Demokrat Partili Roosevelt, ABD tarihinde iki dönemden fazla seçilen tek başkandır. Üst üste tam dört kez başkan seçilmiştir. Atom bombası yapımını başlatmış ama, ani ölümü üzerine bombayı patlatmak yerine geçen yardımcısı Truman’a nasip olmuştur.
ABD ikinci dünya savaşı sonrası süper güç olarak İngiltere’den bayrağı devir alır.
Rus lider Stalin Türkiye’den Kars, Ardahan ve boğazlar üzerinde bazı taleplerde bulunmuştu. Lenin zamanında imzalanan anlaşmanın yenilenmeyeceği bize bildirilince; İnönü panik atak bir halde ve süratle ABD’ye dümen kırmıştır
Zaten birinci cihan harbi sonrası ABD mandasına girme taraftarıydı.
Bilindiği gibi ikinci cihan harbinde tarafsız kalmıştık. İnönü Sovyet talepleri sonrası “Müzakere bitti, onun yerine tarafsızlığı bırak, sulh içinde yaşamak tehlikeye düştü, canımızla başımızla memleketi müdafaa etmek çabasına düştük” demişti.
ABD ile birlikteliğimiz böyle başladı. Hatırlanacağı gibi görevde iken kalp krizi geçirip vefat eden büyükelçimiz Münir Ertegün’ün naaşı, Japonya’nın teslim şartlarının imzalandığı ABD’nin Missouri Zırhlısı ile Türkiye'ye getirilmiştir. Geminin gelişi; atom bombası kullanmış kabadayı ABD’nin Sovyetlere gözdağı vermesiydi. Sonuçta İnönü Türkiye’si, Sovyet tehdidinden kurtulmak için ABD’ye peyk (uydu) olmayı seçmiştir.
Dünyaca ünlü Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu anlatıyor: İkinci dünya savaşına girmemiş ama başkenti işgal edilmiş tek devlet biz olduk der. Meclisin yanında Amerikan askeri karargâhı binası yapıldı ve yapmadıkları rezalet kalmadı. Ben bunların göbeğinde bu işi gördüm. (Kadın kız meselesi, sarkıntılık vb. onur kırıcı davranışlar, tam bir işgal gücü gibi hareket etmişler) İkili anlaşmalar yapılırken de bizimkiler imzayı basmışlar. Hatta en tehlikelisi Milli Eğitimi de ABD’ye teslim etmişiz. O eğitim sistemi nedir dersek Merhum Özal dönemi için yaşandığı iddia edilen bir olayı nakledelim.
Özal, Japon bilim adamlarına eğitim sistemimizi incelettirir. Japon eğitim uzmanları Özal'ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişler “Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok”
Turgut Özal'ın “Nasıl?” sorusu üzerine:
Biz Japonya'da okula başlayacak çocuklarımıza milli ruh yükleriz. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, dev fabrikaları, teknoloji merkezlerimizi gezdirir, ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da Hiroşima ve Nagazaki'ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir ve “Eğer siz çalışmaz, az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmazsanız sonunuz böyle olur.” Deriz.
Bürokratlardan biri atılır: “Ama bizim Hiroşima'mız yok ki” Japon uzmanın cevabı “Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder” der.
Milli ruhun eksik olduğu bir eğitim sistemi ile yetişmek, yetişirken size yardım eden ülkeye hayran nesiller üretir. Kimse kimseye bedava burs vermez.
Meşhur Rus atasözüdür: Bedava peynir sadece fare kapanında olur.
Fareye demişler ki: "Bak şurada büyük bir peynir parçası duruyor; gidip alsana!"
Fare bir peynire, bir de peynirin durduğu yere bakmış, "Bu işte bir gariplik var" demiş; "hem peynir büyük hem de yol çok kısa!" ABD ile yaptığımız anlaşmada
Kapanları, tuzakları dikkate almadan peynire bakıp hemen imzayı attık.
Adını ABD’li senatör James William Fulbright’ten alan Fulbright bursu/anlaşması ile Millî Eğitim Bakanlığının baştaki “Millî” kısmı düşmüştür. Adresten taşınmış dükkân tabelası gibi kalmıştır. Tabela var ama dükkân boştur terkedilmiştir.
Milli ruhla yetişen bir veli çocuğunu da aynı ruhla yetiştirir. Bugün okullarımızda çocukların silahlı saldırıda bulunmasının temelinde asıl suç velilerindir. Ondan da önemlisi ABD kontrolünde zehirlenmiş eğitim sisteminden gelir.
