İngiltere anayasası olmayan bir ülkedir. Temel yasalara, birlik (birleşme) yasalarına ve güçlü teamüllere sahip bir ülkedir. Rejim Monarşi (krallıktır) amma demokrasinin de beşiği olarak anılır.

İngiltere’de 1642-1651 yıllarında Kral ile Parlamenter güçler arasında yaşanan iç savaşta parlamento yanlıları galip gelmiş ve Kral I. Charles 1649 yılında vatana ihanetten idam edilmişti. Kral kendisinin tanrı tarafından seçildiğine inanarak mutlak bir yönetim tarzı benimsemiş (sınırsız ve hiçbir kurala tabi olmayan denetimsiz bir yetki) bu da parlamento ile ipleri koparmıştı.

Yerine geçen 2.Charles’e karşı da parlamento yanlıları savaşmıştır. Oliver Cromwell (asker ve siyasetçi) başından beri yaşanan iç savaşta kralcılara karşı savaşın seyrini değiştirmiş bir komutandır. Kralın idamına da onay vermiştir.

İç savaş sonrası İngiltere’de yönetim biçimi (rejim) Cumhuriyet olmuştur. Bu dönemde Cromwell parlamento başkanı olarak İngiltere’yi yönetmiştir.

Katı bir Protestan olan Cromwell İngiltere’de sevildiği kadar nefret edilen biridir. Yönetimi için diktatör suçlamaları yapılmıştır. O da kendisinin insanların kötü kraldan kurtulması için Tanrı tarafından görevlendirildiğine inanıyordu. 1658 yılında ölmüş iki yıl sonra 1660 yılında ise yeniden monarşiye geçilmiştir.

Bu sefer Kraliyet yanlıları onun mezarını açmış, cesedini mezardan çıkarmış, kafasını kesmiş ve sergilemiştir.

İngiltere parlamenter sistemin en iyi uygulandığı ülke olarak bilinir. İngiltere’de 1685 yılında yasalaşan Haklar bildirgesinde sadece bir Protestan’ın kral ya da kraliçe olabileceği kabul edilmiştir ve halen yürürlüktedir. Seçimle gelen 650 kişilik avam kamarası ve bunların üst kurulu olarak 790 kişilik atama yoluyla oluşan Lordlar kamarası vardır. (Bunların çoğu da ömür boyu görev yapar). Vergi hariç diğer bütün yasalar her iki kamara tarafından onaylanması gerekir. Kraliyet ile parlamento arasında çok uzunca bir süredir kriz çıkmamıştır. Parlamenter sistemin İngiliz yerleşik teamüllerine daha uygun olduğu için, İngiltere’nin yaşadığı tarihi aşamalar sonucu oluşan kültür/teamül nedeniyle bu ülkede çok daha başarılı olduğu söylenir. Ayrıca dikkatinizi çekmiştir; İngilizler (1642-1660 arası 18 sene süren çalkantılı dönemde) rejim değişikliğinde taraflardan kimini sağken kimini de öldükten sonra idam etmiştir. İç savaşı kaybedip kelle veren kraliyet yanlılar 18 senenin sonunda tekrar “Cumhuriyet rejiminden Monarşiye geçmiştir.”

İngiltere’den sonra Fransa’ya bakalım. Tam on bir (11) yazılı anayasa eskiten Fransa 70 yılda 104 hükümet kurunca; 1962 yılında Yarı Başkanlık Sistemine geçmiştir.

Keza İtalya’ya bakalım, Katolik kilisesinin merkezi Papalığı/Vatikan’ı içinde barındıran, Batı Romanın varisi bir ülke. Avrupa içinde ne İngiltere ne Almanya ne de Fransa gibi bir güce erişemedi. Bunun tek nedeni var: İtalya 1946 yılında Cumhuriyete geçmiştir.

Başbakan Giorgia Meloni 2022 yılında 78.inci hükümeti kumuş ve halen görevdedir. Dikkat buyurunuz 1946 yılından 2022 yılına kadar geçen süre 76 yıldır. Buna karşılık kurulan hükümet sayısı 78’dir. 76 yılda 78 hükümet. İtalya koalisyonlarla yönetildiği için koalisyonlar İtalya’yı frenlemiştir.

Eski başbakanlardan Matteo Renzi başkanlığındaki hükümet seçim yasasında değişiklik yapıp koalisyonlardan kurtulma formülü geliştirdiler.

