Birinci adamlar güneşi
İkinci adamlar gölgeyi sever (Bernard Shaw)
CHP bugün parti içi kavganın tavan yaptığı günleri yaşıyor. Türkiye’nin en eski partisi olan CHP’de ilk üç genel başkanın birinci isimleri “Mustafa’dır”
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa İsmet İnönü
Mustafa Bülent Ecevit
Hazır başladık sonraki başkanları da yazalım.
Deniz Baykal, Hikmet Çetin, Altan Öymen, Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel.
CHP, Mustafa isimli genel başkanlar döneminden sonra (Güneşi seven liderlerden sonra) tek başına iktidara gelemedi. CHP’de ikinci adamların dönemlerinde sağ partiler iktidar oldu, onlarda gölgede müebbet muhalefet olarak kaldılar.
CHP’de kavga partinin bidayetinden (başlangıç) bu yana hep var olmuştur. Bu sebeple CHP için Arbede-perver fırka (kavga sever parti) demek doğru bir tariftir.
Tarih 17 Eylül 1937 Bakanlar Çankaya'ya davetli idiler. Akşam sofrasında dost meclisi birazda kalabalık bir haldedir. Atatürk Orman Çiftliğinden tutunda, dış politika, ziraat vekaleti (tarım bakanlığı) ile ilgili konular dile getirilir.
Öncelikli konu: İnönü hükümeti Atatürk'e ait çiftliğin (Atatürk Orman Çiftliği) hazineye bağışlanmasını istiyor. Bu konuda Atatürk'ün isteksiz davrandığı söylenir. Buna karşın Atatürk'ün de...Çiftlikte bulunan bira fabrikasının genişletilmesini istemesi ve İnönü hükumetinin de bunu uygun bulmaması. Aradaki soğukluğun böyle başladığı yazılır.
(Görkem Kızıldağ 17.06.2021)
İsmet İnönü sofrada Atatürk’e yüklenmeye çalışıyor. Çünkü Atatürk İnönü’ye bilgi vermeden bazı bakanların çekilmelerini istiyor.
İnönü: Ziraat Vekilinin (Tarım Bakanı) çekilmesi isteniyor. Tıpkı bundan evvel yapıldığı gibi fikrim alınmaya lüzum görülmeden vekillerim (bakanlarım) istifaya icbar ediliyor (zorlanıyor) en mühim memleket davaları hep sofra başında kararlaştırılıyor! Sofradan emirler alıyoruz. diye isyankâr bir eda ile konuşur.
Erol Mütercimler İnönü’nün alkollü olduğunu daha sonra pişmanlık duyduğunu söyler.
Ne demişler “alkol” denen “meret” şişede durduğu gibi durmuyor ki.
Atatürk'ün yanındaki herkesin hükümet işlerine karışmasından da şikayetçi olur. Kavga hararetli bir tartışmaya dönüşür ve ağır sözler söylenir. Sofrada toplanmış olan dost meclisi erkenden dağılır. Eskiden de böyle çok tartışmalar yaşanırdı fakat ertesi sabah İnönü, Atatürk'ün yanına gittiğinde; canım sen bildiğin gibi yap cevabını alırdı. Fakat son dönemlerde bu hararetli tartışmalardan sonra İnönü, Atatürk'ten bu cevabı alamıyordu. (İsmet İnönü Abdi İpekçi' ye verdiği röportajda bu kavganın sebebini
Gündelik şeyler, her arkadaşın başına gelen durumlar diyerek geçiştirmişti)
Ertesi günü İstanbul'da Tarih ve Dil Kurultayı yapılacaktı. İnönü ve Atatürk aynı trenle kurultaya gitmekteydiler. Atatürk, İnönü ile kısa bir görüşme yaptı: “Şimdiye kadar bin meselede bin defa kavga ettik fakat dün akşamki bayağı aleni oldu. Ben şimdiye kadar her işte mutabık (uyumlu, uygun) olduğumuzu sanıyordum... Dün geceki halinden anladım ki yanılmışım. Mademki aramızda mutabakat yoktur, bu vaziyette artık teşrik-i mesai edemeyiz (birlikte çalışamayız). Biraz çekilmen, istirahat etmen lazım, biraz ara verelim” dedi. İnönü bu teklifi hemen kabul etti. Atatürk “aklında bir isim var mı?” Diye sordu. İnönü hiç kimseyi kendi makamına teklif etmedi. Bu sefer Atatürk Celal Bayar dedi. İsmet Paşa "İsabet buyurdunuz, her hususta olduğu gibi" diye karşılık verir.
İsmet İnönü bu olay için CB seçildikten sonra: "Bu kavgada haksızlık esasında Atatürk'ündü. Evvela sakindim. Sükûnet ile geçiştirmek istedim. Halindeki tecavüz manasının arttığını görünce; sabrım tükendi. Sonra şiddetle karşılık verdim”
Atatürk ve İnönü İstanbul’a dil kurultayında yan yana, aynı locada oturuyorlardı. İnönü bir kâğıda bana dargın mısın? diye yazarak Atatürk'e verdi. Atatürk: hayır her şeyi unuttum, bildiğin gibi arkadaşım ve kardeşimsin yazmıştı. Mesajlaştıkları bu kâğıt İsmet İnönü tarafından saklanmıştı ve günümüzde halen muhafaza edilmektedir.
İstanbul’daki Dil Kurultayından hemen sonra, Atatürk, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ı çağırttı, “İnönü’yü görevden alacağını, ordunun buna tepkisinin ne olacağını” sordu. Mareşal "Muvafıktır Paşam" dedi. Fahrettin Altay anılarında, Atatürk’ün İnönü kaynaklı bir "oldu-bitti" ile karşılaşmamak için önceden orduyu bağladığını yazar. Çünkü her ikisi de komitacı bir gelenekten geliyordu.
