Bir önceki yazımızdan sonra bazı okurlarımız telefonla aradılar ve “Ecevit 1973 seçimlerinde yüzde 33 küsur, 1977 seçimlerinde ise yüzde 42 civarında oy alarak birinci parti çıkmadı mı?” diyerek; birazda alıngan bir üslupla hatırlatma yaptılar. Konu ile ilgili bu yazı dizisi sonunda açıklama yapacaktım. Madem çok heyecanlı okurlar var açıklamayı öne almaya karar verdim.

Ecevit Meclisin kapatılmadığı askeri müdahalelerden sonra yapılan seçimlerden birinci parti olarak çıkmıştır. (1971 muhtırası ve 28 Şubat Post modern darbesi) Bazı detayları verip yazı boyutu uzuyor amma, bazen detaylar daha çok akılda kalıyor.

Genel Kurmay eski genel sekreteri Erol Özkasnak “Post Modern darbe” ifadesini beğenmiş ve zekâ ürünü bir tanımdır demişti. Yani asker yıllar sonra yargılamalarda inkar etseler de o dönem yapılanın darbe olduğunu kabul ediyordu.

Bu darbe sonrası Amerika Apo’yu Türkiye’ye verdiğinde; Ecevit azınlık hükümetinin başbakanı idi. 1999 seçimlerinde Ecevit’in aldığı oylar Apo sayesinde alındığı için şişirilmiş  “köpük oylardır” Zaten Ecevit: Apo’yu bize niye verdiler, anlamadım” demiştir. 1999 seçimlerinde uzatmaları oynayan Ecevit 74 yaşında idi. İğneleyici konuşmalar yapan Hüsamettin Cindoruk o süreçte Ecevit’in sahne almasını “naftalinli Ecevit” diye alaya alarak eleştirmişti.

Asıl izah edilecek Ecevit başarısı: CHP’nin 1971 muhtırası sonrası aldığı oylardır.

12 Mart 1971 muhtırası sırasında Ecevit CHP genel sekreteridir. Muhtırayı, İnönü karşısında genel başkanlığa yürümek için bir “demokrat duruş” gösterisine çevirip “bu hareket bana karşı yapıldı” diyerek genel sekreterlik görevinden ayrılmıştır.

Osman Bölükbaşı bu gelişmeler üzerine "Azrail Adalet Partisi'ne girdi amma, cenaze CHP’den çıktı." diyerek alaycı bir beyanat vermişti.

İşin doğrusu Ecevit doğru bir hamle yapmış, İsmet Paşaya karşı avantaj elde etmişti.

Seçmen İsmet Paşa’ya hep CHP olarak bakmıştır. (Yani millet İnönü’ye bakınca; yasaklar, baskılar, şapka giymediği için kadın asan İstiklal mahkemeleri gibi CHP’nin kabarık mı kabarık bütün sabıkalarını onun yüzünde görüyordu)

Kurultayda onu indiren Ecevit’i ise; CHP’den ayrı bir kimlik olarak görüyordu. Ecevit CHP’si merkezden çevreye, kırsala, varoş kesime el uzatınca; bilinen seçkinci, kentli CHP siyasetinden uzaklaşarak yüksek oy almıştır. 1973 genel seçimlerinde gelen bu birinciliğin arka planı budur. (kırsala el uzatmak) Bu çalışmada da o zamanlar genç bir akademisyen olan Deniz Baykal’ın emeği vardır.

1977 seçimlerine CHP lideri Ecevit değil, Karaoğlan Ecevit olarak seçmen gözünde yüksek bir yer edinmiştir. Bilinen CHP kalıplarının dışında, CHP’nin günahlarından arınmış bir lider olarak oy almıştır. Net olarak ifade edersek; seçmen Halk Partisine değil, Karaoğlan Ecevit’e oy vermiştir. Olay bu kadar nettir. Bu millet tek parti döneminde yapılan zulmü unutmuyor ve affetmiyor.  Bay kemal’in helallik numaraları, siyasi tövbe şovları sırıtsa da doğruydu ve bu günahları örtme gayretiydi.

Bay Kemal bir kırsallı olmasına rağmen; seçim sonrası “kentliler bana oy verdi deyip kentlileri öven, kırsalı ise hor gören” algıya sebep olan cümleler kurdu. Adeta kırsalın tezek kokusu, kentin parfüm kokusunu bastırdı der gibiydi.  Yaptığı bu büyük gafla kırsala eski CHP kafasıyla bakmıştır. Kampanya dönemi muhafaza ettiği abdestini erken bozmuştur.  İşte bu hastalıklı ve sakat bakış; kaybettiren bakıştır.