"Italicum" isimli yasayla, genel seçimlerde yüzde 40'ın üzerinde oy alan parti, Temsilciler Meclisi'ndeki 630 sandalyenin 340'ına sahip olacak. Hiçbir parti yüzde 40 oy alamazsa, en çok oyu alan iki parti 2. turda karşı karşıya gelecekti. Ancak İtalya Anayasa mahkemesi kanunun ikinci tur kısmını iptal etti. Zaten kanunun can damarı o bölümü idi. Başkanlık seçimindeki gibi ikinci tura kalan en yüksek oyu alan ikili arasında yeniden seçim yapılması ve koalisyonsuz hükümet amaçlanmıştı. Bugünkü sağ koalisyon Meloni liderliğinde aynı şekilde çareler aramaktadır. Sanırım onların Anayasa Mahkemesi de 2010 referandumu öncesi bizim AYM gibi davranıyor. Görünen o ki İtalya’da istikrar hasreti devam edecek

Parlamenter sistemin getirdiği en büyük zorluk: koalisyonlar, kısa ömürlü hükümetler ve istikrar sorunudur. Koalisyonun başarı ile uygulandığı bu sayede siyasi partiler arası yönetimde uzlaşmanın sağlandığı bazı İsveç, Norveç, Danimarka gibi İskandinav ülkeleri örnek gösterilir. Bir kere bu ülkelerin tamamı krallıktır. Sistem parlamenter monarşidir. Toplasan bu üç ülkenin nüfusu İstanbul’un gündüz nüfusu kadardır. Türkiye ise 88 milyona yaklaşan nüfusa sahiptir ve dünyanın ateş çemberindedir. Terörle yatıp kalkan bir ülkeyiz. Asala terörü, PKK terörü, DAİŞ hepsi bizim bölgemizde, İran Irak savaşı, Irak’a ABD ve İngiltere’nin çökmesi (Petrol ve doğalgazının yüzde 80’i bu iki ülke şirketlerinin elindedir) Suriye iç savaşı, ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattığı savaş bizim bölgemizdedir. NATO ortağımızın güneyimizde garnizon devlet kurma girişimlerini unutmayalım. Bu tehlike hep vardır. ABD ipiyle kuyuya inilmez. Sözü edilen İskandinav ülkeler ise keyfi yerinde zengin ülkelerdir. Ülkemiz için böyle bir önerme sadece fantezi olabilir.

Kuvvetler ayrılığı ilkesi parlamenter sistemde işlemez haldedir. TBMM’de hükümet tarafından getirilen kanunlara “Kanun Tasarısı” denir, milletvekili tarafından getirilene de Teklif denir. TBMM’de sayısal olarak bakınca; kanunların yüzde 98’i tasarı (yani bakanlar kurulundan /yürütmeden gelmiştir) kalan yüzde 2’lik kısımda tekliftir. Şu da bir gerçektir ki; Teklifler hükümetin bilgisi olmadan geçmez. Bazı kanunlar için gelecek tepkileri hükümet üzerine almayıp Milletvekili eliyle (Teklif) yöntemiyle meclisten geçirir. 23.Dönemde TBMM de görev yaptım. Yasaların komisyonlarda ve genel kurulda görüşülmesi esnasında hükümetin katılmadığı hiçbir önergenin kabul şansı yoktur. Kuvvetler ayrılığı ilkesi nedir diye sorsak; Yasama, Yürütme, Yargı deriz. Bu üç erk (kuvvet) kendi işini yapar, biri ötekinin üzerinde değildir. Yukarıda görüldüğü gibi hükümetin (Yani yürütmenin) evet demediği bir kanun yapma (Yani yasama) parlamenter sistemde imkânsız gibidir. Bu durumda şunu söylemek mümkün: parlamenter sistemde kuvvetler ayrılığı ilkesi daha çok kâğıt üzerinde bir ilkedir. Uygulanma şansı imkansıza yakındır. Çünkü hükümet sayı çokluğu ile meclise hakimdir. Hükümet ne isterse meclisten o geçer.

Her türlü hukuksuzluğun yaşandığı dünyada, Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın bir eleştirisini hatırladım. ABD ve İsrail’i yönetenleri şu şekilde tarif ediyordu.

Okyanusun ötesindeki cahil serseriler (ABD) ve aşağıdaki hayalperest takımı (İsrail) demişti. Ayrıca Trump ve ekibini ABD’nin ayak takımı, Netenyahu ve kabinesini de İsrail’in ayak takımı olarak işaret ediyordu.

