Bu nasıl bir dünyadır? en güçlü devlet olarak kabul edilen ABD’nin başkanı Donald Trump’ın aslen Alman olan dedesi Frederic Trump. Amerika’da “Genel ev” işletmiş ve ABD vatandaşı olmuştur. Kerhanecilikten yeterince para kazanınca tekrar Almanya’ya dönmüş, asker kaçağı olduğu için Alman vatandaşlığına geri kabul edilmez sınır dışı edilir. Tekrar dümeni Amerika’ya kırar.
New York’da 1905 yılında Fred Trump (başkanın babası) doğar. Bu kişide arızalıdır. Irkçıydı, beyazları üstün ırk, siyahları insan bile olmayan köleler olarak görüyordu,
Ku Klux Klan’a katıldı. (Irkçı, beyazları üstün tutan) Fred Trump, ırkçı suçlara karıştığı için tutuklandı, hapis yattı. Müteahhitlik yaptı, siyahlara daire satmadı.
Üçüncü kuşakta Donald Trump. USA Today gazetesinin derleme haberine göre,
ABD başkanı oluncaya kadar 4.000’den fazla eyalet ve federal davaya konu oldu.
(Bu bilgileri Gazeteci Yılmaz Özdil’in X hesabından derledim)
Böyle Irkçı, önyargılı birinin Antisemit (Yahudi düşmanı) olması beklenir ama Yahudiler Trump’ı çok fena bir yerden yakalamışlar. Çocuk istismarcısı ve seks ticareti yaparak birçok ünlüyü tuzağa düşüren Epstein’in yakın arkadaşıydı. İddia edilen şudur: Trump’ın; Epstein dosyalarında şempanze gibi kıçı açıktır. Bunun için İsrail ne derse onu yapıyor. İsrail’in eline verdiği çıra ila dünyayı tutuşturabilir.
Roger Graudy 1977 yılında yazdığı Medeniyetler Diyalogu kitabında “Batılılar 100 milyonu aşkın Amerika yerlisini öldürerek dünyada benzeri olmayan bir soykırım yaptı Bunun ardından üç yüz yıl süren köle ticareti sırasında en az yüz milyon Afrikalıyı da öldürerek bir başka akıl almaz soykırımı gerçekleştirmiştir” der. Bu soykırımların altında, Amerika’ya yerleşen ve bugünkü ABD’nin temelini atan ABD’lilerin dedeleri, batılılar vardır. ABD’nin geçmişi kirlidir, kanlıdır. ABD; narsistir (aşırı bencil)
Batılıların tek amacı vardır; Ne olursa olsun sömürmek. Bu diplomatik yollarla olur, kurdukları paktın içine alarak olur, yeri gelir zor kullanarak olur. Sonuçta sömürürler. Aralarındaki mücadele ise; ben hâkim olayım yarışıdır. ABD eski hariciye bakanı Kissinger’ın söylediği iddia edilen bir söz var: “Control oil, and you control nations; control food, and you control people.” Yani “Petrolü kontrol ederseniz, ulusları kontrol edersiniz; yiyeceği kontrol ederseniz, insanları kontrol edersiniz.” Bu söz batılıların amentüsü, temel stratejisidir. Bugün petrolü olan ülkelerin Rusya hariç hiçbirinde ABD patronajında batıya teslim olmadıkça rahat uyku yoktur. Savaş dâhil her yolu denerler, Patronajını kabul etmek bile yetmez. Çünkü ABD ile müttefik olmanın zararları düşman olmaktan farksızdır.
Bir Amerikan atasözü “Domuzla güreş tutma, her ikinizde çamur içinde kalırsınız ve domuz bundan hoşlanır” Bir önceki başkan Biden döneminde ABD ile yaşanan çekişme bu idi. Domuz ABD bizi Yunanistan üzerinden kuşatmaya çalışıp, çamura çekiyordu. Aynı şekilde İngiltere de geçen yüzyıl Yunanistan’ı “şamar oğlanı” olarak kullanmış ve 15 Mayıs 1919 günü İzmir’e çıkmasını sağlamıştır. İngiliz kopili ABD, Biden eliyle ceddinin (İngiliz’in) yolundan yürümüştü ve her zaman yürüyecektir.
Yeri gelmişken şamar oğlanı nedir, kime denir? Küçük bir bilgi verelim.
Batıda 16 ve 17. Yüzyıllarda soylular (asilzadeler) ile halk arasında uçurum vardır. Soylular ile halkın bir arada bulunmaları, asilzade çocuklarının halkın arasına karışıp, onlarla aynı okullarda, dersliklerde eğitim almaları düşünülemezdi. En iyi hocalar saraylarda bu çocukların ayağına getirilirdi. Ancak o dönem eğitim sırasında dayak
Bir ceza olarak çok yaygın olarak uygulanırdı
.
