Bir senedir Masanın algı oyunlarıyla karşı karşıya kaldık. Programınız çözümünüz nedir, adayınız kimdir? Diye sordukça hep oyaladılar. Sonunda bir mutabakat metni açıkladılar. Altılı masanın mutabakat bildirisine bakınca;
Bu ittifakın Erdoğan’a karşı kin ve düşmanlık dolu bir ruh haliyle ülkemizde siyasi alanı meşgul ettiğini gördük.
Araya deprem girdi, masa devrildi, sofraya çevrildi, tekrar sofradan masa düzenine geçildi, Bay KK ilan edildi derken Mutabakat metni unutuldu gitti.
Mutabakat metni hakkında Ali Babacan “Batı bize aferin diyecek” sözüyle “Masa mısınız? Yoksa maşa mısınız?” sorusunu haklı olarak sordurtmuştur. Hele hele Avrupa’nın Kur’anı kerim yaktığı bir dönemde Avrupa’dan aferin beklenir mi?
Kur’an yakılan İsveç, biz evet dersek NATO’ya girecek. Keza evet dememizi bekleyen Finlandiya’da, Kuran yakma eylemine izin verdi, elçileri bakanlığa çağrılınca izni iptal ettiler.
Batıdan aferin alacak maddeleriniz,
ABD ve Kandil’i memnun eden maddeler.
Terörle mücadele edilecek yaz ama 1984 Eruh katliamından beri boğuştuğumuz PKK’dan söz etme. Efendim yerel yönetimlere seçme ve seçilme hakkını yok sayan kayyum uygulamasına son vereceğiz demek de nedir?
Aferin beklediğiniz batıda bu suçları işleyenlere madalya mı takıyorlar?
Bu millet batıdan ne aferin ne de övgü bekler. Küba’nın efsanevi devlet başkanı Fidel Castro ne diyordu?
“Eğer düşmanın sana ödül veriyorsa (övüyorsa) sende bir puştluk var demektir”
Masa mı? Maşa mı? Sorusunda mihenk taşı dış destektir. Eğer elin haçlısı sana destek veriyorsa onların çıkarı için önemlisin.
Eğer sen batının oyununu bozuyorsan yerlisin millisin bu ülke için gereklisin. Mutabakat metnini şimdilik bir yana bırakıp ABD, İngiltere, Almanya, İsrail kimi övüyor, kimi yeriyor ona bakalım ve elin gâvuru sana dost Erdoğan’a niçin düşman sorusunu soralım.
Ruters (Londra merkezli haber ajansı): Erdoğan ve Türk düşmanlığı yapacak editör arıyoruz diye iş ilanı yaptı.
Financial Times (İngiltere): Erdoğan her yol mübâh deyip seçimi alır. Sokakları kana bulamakla itham etti.
Foreign policy ABD dışişleri bakanlığının sesi olarak tanınır Seçimler kan gölüne dönüşecek. O yüzden Erdoğan iktidarı muhalefete devretmeli dedi
Washington Post: Yeryüzündeki en kritik seçim Türkiye’de yapılacak dedi.
Ekonomist (Londra merkezli): Türkiye artık kendi ağırlık merkezine sahip, Avrupa’dan artık etkilenmiyor sormuyor bile Suriye’ye operasyon yapayım mı yapmayayım mı diye
John Bolton: Eski ABD Ulusal Güvenlik danışmanı: Wall Street Journal gazetesine yazdığı makalede: Erdoğan’a karşı muhalefete yardım edelim. Erdoğan’ın durdurulması gerekir. Muhalefetin birlik içinde kalması gerekir. Erdoğan durdurulamazsa işler daha da çok kötüye gider.
Jarussalem post (İsrail) Washington’daki sorun, Ankara güvenilmez bir ortak ve ABD çıkarlarına ve genel olarak batı demokrasilerinin çıkarlarına aykırı çalışıyor.
Der Spiegel (Almanya): CB Erdoğan’ın aday olamayacağı iddiasında bulundu. Anket yaptırıp Türkiye bir diktatörlüğe mi gidiyor” sorusu ile de Erdoğan’ı hedef gösterdi
Doğru oturalım ve doğruyu konuşalım. Ortada bir altılı masa var. Bu masa HDP olmadan hiçbir iş yapamaz. Onun için masanın altında HDP vardır. Üstelik taşıyıcı ayak HDP’dir. Hesap nedir? Yedi siyasi parti nasıl bir ortaklık yapacaklar da ülkenin meselelerini çözecekler.
