İkinci Mahmut dönemi 1808 de ilan edilen Senedi İttifaktan 1982 Kenan Evren Anayasasına kadar yapılan çalışmalar, toplum kesimlerinin mutabakatından uzaktır.
Bunun sebepleri haklı haksız sıralanabilir ama sonuç ortadadır.
Bu gün Türkiye’nin önünde geniş katılımla anayasa yapma imkânı vardır. Aslında 2011-2015 döneminde bu konuda adım atılmıştı.“Anayasa uzlaşma komisyonu” kurulmuş, başkanlığını da TBMM başkanı Cemil Çiçek yapıyordu. Ak Parti mecliste 327 milletvekili ile temsil ediliyordu. Buna rağmen komisyonda gücü nispetinde değil, bütün siyasi partiler eşit üye ile katılsın önerisini getirmişti. Bütün bu iyi niyete rağmen ancak 60 civarında madde üzerinde uzlaşma sağlanabildi. Kısaca sonuç alınamadı.
Bu günde Anayasa yapımı için geniş katılım imkânı vardır. Geniş katılım önemsenir çünkü: ”Ortak çoğaldıkça zarar azalır” Aristoteles’e atfedilen bir söz vardır: “Ortak tehlikeler, düşmanları bile birleştirir"
Bizde kendi içimizde niçin birleşmiyoruz. Birleşip süratle anayasamızı “demokrasi züğürdü” olmaktan kurtarmalıyız. Yoksa darbe anayasalarıyla yerimizde sayarız.19 kez değiştirilen 1982 darbe anayasası ile yönetiliyoruz. Sadece Ak Parti döneminde 12 kez düzenleme yapılmış, 177 maddelik anayasanın 30’u aynı maddelerde olmak üzere toplam 134 hükmünde değişikliğe gidilmiştir. 19 kez ameliyat olan birinin yaşaması mucizedir. Bir türlü “son nefesini veremeyen” 1982 anayasası Türkiye yüzyılı seviyesinden bakınca “beyin ölümü gerçekleşmiştir” Maalesef yenisi yapılmadığı için fişi çekilemiyor “kalp atışları” devam ediyor.
1982 Anayasasını hazırlayan darbeci Evren zihniyeti “Siviller anayasa yapamaz” diyordu. Aynı zihniyet 1924 anayasasını kaldırıp yerine 1961 anayasasını koyarken, özgürlük gülücükleriyle oyalayıp el altından vesayetçi bir sistemi inşa etmişti. 1982 yılında da vesayet sistemi esaslı bir şekilde elden geçirilmiş, rektifiye edilmiştir.
Eski Anayasa Mahkemesi Raportörü Prof Dr Osman Can bu konuda. “Darbeciler anayasa meselesinin mimari bir proje veya bir iskelet olduğunu biliyorlardı. Zira Anayasada “hukuk devleti” veya “özgürlük” gibi etiketler yer alsa da, sistem ancak projeye veya iskeletin doğal yapısına göre hareket eder. Sürüngen iskeleti, taşıdığı etiketlere/süslemelere rağmen yalnızca sürünmeye elverişlidir; insan gibi yürümeyeceği kesindir.” Tespitini yapar.
Eski Yargıtay Başkanı Prof Dr. Sami Selçuk, Şubat 2001 tarihinde (Ak Parti henüz kurulmamıştı) Türkiye'nin sivil bir anayasaya ihtiyacı olduğunu, ancak bunu mevcut Meclis'in yapacağına inanmadığını, ayrıca ‘‘Türkiye'de cumhursuz cumhuriyet, halksız demokrasi var’’ demişti. 1999-2000 Adli yılı açış konuşmasında da 1982 anayasası için “Bu anayasa hiçlikle (butlanla) sakattır. Türkiye meşruluk debisi neredeyse sıfıra yaklaşmış bir Anayasayla yeni yüzyıla girmemelidir.” Diyerek işin vahametine işaret ediyordu. Ben de diyorum ki; bu dilek gerçekleşmedi bari Türkiye 100 Yılında darbe anayasası ile yol yürümesek
Darbe ürünü 1982 anayasası için yapılan değişiklikler konusunda Prof Dr Eser Karakaş bir TV programında seyredenlere kahkaha attıran bir cümle kurmuştu “beni ne kadar estetik ameliyat ederseniz edin; benden bir Brad Pitt elde edemezsiniz” demişti. Türkiye olarak biz 19 kez Erol Taş’ı Kıvanç Tatlıtuğ yapmaya çalıştık. Eşyanın tabiatına aykırı olduğu için olamazdı ve olmadı.
