Hayattayken insanca yaşamayı unutmayın.
Bir bakmışsın saat üç, bir bakmışsın saat hiç
(Özdemir Asaf)
Anlatan Selahattin Babüroğlu
Dışarıdan I. Nihat Erim Hükümetine İmar ve İskân Bakanı seçildim. 23 Nisan 1971 günü Erzurum’dan Erzincan’a otomobille geldim. Fırat’ın güneyinde ve fay hattının güneyinde çok katlı (4–5) binaları gördüm. Ankara’ya döndüm, İmar ve Planlama Genel Müdürü H. E. Karahasanoğlu’na neden Fırat’ın güneyinde çok katlı bina yapılmasına izin verildiğini sordum.
Bana, efendim belediyesine sorduk; "Biz fay hattını Belediye Encümeni kararı ile Fırat’ın daha güneyine aldık, yanıtını verdi" dedi.
(Dikkatinizi muhakkak çekmiştir, burada sözü edilen kişi bilimden bilgiden nasibini almamış diplomalı bir şahsiyettir. Dönemin İmar ve Planlama Genel Müdürü)
İngiliz düşünür Francis Bacon “bilgi güçtür” der.
Buna göre; bilgiyi kullanan, bilgi sahibi olanda güçlüdür.
Amerikalılar bilgiyi kullanarak 1969 yılında ay’a ayak basmıştı.
Bizde ABD’den iki sene sonra 1971 yılında (1939 Erzincan depreminin 32.yılında)
Belediye encümen kararı ile fay hattının yerini değiştirecek güce ulaşmışız.
Gülmeyiniz
Akıllandık mı?
Hayır akıllanmadık..!
Çünkü bu olaydan da 27 yıl sonra
Gazeteci Bekir Coşkun yazmıştı. (14 Temmuz 1998)
Adana'da bir belediyenin, Meclis kararı ile deprem fay hattının yerini değiştirdiği açıklandı.
Oraya torpilli konut yapabilmek için, bir kararla fay hattının yerini iki kilometre kadar yana almışlar...
Keşke deprem olduğunda yerin öyle fazla sallanmaması için de bir karar alsalardı...
Evet..!
Bunlar birer kara mizah örneği.
Ne yazık ki ülkemiz ancak 1999 depremi ile işin boyutunu görebilmiştir.
1999 Marmara depremi bir milattır. Devlet olarak bakanların, başbakanın itirafları ülke olarak hazırlıksız olduğumuzu göstermiştir. Ecevit telefonlar çalışmıyor, kimseye ulaşamıyorum demişti ki depremde arkadaşları kendisini uyandırmaya kıyamamışlar geç haberi olmuştu. Bu günle kıyaslarsak Ecevit’in uyandığı saat mesafesinde AFAD ve bakanların tamamı deprem bölgesinde görev başındaydı.
Herkesin anlaması için çok kaba bir açıklama ile; Marmara depreminden sonra yapılacak binaların mühendislik hesapları değiştirildi ve mukavemeti artırıldı. Kontrol Yapı denetim büroları tarafından sağlanmaya başladı.
Peki biz ne yaptık?
Yapı Denetim Bürolarını sıkı denetim yapınca iş vermemekle tehdit ettik.
Bu sefer projelere merkezi yönetim tarafından Denetim Bürosu atanmaya başlandı.
Yani proje sahibinin elinden “göz yummazsan iş vermem tehdidi” boşa çıkarıldı.
Bu tedbirin uygulamada şöyle bir sıkıntısı olabilir. Denetim Büroları aldıkları bu dokunulmazlıkla “Ali Kıran Baş kesen” gibi hareket edebilir. Merkezden verilen işi beğenmeyip oyalayabilir, iade edebilir hatta dilim varmıyor ama az da olsa kötü niyetli birkaç kişi açıktan ek ödeme bile talep edebilir. Bir kişi bile olsa koca bir camiayı lekeler ve güveni zedeler. Bununda ayrı bir kontrol mekanizmasını kurmak gerek.