Sopaya çözüm olarak alt tabakadan (Halkın içinden) bir çocuk, ders sırasında bu dayağı yemek için sınıfta hazır bulunuyordu. Daha açık ifade ile Asilzade piçinin işlediği her hatada şamarı ve sopayı bu halk çocuğu yiyordu. Diğer bir ayrıntı da derse katılan bu halk çocuğu bir şeyler öğrenmesin diye sağırlar arasından seçilirdi, ya da bilhassa bu iş için kulakları sağır ediliyordu.
Yunanistan’da şamar oğlanı misali 22 Ağustos 1921’de Sakarya meydan muharebesinde ve 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık (Dumlupınar) meydan muharebesinde İngiliz’in yerine sopayı yedi, akabinde İzmir’den denize döküldü.
İtilaf devletleri Yunanistan’ı aynen böyle kullandılar. Bir şey öğrenmesin diye de kulaklarını iyice sağır etmişler ki; aradan 100 yıl geçmiş olmasına rağmen sağırlık devam ediyor. “Bir gece ansızın gelebiliriz” ikazlarını bile duyamıyor.
Hazır “sağır” demişken; Lozan’da bizim sağırımız da hariciyeci olmadığı için Ülkemizi hakkıyla savunamadı iddiaları 100 yıldır konuşulur. Her şey bir yana sabahları horoz sesinin duyulduğu bize 1,5 Km, Yunanistan’a 400 Km uzaktaki Sisam adası gibi adaların Yunan’a bırakılması herkesin canını sıkar. Anlaşılan biz Lozan’da masaya “Yunanı denize döken bir savaş galibi olarak değil, Almanya yanında savaşa girip 1.cihan harbinin mağlubu olarak oturmuşuz”
Amerika 2008 yılında Gürcistan’ı kışkırttı; Gürcüler Güney Osetya ve Abhazya’yı kaybettiler. 2014 yılında Ukrayna’yı kışkırttı; Ukrayna Kırım’ı kaybetti bugün ise Rus işgali altındalar. Yunanistan gaza geldikçe kaybedecek o kadar çok şeyi var ki;
Aynı şekilde İsrail. Bugün ABD’nin eli gibidir. Pentagon desteği ile soykırım yapıyor.
Tarih boyu kendi peygamberlerini öldürmüş, devamlı bozgunculuk yapmış, isyan etmiş, sürgün edilmiş bir toplumdan söz ediyoruz.
Hıyanet ve ihanet etmelerine rağmen Allah onlara Hz. Yusuf eliyle Mısır’ın kapılarını açtı, bunun kıymetini bilmediler, Firavun’un zulmüne maruz kaldılar. Yüce Allah onları kurtarsın diye Hz. Musa ve Hz. Harun’u gönderdi. Hatta Firavun’u gözlerinin önünde denizde boğdu, ama onlar bunun da kıymetini bilmediler, daha ayaklarının ıslaklığı kurumdan Hz. Musa’dan tapmak için heykel istediler. Daha da ileri gittiler ve Hz. Musa’dan Allah’ı ayaklarına getirmesini istediler ve “Açıkça Allah’ı görmeden sana inanmayız” cüret ve küstahlığında bulundular. Düşmanları Amalekîlere yaptıkları gibi, işgal ettikleri yerlerde bütün insanları hatta canlıları kıyıma uğrattılar, çevreye akıl almaz zararlar verdiler. Yüce Allah onları bu kez düşmanları Babil kralı Buhtunnasır eliyle süngüne gönderdi (Prof. Dr. Cağfer Karataş).
Hiçbir kural ve anlaşmaya uymuyor Gazze’de hala barışı bozuyor diye İsrail’e kızıyoruz. Oysa anlaşmalara uysa haşa ayeti-i kerime boşa çıkar. "Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir gurup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez. (Bakara-100)
İsra suresinde İsrailoğulları ile ilgili bazı ayetleri aldım. İbretle okuyalım.
Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına, “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz” diye hükmettik. (İsra-4)
(Hiçbir değişiklik yok aynı kibir aynı böbürlenme aynı bozgunculuk bugün de var)
Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va'd idi. (İsra-5)
Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık. (İsra-6)
İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis'e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.) (İsra-7)
Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de (cezaya) döneriz. Biz cehennemi kafirlere bir zindan yapmışızdır. (İsra-8)
Eğer inanıyorsanız Allah’ın cezaya döneceği haktır. İsrail’in tokat yemesi mutlaktır.
Fakat İsrail yanında ABD’ye gönüllü kölelik yapan, körfez zengini bedevi devletlerin ateşi daha şiddetli olacaktır. İsteseler, dik dursalar ne Gazze harap olurdu ne İran ne de Lübnan saldırıya uğrardı.
Bölge ülkeleri ambargo uygulasa İsrail’in nefesi kesilirdi. BM’den sonra 57 üye ile dünyada en büyük teşkilat olan “İslam İşbirliği Teşkilat” toplantısında, Türkiye ambargo için çok uğraştı ama Suud, BAE, Bahreyn gibi ülkelerin vetosu ile karşılaştık. Bugün ABD başkanı Trump; mükafat (!) olarak Suud prensi için "Benim kıçımı yalayacağını hiç düşünmemişti” diye aşağılayıcı ifadeler kullanıyor.