Bizim birinci anayasamız 1876 Kanuni Esasidir. Osmanlı İmparatorluğunun ilk ve son anayasasıdır. 23 Aralık 1876'da ilan edilmişti. Abdülhamit’in karşı olmasına rağmen Mithat Paşa gibi paşalar devleti savaşa sokmuştu. Osmanlının büyük toprak kaybına sebep olan Osmanlı Rus savaşı sonucu 1878’de Abdülhamid anayasayı askıya almıştır. 24 Temmuz 1908’de ikinci meşrutiyetin ilanı sonucu tekrar yürürlüğe girmiş, 20 Ocak 1921 tarihine kadar yürürlükte kalmış bir anayasadır.
Bizim ikinci anayasamız Ankara’da toplanan birinci meclisin 20 Ocak 1921 tarihinde kabul ettiği 1921 Teşkilat-ı esasidir. (1921 Anayasası). Cumhuriyetin ilanından üç yıla yakın bir zaman önce ülke işgal altındayken kabul edilmiştir
Bu anayasada meclis hükümeti sistemi benimsenmiştir.
Bu sistemde güçler birliği esası vardır. Yasama yürütme yargı gücü meclise aittir, hükümet meclis adına görev yapan bir icra komitesi gibidir. Aldığı kararları meclis değiştirebilir, iptal edebilir. Bu sistemde başbakan ve bakanlar kurulu yoktur. Her bakan kendi işlemlerinden dolayı meclise karşı sorumludur, ortak sorumluluk yoktur. Meclisin her zaman feshetme yetkisi vardır. İlk kez Fransa’da uygulandı, sonra bizde uygulandı, Halen İsviçre’de uygulanan sistem çok benzerlik gösteren bir sistemdir.
Yeni kurulan devletin ilk anayasasının 2.Maddesinde Türkiye Devletinin dini, Dini İslâm’dır 7.maddesinde de Ahkâmı şer'iyenin tenfizi (uygulanması)…. Büyük Millet Meclisine aittir. Yazar. Osmanlı İmparatorluğunun yerine yeni bir devletin kuruluşunu hukuki ve siyasi yönden belgeleyen bir anayasa olup, günün şartlarına göre ideallerin sıralandığı detaysız kısa ve yumuşak bir anayasadır. En önemli maddesi de TBMM üzerinde hiçbir gücü tanımadığı için Monarşiyi (Saltanatı, krallığı) reddetmesidir.
Cumhuriyet döneminin ilk anayasası 1924 anayasasının 2.maddesinde de Türkiye Devletinin dini, Dini İslâm’dır; der. Millet Meclisinin görevleri sayılırken de 26.madde de Büyük Millet Meclisi ahkâmı şer'iyenin tenfizi (Şeriat hükümlerinin uygulanması, infazı…. Gibi vezaifi (görevleri) bizzat kendi ifa eder.) maddeleri ile bugünden bakınca bir şeriat devleti kurulduğu görülür. Çünkü TBMM şeriat hükümlerini uygulamakla yükümlüdür.
1928 yılında anayasadan Türkiye Devletinin dini, Dini İslâm’dır maddesi çıkarılmış
İslam olan Müslüman olan devlet aygıtı dinden çıkmış oldu. Başka bir ifade ile Teokratik devlet yapısından laik devlete adım atılmıştır.1931 yılında CHP’nin programına giren Laiklik 5 Şubat 1937’de anayasaya girmiştir.
Anayasanın 2.Maddesi Türkiye Devletinin dini, Dini İslâm’dır; resmî dili Türkçedir, makarrı (başkent) Ankara şehridir. Aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir
Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve
İnkılâpçıdır. (Devrimci) Resmî dili Türkçedir. Makarrı Ankara şehridir.