ABD’de Trump yönetimi kendini İsrail’in azgın ve sapkın emellerine memur etmiş vaziyettedir. İran’a yapılan saldırının hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Aynı şekilde uydurma bir bahane ile herkese saldırabilirler.

Böyle bir iklimde Terörsüz Türkiye hamlesini yaptık. Burada başarılı olmak zorundayız. Bu iki ülke boş durmaz, kabuk bağlasın diye uğraştığımız yarayı kanatırlar. Sistem değişikliği Türkiye için mecburiyetti. Parlamenter sistemdeki gibi koalisyon hükümeti olsaydı, yani istikrarsız hükümetler olsaydı Türkiye bu hızla hareket edemezdi.

Asıl konumuza dönersek; Seçim sistemimiz de yönetimde istikrar, temsilde adalet ilkesinden söz ederiz ama ne yönetimde istikrarı ne de temsilde adaleti sağlayabildik. Seçim barajlarının yüksekliği hep şikâyet konusudur. Avrupa’da seçim barajları yüzde 2 ila 5 oranında seyreder. Peki biz bugün yüzde 7 olarak uygulanan oranı yüzde 3’e indirirsek ne olur? TBMM de bulunan partilerin en az iki katı parti meclise girer. Parlamenter sistemde tek başına iktidar sağlanamaz. Koalisyonlar başlar. Doğal olarak her parti bakanlık ister ve bakanlık sayıları artar.

Başkanlık sistemine geçtiğimiz için bugün bu tehlike yoktur. Seçilen başkan hükümettir. Seçildiğinde tek başına İktidardır. İstikrarsızlık söz konusu değildir.

Biz iktidara geldiğimizde Türkiye’de 35 bakanlık vardı. İlk hükümetimizde bu sayıyı 25’e indirmiştik. Cumhurbaşkanlığı sisteminde ise 17 bakan, bir CB yardımcısı ve Cumhurbaşkanı ile 19 kişilik bakanlar kurulu var. Koalisyon döneminde yani parlamenter sistemde 35 bakanlık vardı bugün 19 kişilik bir kabine var. Aradaki farkı sadece bakan sayısı olarak değil, bakanlığın illerde teşkilatlanmasını hesap ederek aradaki israfı ve yapılan tasarrufu düşünün.

Başkanlık sistemi ile ilgili 17 yılını Çankaya köşkünde geçiren ve anılarını "Bıçak sırtı; Çankaya Köşkü Yılları" adı ile kitaplaştıran Ali Baransel'e göre "Türkiye Başkanlık sistemi ile yönetilseydi geçmişte karşılaştığımız birçok sorun ve askeri darbeler olmazdı. "1973'ten 1980'e kadar 7 yıl sistemi yavaşlatan, kalkınmayı engelleyen, siyasi krizlere neden olan koalisyonlar dönemidir. 7 yılda tam 8 hükümet kuruldu. Güvenoyu alamayan hükümetler, (ikinci Ecevit hükümeti) Ekonomi çıkmazda, kasada para yok. Anarşi ve terör tavan yapmıştı. Ben bunları Çankaya Köşkü'nde yaşadım. Toplum bu sorunların çözümünü Cumhurbaşkanından bekliyordu. Ama yetkileri sınırlıydı. İcranın başında koalisyon hükümetleri vardı. Eğer o dönemde Başkanlık Sistemi olsaydı 12 Eylül darbesi olmazdı. Tespitini yapar.

Biraz tebessüme ne dersiniz?

2023 Yılında yazdığım bir yazıda altılı masa için bu dizeleri almıştım.

Seçimin galibiyiz, koalisyonu kurduk,

Masa başı ayakta bakanlıklar bölüştük

Maliye hariciye maarif, Kemal senin,

Adliye dahiliye Ticaret, Meral senin

Diyanet işlerini verdik Temel emmiye,

Ahmet’e çevre düştü, Ulaştırma Ali’ye

Gizli ortak seslendi MSB bana kalsın,

Kuzey Irak, Suriye PKK vurulmasın

Gültekin’e vekillik verelim de sevinsin,

Dudak bükerse kırat, tekmele rahvan gitsin,

Biri seslendi dedi, seni tahta süngülü,

Senden başkan mı olur? siyasetin virgülü

Yaprak gibi titredim birden kendime geldim,

Yorgan üstümden düşmüş, bir tarafım üşümüş,

Beştepe’den Çankaya’ya taşınacaktım güya,

Gözlerim doldu taştı meğer gördüğüm rüya