Bir sene aday ismini konuşamadılar, konuştuklarında da kavga çıktı.
Sonunda masayı deviren Asena’mız tekrar masaya döndü, ya da dön! Dendi döndürüldü. Aday ismi açıklandı amma Meral Hanım siyaseten öyle bir yara aldı ki; asla kabuk bağlamaz!
Her şeyi sineye çeker mi? Bilemem. Mesela piyanist Fazıl Say Akşener için “sifonu çek gitsin”Masaya dönünce de” eski twiti sildi ve HDP’ye gönlünü aç” Dedi. Sosyal medyadaki galiz küfürleri buraya almıyorum. CHP kanadından da çok ağır hakaretler edildi.
Siyaseten heybetli ve tok pozlar veren Meral Hanım masaya döndükten sonra; açlıktan midesi sırtına yapışmış bir görüntü veriyor. Bilindiği gibi Asena dişi kurt demektir. Bir atasözümüz “Aç kurt aslana saldırır” Der. Bakalım Asena’nın dişlerini söktüler mi? yoksa bir pundunu bulup saldıracak mı?
Masanın başkan adayı KK ilan edildi
Şimdi sıra geldi “güçlendirilmiş pazarlık sistemine” Oy oranı düşük partiler “biz olmazsak seçilemezsin” dayatmasıyla Vekil kontenjanı isteyecekler.
Pazarlık grup kurmak için gereken 20 milletvekilinden başlar, olmadı 10 vekil, CHP valla benim taban darmaduman olur, 5 vereyim helalinden nasılsa CB yardımcılığınız var diyebilir. Kimse İyi Parti’ye bakmasın zırnık koklatmaz çünkü kimi seçtiyseniz o çözsün deyip topu CHP’ye atacak. Bakalım çarşı karışacak mı?
Salamon paraya sıkışır Rafael’e gider
ve bana 20 bin lira lazım der.
Rafael veremem der.
O zaman 10 bin ver,
Cevap yine veremem,
5 bin ver,
Veremem Salamon veremem
Salamon kuruşa inse bile vermeyeceğini anlar ve saat kaç? Bari onu söyle de boş dönmeyelim be Rafael.
Kendi içlerinde birbirine çelme takan, madik atan bir oluşum Ülkeyi nereye götürür?
Cumhurbaşkanlığını tekrar Çankaya’ya taşımak,
Cumhurbaşkanlığı uçaklarını satmak gibi tribüne “oley!”çekilen cümleler.
Bunu zırvalarken kendisine bu saydıklarının toplam değeri nedir diye sorsan yemin ederim bilmez ve bocalar. Bunların değeri bütçe içinde nokta mesabesindedir.
Bu konuşmalar ucuzluktur. Ne Beştepe külliyesi, ne de o uçaklar başkanın kendi malı değil milletin malıdır ve devlet işleri için kullanılan yerler ve araçlardır.
1980 öncesinde Ecevit başbakan olduğunda Mercedes makam otosuna binmeyi ret etmiş, Karaoğlan Reno otomobile binmişti. O dönemin ideolojik ikliminde müspet karşılanmıştı. Bir süre sonra tekrar eski aracında görüntülenince; Reno otomobilde mide krampları mide kasılmaları gibi bir gerekçe söylemişti
1999 yılında başbakan olunca da aynı tavrı sürdürmeye çalıştı ama Fransızlara Ermeni olaylarından dolayı kızınca Hyundai araca binmişti. Bunlara siyasette Show derler ve bunlar karın doyurmaz. Doyursaydı Ecevit başbakanken; bir Anayasa kitapçığı fırlatılınca Türkiye bir gecede yüzde 10 küçülmezdi.
Özel hayatta mütevazi ol ama devleti temsil ederken; tarihinin heybetini yansıtman gerek.
Asıl mesele nedir onu anlatalım:: Muhalefet Erdoğan gibi yönetemez. Bunu kendileri de biliyor. Gazeteci Hulki Cevizoğlu’nun dediği gibi muhalefet etmelerinin sebebi “ülke kaynaklarına erişme imkânı olmadığı içindir”