Şunu da belirtelim Hilafetin kaldırılması (1924), tekke ve zaviyelerin kapatılması (1925), Medeni Kanun’un kabulü (1926) gibi reformlarla, devletin dini kurumlarla bağları sistemli bir şekilde zayıflatılmıştı. Amaçlanan ladini (din dışı) yapı planlı bir şekilde kotarılmıştır. Ayrıca devrin Adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt: İslâmlık terakkiye (ilerlemeye) manidir. Bu dinle yürünmez, mahvoluruz ve bize de kimse ehemmiyet vermez diyordu. Bazı kaynaklarda (Temellerin duruşması Ahmet Kabaklı) Mahmut Esat Bozkurt’un Hıristiyanlık istediği yazılıdır. Sormak lazım: Mademki İslamlık terakkiye manidir. Bu toprakları bize vatan olarak bırakan Alpaslan ve İstanbul’u fetheden Fatih Müslüman değil miydi?
Konumuza dönersek; Cumhuriyet 1921 anayasası yürürlükteyken ilan edilmiştir. Yine bu anayasa yürürlükteyken 3 Mart 1924 tarihli kanunla da “hilafetin TBMM’nin şahsi manevisinde mündemiçtir (içindedir)” ifadesiyle, hilafet makamı kaldırılmış ama, halifelik/hilafet meclisin manevi şahsında saklanıp kilitlenmiştir. Bu nokta çok farklı yorumlara neden olmuş, halen de olmaktadır. Hilafet makamı kaldırıldı ama hilafet TBMM’dedir, hilafet Türkiye’dedir görüşü dillendirilir. Uygulanan Meclis hükümeti sisteminde kuvvetler birliği gereği Meclis Başkanı Mustafa Kemal, yürütmenin de başı kabul ediliyor. Bakanları ise Meclis belirliyordu.
Meclis iradesine karşı ilk direniş Osmanlı Komünist Partisi (İştirakiyyun fırkası) Genel Sekreteri Tokat Milletvekili Nazım Bey İçişleri, Tesanüt Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Abdülkadir Kemal Öğütçü (yazar Orhan Kemal'in babası) de Adalet Bakanı seçiliyor.
Mustafa Kemal Meclis'in iradesine karşı direniyor ve 'Ben sizinle çalışmam' deyip istifa etmelerini sağlıyor. Aynı sorun tekrar yaşanmasın diye 1920 sonbaharında kabul edilen 'bakanlar, meclis başkanının gösterdiği adaylar arasından seçilir' kararı, Mustafa Kemal'e yeni bir yetki kazandırırken ciddi tepkilere de yol açıyor. Bu sorun (aşırı yetki kazanımı) zamanla temel meselelerden biri halini alıyor.
Sonuçta Meclis hükümeti sistemi; karar almada muhalif görüşler nedeniyle zorlu süreçler yaşanmasına neden olur. Mecliste ikinci grup olarak adlandırılan muhalefet; Lozan’da çok aşırı derecede tavizler verildiğini ileri sürüyordu ki, o meclis yapısıyla Lozan onaylanmazdı. Muhalefetten Ali Şükrü Bey; Atatürk’ün muhafız alayı komutanı Topal Osman tarafından öldürülür. Sonrasında Topal Osman’da öldürülür. Mecliste muhalefeti tasfiye etmek üzere 1 Nisan 1923 tarihinde karar alınır. Bu karar kolay alınan bir karar değildi. Üçte iki çoğunlukla alınması gereken karar basit çoğunlukla alınmıştı. (İşin doğrusu bu karar net bir şekilde anayasaya aykırı bir karardı. Mecliste kimsenin karşı çıkmayışı da ilginçtir, aslında çıkamayışı ilginçtir)
Mehmet Doğan bu gelişmeleri şöyle izah eder: Mustafa Kemal, Lozan müzakerelerini eleştiren Meclisi Fesh etmiş, yeni Meclis yine ancak anlaşma imzalandıktan sonra toplamıştır. (Doğan, M,2005:73)
Prof. Dr. Kemal Karpat’a göre yapılan bir tasfiyeden ibaretti. "Birinci Grupta toplanan Pozitivistlerin iktidarı tamamen ele geçirmesini ve "İkinci Grubu" oluşturan demokrat zihniyetli gelenekçileri, demokratları ve İslamcıları tasfiye etmesini mümkün kıldı. Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından yeniden yazılan İhanet-i Vataniye Kanunu’yla seçimlerde Birinci Grup adayının karşısına çıkılması vatan hainliğine denk hâle getirildi. Böylelikle 1923 seçimlerinde Birinci Grup tek başına kalmıştı.