(Anadolu Ajansı: 21 Eylül 1937 haberi) "Başvekil (başbakan) Malatya mebusu İsmet İnönü'ye talep ve ricası üzerine Reisicumhur Atatürk tarafından bir buçuk ay mezuniyet (izin) verilmiş ve Başvekâlet vekâletine (başbakanlığa) İktisat Vekili Celal Bayar vekâleten tayin edilmiştir (atanmıştır)"
İşin doğrusu İnönü azledilmiş “görevden el çektirilmiş” bir nevi emekliye sevk edilmişti. Bir diğer konu Atatürk devlette ipleri gevşetmeden elinde tutuyordu.
İddia edilir ki; Atatürk, İsmet'in başbakanlıktan ayrıldıktan sonra rahat durmayacağını bildiği için kendisine Londra Büyükelçiliği'ni teklif ettirmiştir. Tevfik Rüştü ret cevabını getirince; Hımm demek bizimle uğraşacak demiştir. Gerçekten de İsmet İnönü adının unutulmaması için çeşitli oyunlara girişmişti. Mesela Hipodroma at yarışı seyretmeye gidip halkın arasına oturmuştur. Halk ta bu mütevaziliği (!) alkışlamıştır. Atatürk bu olayı “İnönü’yü ben bilirim, bizim zayıf anımızı kollayacak” demiştir.
Yakın arkadaşı Kılıç Ali, İnönü için “İmandan fitneye kadar her sahada şeytan” Der Tarihçi Cemal Kutay kendisiyle yapılan bir söyleşide bir adım daha ileri gider: İsmet İnönü'nün Millî mücadelede bir rolü olmamıştır. Çünkü İnönü o günlerde, İstanbul Hükümetinin Sadrazamı olan ve aynı zamanda Harbiye Nazırlığı (Milli savunma bakanlığı) makamında da bulunan meşhur Damat Ferit Paşa'nın müsteşarıdır.
Millî mücadele başlamış, 23 Temmuz 1919 tarihinde Erzurum kongresi yapılmış, kongreden 34 gün sonra İnönü Karabekir'e 27 Ağustos 1919 tarihli mektubunda
“… Bütün memleketi parçalamadan Amerika’nın denetimine (murakabesine) tevdi etmek, yaşayabilmek için yegâne ehven çare gibidir” yazmıştır.
(Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1960)
İsmet Paşa için milli mücadelenin başarısına inanmıyordu iddiası dile getirilir.
Tek parti döneminin hatırı sayılır bir kesimi, İnönü dönemini eleştirir. Hatta karşı devrim diyenlerde vardır. Millî Mücadelede bir rolü olmamış, ABD mandacısıdır iddiasıyla şiddetle eleştirilir. Bu konuda Kazım Karabekir Paşaya: Kurtuluşun ABD mandacılığına sığınmaktan geçtiğini düşünen İsmet Paşa Millî Mücadelenin başarı ihtimalinin arttığını görünce, "ABD mandacılığından” vazgeçip, "Kuvva-yı milliyeci" olma yolunu seçmiştir. Anadolu’ya (geriye dönmemek üzere) esas geçişi 9 Nisan 1920'dedir. O tarihten itibaren de Atatürk’ün hiçbir sözünden çıkmamış görüntüsünü ustalıkla vermiş, nevi şahsına münhasır bir kişiliktir. Atatürk bütün bunları çok iyi bilmektedir. Bunun içinde tedbirli ve dikkatlidir.
İsmet Paşa Cumhurbaşkanı seçilince; Atatürk’ün yakın çalışma ekibini tasfiye etmiştir
Hatta Çankaya köşkünde görev yapan garsonlara varıncaya dek gönderildiği söylenir.
Ne demişler? Bizans’ta oyun, CHP’de kavga bitmez.
Erdal İnönü SHP genel başkanlığı dönemimde diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana gider. Garson "Bir şey almak ister misiniz, efendim" sorusu üzerine İnönü "Teşekkürler biz birbirimizi yiyeceğiz" cevabını verir.
Butlan kararını tanımaz havasında olup, genel merkezi boşaltma kararını yırtanları, kendimi zincirleyip kilitleyeceğim ve anahtarı yutacağım diyenlerin, genel merkezin önünde kendimi yakacağım diyenlerin 3 dakikada genel merkezi boşaltmaları bana Demirel’in 12 Eylül darbesi ile ilgili fıkrayı hatırlattı. Askeri darbe ile siyasetçiler ülke idaresinden kenara itilmişti. Demirel’de aşağıdaki fıkrayı anlatmıştı. Butlan kararını veren mahkeme; hileli kurultayla partiyi ele geçirenleri kenara itmiştir.
“Uçak yolculuğu sırasında çocuklar rahat durmuyor, oradan oraya koşarak, uçağın dengesini bozuyorlarmış. Bu durumdan rahatsız olan kaptan pilot, hostesi çağırmış, ‘Çocukları kontrol altına alın’ demiş. Bir süre sonra uçağa sessizlik çökünce kaptan meraklanıp, hostese; ‘Ne oldu?’ diye sorunca, hostes: “Uçağın kapısını açtım, ‘çocuklar biraz da bahçede oynayın, ben sonra sizi çağırırım dedim.” Demiş.
Kılıçdaroğlu ebeveyn sıfatıyla “Attaaaa!” demiş midir?