1961 ve 1982 Anayasalarının 2. maddelerinde Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken hukuk devletidir der, hukukun üstünlüğünden söz etmez. Bu iki kavram farklı olup yaşadığımız sıkıntıların temelidir. Birincisinde devlet her yerde hazır ve nazırdır, Jakoben (dayatmacı, tepeden inmecidir). Ülkede hukuku üreten temel güç devlettir. O yüzden de hukuk hep devletten yanadır. (Vatandaşı korumaktan ziyade devleti vatandaştan korur) Buna hukuk devleti değil kanun devleti denir. İkincisinde ise toplum, sözleşmeci, uzlaşmacı ve çoğulcudur. Kendi kendini düzenler. Devletin karşısında özerk bir hukuk vardır. Her şey; üretilen bu hukukun hakemliğinde çözülüyor. Yargı bağımsız ve çok güçlüdür. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ayırımı olmayıp tek bir Yüksek Mahkeme vardır. Özetle hukuk birliği vardır. Bu nedenle birincisine üstünlerin hukuku demek yanlış olmaz.
Bu iki anayasa, keskinliği yüksek tepki anayasaları olduğu için; toplumda ciddi fay kırıklarına neden olmuştur. Bunların sebebi de “ama’lı” anayasa “ama’lı” hukuk üretilmesidir. Her devletin tabi ki tedbirleri vardır. Bizdeki “ama”lar yapaylık oranı yüksek bahane“ama”larıdır. Bu bahanelerle toplum kısıtlanır, yasaklarla hareket alanı daraltılır. Böyle olunca da, bazı şeyler yazıldığı gibi okunmuyor, söylem ve eylem birliğinden uzak düşülüyor.
Türkiye’de anayasaları yapanlar Yargıyı “siyasal yönetim”in ortağına dönüştürdüler. İktidar karşısında muhalefet aracı olarak çalışmasını sağladılar.“Bu yüzden kuvvetler ayrılığı sevdalılarının, İstiklal Mahkemeleri, Dersim, Yassıada, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat yargılamaları, parti kapatmaları ve 367 hokkabazlığına alkış tutmaları şaşırtıcı değil.” (Prof Osman Can)
Türkiye’de İstiklal mahkemeleri ile başlayıp devam eden sindirme hareketleri milleti o hale getirdi ki; “neye evet, neye hayır” pusulasını şaşırdık. Anayasa, hukuk, hukukun üstülüğü önceliğimizdir dedikçe; “hukuk karın doyurmuyor” gevezelikleri ile karşılaştık. Sonuçta müstehak olduğumuz sopayı yedik durduk
Demirel’in 1982 anayasası oylaması için anlattığı bir fıkra vardır.
İki berduş kasaba meydanında dolaşırken uçurulan bir güvercin berduşlardan birinin omzuna konmuştur. Ahali toplanmış, berduşa: “sen artık padişahımızsın” demişler. Berduş: “Olmaz” diye ısrar etse de, inatçı kasabalılara yenik düşmüş, padişahlığı kabul edip arkadaşını da sadrazam yapmıştır. Aynı gün zulme, boyun vurmaya, vergi salmaya başlayınca; arkadaşı:”Yapma, halk kızacak” deyince; Çiçeği burnunda padişah cevap vermiştir. “Güvercin uçurup padişah seçen halka böylesi az bile.” 1982 Anayasası referanduma sunulmuş ve bunun sonucunda Anayasa’nın kabulüyle birlikte Kenan Evren cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Burada bir not düşmesem olmaz. Çünkü arşiv hiç af etmiyor. “Demirel fıkra ile taşı gediğine koymuştu” ama yıllar sonra Cumhurbaşkanı seçildi ve 28 Şubat onun döneminde yaşandı. Televizyon programında, kendisini “başörtüsü zulmü” ile sıkıştıran gençlere; oylamasını eleştirdiği anayasa kitapçığını alıp “bu anayasa 1982 yılında milletten yüzde 92 oy almıştır”.Bu anayasaya göre Türkiye laik bir cumhuriyettir gibisinden tamamen Demagoji ürünü laflar etmişti. Bir başka programda da “Üniversiteye başı kapalı giremezsin, AYM, Danıştay, AİHM yasağı koymuş, Başörtülüler Suudi Arabistan’a gitsinler” demiştir. Bu gün aynı anayasa var, aynı Anayasa Mahkemesi var, Aynı Danıştay var, aynı AİHM var. Türkiye’de başörtülü Vali var, asker var, polis var, öğrenci var, öğretim üyesi var. Kısaca başörtüsü kamuda serbesttir.