Atatürk “Cumhuriyet murakabeyi (denetimi) gerektirir. Murakabesiz, cumhuriyet olmaz” diyordu. (O dönemde Terakkiperver Cumhuriyet fırkası, kendi isteği dışında ve muhalifi olarak kurulmuştu ama Serbest Fırka, bizzat arkadaşı Ali Fethi Okyar’a kendisinin kurdurduğu partidir.) Her iki parti de; farklı gerekçeler gösterilse de; iktidarı alırlar endişesi ile kapatılmıştır iddiası yaygındır. Mesela deyip bir olay aktaralım.
Birden fazla partinin yarıştığı ilk seçim 1930 yerel seçimleridir. Bu seçim Serbest Fırkanın kuruluşundan bir ay sonra yapılmıştır. Öyle bir seçim ki, daha teşkilatlarını kuramamış yeni bir parti karşısında seçim tamamen iktidarın (CHP) kontrolün de yapılıyor, yargıç teminatı yok. Her türlü usulsüzlük, hukuksuzluk devlet eliyle yapılabiliyordu. Çünkü Valiler CHP il başkanı, Kaymakamlar CHP ilçe başkanı idi. Örneğin Adana’da seçmen listesinde yer alanların sayısından fazla oy çıkmıştı; amma Vali bey bu fazlalığı geçerli saymıştı. Serbest Fırka taraftarlarının bu seçimde kimi dövülmüş, kimi tutuklanmıştı. (Seçim sonrası da serbest fırka kapanmıştır).
Dönemin Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak, hatıratında, bu seçimler sırasında Atatürk ile aralarında geçen bir konuşmayı nakleder. Atatürk'ün kendisine seçim sonuçlarını sorması üzerine Rıza Soyak şöyle der: "Bizim parti kazanıyor" Tebessüm eden Atatürk, Soyak'a şu cevabı verir: "Hayır efendim. Hiç de öyle değil. Hangi fırkanın (Partinin) kazandığını ben sana söyleyeyim: Kazanan idare fırkasıdır (partisidir) çocuk! Yani jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler. Bunu bilesin."
Tek parti döneminde neler yaşanmıştı? Dersek;
Basın susturulmuş, sansürlenmiştir. Başbakanlık da yapan CHP'li Recep Peker 5 Mart 1925 tarihinde Tanin Gazetesi'ne verdiği röportajda basın için "Biz bu yılan yuvalarını tahrip etmek ve susturmak azmindeyiz. Bu yılanlar ve zehirli yuvalar kanun kuvvetiyle Dezenfekte edilmedikçe memlekete rahat yüzü yoktur." Takrir-i Sükûn (huzurun sağlanması) Kanunu ile Hâkimiyet'i Milliye ve Cumhuriyet hariç bütün gazeteler kapatılmıştır.
Yine aynı kanunun eseri olan 'İstiklal Mahkemeleri' kuruldu. İktidarın aksini söyleyen, itiraz eden en kısık “muhalif ses” bile yeri geldi darağacıyla susturuldu.
CHP’nin bu (Totaliter) baskıcı, dediğim dedik, ben yaptım oldu yapısı genlerine işlemiş derin bir yaradır. Bugün bile kabuk bağlamadığı görülür. CHP’de önemli görevler üstlenen Selin Sayek Böke bakın ne demiş “CHP'nin iktidarı döneminde özel şirketleri müzakere dahi etmeden kamulaştıracağız, Müzakere falan yok! Buraya yazacağız. Bunlar artık kamunundur diyeceğiz ve devam edeceğiz"
Keza partide benzer görevlerde bulunan Gürsel Tekin, ise: 7 Haziran 2015 genel seçimleri öncesinde “kazanmamız halinde 8-9 Haziran da ilk işimiz bu kirli gazetelerin tamamına el koymak olacaktır. Sadece el mi koyacağız, buna bulaşmış bütün iş adamlarından da hesabını soracağız" demişti
Aziz Nesin 5 Şubat 1948 günü Gürsel Tekin’den 67 sene önce Zincirli Hürriyet gazetesinde, CHP iktidarının 1945 yılında Tan gazetesi ve matbaasına saldırtıp makinelerine varıncaya kadar tahrip ettirdiği gençleri “Gençliğe Hitabe”yi yansılayarak aşağıdaki şekilde eleştirip hedef almıştı.