Yapılan seçimler neticesinde (28 Haziran 1923) yeni Meclis'e 285'i Müdafa-i hukuk cemiyetinden (daha sonra halk fırkası/CHP olmuştur) toplam 287 kişi vekil seçilir. Milletvekilleri Mustafa Kemal Paşa tarafından tespit edilmiştir. İlginçlikler de vardır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu Mardin’den aday olduğunu gazetelerden öğrenir. Sonuçta karşımızda Birinci Meclis'e hiç benzemeyen bir yapı çıkar. Milletvekilleri atama ile geldikleri için; birinci meclisin muhalif sesleri tamamen tasfiye edilmişti.
Tasfiye edilenler arasında ilginç kişiler de vardır. Gazeteci Taha Akyol bunlardan birini şöyle anlatır: Müdafai Hukuk Cemiyeti üyesi Moytabizade Rifat Bey Konya'da aday oluyor. Başvurusu mevcut kanunlara tamamen uygundur. Sinirlenen Gazi Mustafa Kemal Paşa, telgraf çekiyor: “Nifaka yol açıyorsunuz. Hareketiniz Hıyanet-i Vataniye Kanuna girer!” Rifat Bey derhal adaylıktan çekiliyor
Bu ve bunun gibi olayları gazeteci Oktay Ekşi şöyle kılıflandırır. Atatürk dönemi devrim devletidir, 11 Kasım 1938 tarihinde kanun devletine, 27 Mayıs sonrası anayasa ile hukuk devletine geçtik der.
Oktay Ekşi’nin bu ucuz laf ebeliğini, Atatürk dönemini tabulaştırıp devrim kavramını kullanarak hukuku küçümsüyor suçlamasıyla, Anayasa hocası Prof. Mustafa Erdoğan tarafından eleştirilmiştir.
5816 sayılı kanun, (Halk dilindeki isimlendirme ile Atatürk’ü koruma kanunu) Demokrat Parti döneminde, İnönü’ye karşı siyasi bir koz olarak kullanılmak üzere çıkarıldığı söylenir. İnönü dönemi için karşı devrim diyen çoktur. Bu kanunla bazı kalemlerin yazması, konuşması zorlaşır. Çünkü bu kanunla Atatürk ismini siper alıp istismar atışı yapan çoktur.
Taha Akyol “Türkiye’de ‘devrim’i ‘hukuk’un üstünde görmekten kaynaklanan az mı sıkıntı yaşadık? Devrimci örgütlerden, cuntalara, darbelere kadar”
“Demokrasiye geçişi “karşı devrim” sayan düşünceler, “ordu göreve” yürüyüşleri, üniversitelerin “koruma kollama” çağrıları hangi geleneğin ürünüdür?” sorusunu sorarak bir kesimin hezeyan halinin tespitini yapar.
Bugün geldiğimiz yapıyı eleştirirken tek adam rejimi diye sokak sloganı atanlar var.
Bunlar tarihi bilgi fukarasıdır. Yakın tarihi, ezberlerini bir tarafa bırakıp amasız fakatsız karıştırsalar gerçekler karşısında dilleri lal olur. Gördüklerine inansalar eleştiri yapamazlar. Ne yazı ki bunlar ezberlerini bozamazlar, bu durum siyasi ucuzluktur. Siyasetin işportaya düşmüş halidir.