Niçin bu kadar kural tanımaz bir hale geldik, kanunları delmek için kafa yorduğumuz kadar bilime tekniğe kafa yorsak bugün bu seviyelerde olmazdık.
2009 Yılında Türkiye’de AFAD kurulmuştur. Daha önce görev üç ayrı genel müdürlük kapatılmış AFAD eliyle daha ciddi bir yapılaşmaya gidilmiştir. Eskiye oranla bugün doğal afetler karşısında eskiyle kıyaslanamayacak bir güce ve hıza sahibiz.
Bugün OECD ve Dünya Sağlık Örgütünce “asrın felaketi” olarak nitelenen on ilimizi yıkan deprem, bilim adamlarının beklemediği bir deprem olup gerçekten çok büyük bir felakettir. Bu felaket üzerinden siyaset devşirmek kefen soyuculuktan beterdir.
Gerçekleşmesi hiçte zor olmayan bir hayal kuralım.
Deprem olmuş TBMM’de grubu bulunan siyasi parti liderleri,
İttifaklara ait parti liderleri,
Cumhurbaşkanı ile deprem bölgesinde berberce milletin karşısına çıksalar,
Olayı partiler üstü milli mesele olarak görseler,
Biriz, birlikteyiz, beraberiz, aşacağız deseler;
İnsanımızın moral değeri tavan yapmaz mı?
Bu yaralar bir şekilde sarılır.
Yarın için konuşulacak olan bugünkü duruşlardır.
Kılıçdaroğlu 15 Temmuz için “kontrollü darbe” demişti
Bu felaket için neredeyse “kontrollü deprem” diyecek tavırlar sergiliyor.
Uluslar arası kuruluşlar olayın büyüklüğünü tarif etmekte güçlük çekerken sen kalk “iktidar asrın felaketi diyerek olayı büyütüp sıyrılmaya çalışıyor” gibi ipe sapa gelmez laflar et. Bazen düşünüyorum. Başkan Erdoğan Kemal Beyle perde arkasında anlaşmış olabilir mi? Bir siyasi parti lideri bu kadar yanlış yapamaz.
Milletin nefretini bu denli üzerinde toplayamaz.
Başkan Erdoğan devamlı ona yüklenince rakip CHP gözüküyor,
Bay Kemal de anamuhalefet liderliğini istikrarlı bir şekilde her seçimde koruyor.
Bu yazıya iki dip not düşmek isterim
Birincisi Hatay Erzin Belediye başkanı Ruhsatsız hiçbir yapıya izin vermedim sözü ile gündem oldu. Sosyal Medyada CHP’li başkanın sözleri çok kullanıldı. Erzin ilçesi sanki 1919 yılından sonra yapılmış. Böyle bir algı oluştu.
Bu başkandan önce iki dönem (tam on yıl) o ilçede Ak Partili belediye vardı.
Gazeteci Furkan Erten olayı teyit için Erzin’e gidiyor ve
Belediye Başkanı Elmasoğlu'na yakın bir isim "Açıklamaları saçmalık, 3 yıldır görevde ve buranın geneli eski bina. Başkanın 3 yılda izin verdiği yaklaşık 10 bina var. Bu binaların hepsi hasarlı Müteahhidi aranıyor." ifadelerini kullandı.
Başkan neden bu açıklamaları yaptı sorusuna aynı isim "Hatay BŞB başkanı Lütfü Savaş ve Kılıçdaroğlu bu şekilde yönlendirdi." bilgisini verdi.
İkincisi Meral Akşener özellikle Hatay’dan başlayarak yabancıya mülk satışı durdurulmalıdır, ne dediğimi Hataylılar anlıyor dedi. Hataylılar anlıyor ama sen ne dediğini anlamadan sallıyorsun. İçişleri bakanlığı yapmış birisin Hatay’da 1980 yılından itibaren tam 43 senedir yabancıya mülk satışı kanunla yasaklanmıştır..!