Ey Türk faşisti!
Birinci vazifen Türk matbaalarını yıkmak, makinelerini ısırmak, demirleri dişleyip duvarlara saldırmaktır. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli, gazeteleri çamurlara serip üzerinde ağzın köpürünceye kadar tepinmektir. Bu temel partinin hazinesidir.” Nesin’in bu yazısı “Muhtaç olduğun kazma, balta, Halk Partisi’nin ambarlarında mevcuttur.” Cümlesi ile bitiyordu.
(Mustafa Armağan 30 Nisan 2023)
CHP 1940’lı yıllarda Faşist İtalya ve Almanya’ya yakın durmuştur. 1939 yılında Hitler’in 50.doğum gününe; bakanlar, yüksek rütbeli asker ve milletvekili katılımı sağlanmıştır. Gazetelerde Almanya için “Milli şefimiz ile Führer arasında samimi tebrikler” öte yandan “Kemalist Türkiye’den Faşist İtalya’ya selam” manşetleri atılıyordu. Milletvekili, gazeteci, Falih Rıfkı Atay ise “Faşizm 10 senede 50 senelik iş görmüştür” güzellemeleri yapıyordu.
İlerleyen süreçte partinin kimliğindeki Sosyal Demokrat tanıma bizzat Ecevit itiraz edercesine bir izahat getirir. O da şudur; “Avrupa’da Sosyal Demokrat Partiler eski sosyalist partilerin dönüşümüdür. CHP bu yönüyle Avrupa’dan ayrılır. Marksist ve ya bilimsel sosyalist değildir hiçbir zamanda olmamıştır” der.
Bu son 2023 seçimlerinde aldıkları ağır yenilgi sonrası çıkan parti içi tartışmalar bana Mustafa Armağan’ın naklettiği şu ilginç olayı hatırlattı. İsmet İnönü 1972 yılında genel başkanlıktan düşürülünce; Anayasa Mahkemesi’ne CHP’yi ilkelerinden saptığı gerekçesiyle kapattırmaya kalkmıştı. İnanmayanlar CHP’li Necip Mirkelamoğlu’nun kitabını okusunlar. Kemal Kılıçdaroğlu’da İnönü gibi partiyi bırakmayı kabullenemiyor.
Namık Kemal’in “Fıtrat değişir sanma! Bu kan yine o kandır” dediği gibi CHP’de1940’lı yıllardan 2020’li yıllara aynı refleksi görüyoruz. Fıtrat değişmiyor.
Birileri partiyi bırakamıyor, birileri 1925 yılından bugüne aynı despotik davranışları sergiliyor. Ellerine imkân geçse Maazallah Aziz Nesin’in anlattıklarını tekrarlarlar.
Haftaya devam etmek üzere Tek Parti dönemi despotizminden çok çekmiş iki Osman Yüksel Serdengeçti hatırası naklederek biraz tebessüm edelim. Serdengeçti’nin eşinin adı İsmet idi ve çocuğu olmuyordu. İsmet Paşa döneminde de hapse düşmüştü “Şu hayatta ne çektiysem iki İsmet’ten çektim: Biri zürriyetimi elimden aldı, diğeri hürriyetimi.”demiştir.
Atatürk için Anıtkabir yapımında gençler çalışırken Osman Yüksel'e sorarlar: "Sen genç değil misin, niye Anıtkabir'de çalışmıyorsun?” Serdengeçti, fikirlerinden dolayı kendisini hapishanelerde süründüren ve sevmediğini her zaman açıkça söylediği İsmet İnönü'yü kastederek cevap verir: "Vallahi hapishanelerden bana zaman yok. İnşallah ikinci Anıtkabirde canla başla çalışırım."