Bu açıklamadan sonra;

Asıl konumuza dönelim ve mademki kırsal dedik köye doğru yol alalım.

Atatürk “Köylü milletin efendisidir” demiştir amma CHP iktidarı döneminde köylünün maruz kaldığı aşağılanma unutulamaz. Yıl 1939 Kütahya Milletvekili Besim Atalay. Meclise getirdiği kanun teklifi ile “Köylüler ve fakirler için düşük kalite ucuz ekmek çıkarılsın” diyerek oluşturdukları üst tabakanın ekmeğiyle köylünün yediği ekmeğin aynı kalitede olmasına tahammül edemiyorlardı

Ankara'ya gelmek isteyen köylüler ise zabıtalarca şehrin girişinde yakalanıp hamamlara götürülmüş 'yıkanmadan şehre girmeyin' talimatı verilmiştir.

Cumhuriyet Gazetesi'nin 1925 yılında köylüler ile ilgili yazısı, köylülerin şehre dahi alınmamasını tavsiye eder niteliktedir: “Aralarında fakir, üstü başı kirli ve bitli kimselerin de bulunduğu yolcuların bazen aylarca devam eden misafirlikleri, İstanbul'da ekmek darlıklarına sebep olmaktadır... (Cumhuriyet 1925)"

Köylü demişken; yıl 1947 çok partili sistem var ama CHP açık oy gizli tasnif (sayım) yaparak 1946 seçimlerini çalmış ve iktidarını devam ettiriyordu. Isparta Senirkent’te “Demokrat Partili kooperatif başkanı” CHP Hükümeti tarafından görevden alınır.  Bu karara karşı çıkan halkla Jandarma arasında çatışma çıkar. Köylüye öyle işkence

Yapılır ki. “dayak” en hafifidir. Çünkü “köylüye dışkı yedirilir” Ayrıca “başlarındaki

 şapka alınmış, o şapkanın içine işemeleri istenmiş, sonra da işedikleri şapka, başlarına geçirilmiştir” (19 Haziran 2011 Hasan Karakaya)

Kötü olan şey: yaşanan bu vahşetin benzerinin yaşanmasıdır. Nitekim aradan 42 yıl geçmiş, demokrasimiz eskiyle kıyas götürmeyecek standartlara ulaşmasına rağmen; "1989 yılının 14 Ocak'ı 15 Ocak'a bağlayan gecesinde Cizre Yeşilyurt köyünde bir binbaşı yönetimindeki operasyonda köylülere insan dışkısı yedirilmişti. Yeşilyurt köylülerinin uzun uğraşları sonucu açılan davada dışkı yedirme olayını kabul etmeyen binbaşı sadece 'kötü muamele' nedeniyle 3 ay hapis cezasına çarptırılmış, bu ceza da paraya çevrilerek ertelenmişti. Türkiye’de Mahkemelerin reddettiği dışkı yedirme olayı nedeniyle köylüler Avrupa insan hakları mahkemesi ne başvurmuş, AİHM mahkûm ettiği Türkiye'nin, köylülere rekor bir tazminat, “her köylüye 300'er bin Fransız frangı” ödemesini kararlaştırmıştı.

Son bir bilgi verip noktalayalım. İkinci dünya savaşı öncesi Türkiye’de 9 büyük ticaret firması varken, savaştan sonra bunların sayısı 41’e çıkar. Savaş süreci çok kötü yönetilmiş bir süreçtir. Dönemin Başbakanlarından Şükrü Saraçoğlu, bu durumu “itiraf” ederek; “Zengin ve paralı adamlar için bir mesele mevcut değildir” demişti. O dönemde “vurguncu” ve “stokçu” zümresinin türediğini de kimse inkâr edemez.                                                                        

Tarım ürünlerine el konulduğu için Trakya’da açlıktan ölenler olduğu iddiaları varken büyük ticaret firmaları neredeyse yüzde beş yüz nasıl artar? Artar çünkü vurgunculuk yapılmıştır. Nasıl mı?

Saraçoğlu’nun ardından Başbakan olan “Refik Saydam’ın evinde” bile, “çuvallar dolusu stoklanmış mal” bulunan, CHP’nin yönettiği bir yakın tarihten söz ediyoruz.