler neler, Yok efendim Hayrettin şöyle orta yaptı, Ali Rıza şöyle kafayı çaktı gibi karşı tarafa nefes aldırmayan bir sürü cümle kurmuştu.

Özetle hoca laf kalabalığı ile 12 gol atan arkadaşları susturmuştu. Olayın aslını bilmeyip dinleyen biri kesinlikle maçı bizim kazandığımıza inanırdı.

Altılı masa liderleri, partilerinin başlarında kalma siyasete devam edebilme gibi çok zor ve homurtulu bir süreci yönetecekler.

Mecburen yüzde 47.82 oy oranı

Yüzde 52,18 oy oranından daha büyüktür diyecekler.