Türkiye’de ne zaman köklerimize, kendi öz değerlerimize doğru bir hamle yapılsa; toplum zararlısı tipler çığırtkanlık yaparlar. Kahramanmaraş’ta meydana gelen vahim olaydan sonra Cumhurbaşkanını bile köprü altı çocuğu ağızıyla terbiyesizce eleştirmeye kalkanları, alakasız konuları birbirine bağlayıp zırlayanları, çocukların ölümünden siyaset devşirmeye çalışan hem bilgi hem de ahlak fukarası gevşek ağızlıları gördünüz. Bunlarda bırakın millî ruhu, insanî ruh kalmamış. Bakan Yusuf Tekin’e saldıranlar bu sefillerdir. Çünkü bakan öze dönüş projeleri yapıyor.
ABD ile bir anlaşma yapılır. Anlaşmada kurulacak komisyon için "komisyon, dördü Türk vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden kurulu olacaktır. ABD büyükelçisi komisyonun fahri başkanı olacaktır. Komisyonda oyların eşit oluşması durumunda kesin oyu ABD büyük elçisi verecektir.
Bu noktaya dikkat! Özetliyorum “ABD elçisi, en az ikisi ABD’nin Türkiye’deki elçilik memurlarından olmak üzere, komisyondaki ABD vatandaşlarını atamaya yetkilidir”
Bu durumda komisyonun ABD vatandaşı olan dört üyesinden ikisinin elçilikteki CİA mensupları arasından seçileceği kesindir. Böylece CİA, Millî Eğitim Bakanlığı’na rahatça sızacak, komisyon üyesi sıfatıyla öğrenci ve eğitim üyeleri arasından ABD için ajanlar devşirmekte sıkıntı yaşamayacaktır. Süper zekâ çocuklar ABD burslarıyla okutulup ABD’ye hizmet ettirilecektir.
Burada Amerika’ya kızamayız, bu seçimi/yanlışı niçin yaptığımızı düşünmeliyiz.
Bizde Osmanlı döneminde “devşirme” sistemi ile çok sayıda asker ve bürokrat yetiştirdik. Mesela Sırp kökenli ünlü sadrazam Sokullu Mehmet Paşa, Pargalı Frenk İbrahim Paşa. Sırp kökenli Veli Mahmut Paşa (Fatih döneminde toplam13 yıl sadrazamlık yapmıştır) Balkan devletlerinin tarih kitaplarında devşirmeler için “Osmanlı Köleliği” tabiri kullanılır. ABD bursu alanların içinde elbette istisnalar vardır ama bunlar çok azınlıktadır. (Bizde ABD köleliği dersek yanlış olur mu)
İnönü ABD ile Eğitim anlaşmasını 1949 tarihinde Cumhurbaşkanıyken imzalamıştı. 1963 yılında koalisyon hükümetinde başbakandı. Kendisi de bazı gelişmelerden rahatsız olmuş ki “Bir görev veriyorum sonucu bana gelmeden, Washington’un haberi oluyor. Sonucu memurlardan önce sefirden (elçi) öğreniyorum” demiştir.
Bu haberleri sizce kim iletiyordu?
ABD müttefik olduğu ülkeleri İngiltere hariç kendi eyaleti gibi görmüştür.1962 Küba ile yaşanan füze krizinde bile SSCB ile yapılan anlaşmada Türkiye'den NATO gücüne ait silahların kaldırılması kararını alırken "Ankara ile görüşme gereği duyulmamış, babasının çiftliğindeymiş gibi keyfilikle hareket edilmiştir"
ABD’ye ne kadar güvenilir? 1964 meşhur Johnson mektubuyla açıklayalım.
Johnson, 5 Haziran 1964'te başbakan İsmet İnönü'ye kaba saba bir dille yazılmış mektubunda Türkiye'nin Kıbrıs'a askerî harekât düzenleyeceğinden haberdar olduğunu ve bundan endişe duyduğunu, acil istişare talebini bildirip, aksi takdirde "NATO Konseyi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini acele toplantıya çağıracaklarını " belirtmişti. Devamında "Karşınızda Sovyetler Birliği'ni bulursanız, yanınızda biz olmayacağız" tehdidini yapmıştı.
(Bu mektup Türkiye’de gizli tutulmuş fakat Gazeteci Cüneyt Arcayürek iki yıl sonra mektuba ulaşmış ve 13 Ocak 1966 tarihli Hürriyet gazetesinde yayımlatmıştır. Bu haberle de yılın gazetecisi seçilmiş ama hakkında davalar açılmıştır.)
Afyonu (Haşhaş) yasaklayın
12 Mart Muhtırasının arkasında CIA olduğu Dışişleri bakanı İhsan Sabri Çağlayangil tarafından da dile getirilmişti. ABD başkanı Richard Nixon,1972 yılında kongreye Afyonu yasaklatmış bir başkan olarak gitmek istiyordu. Bu nedenle de Başbakan Demirel’den Afyon’un yasaklanması istenir. Demirel kontrol için evet der ama yasaklama konusunda “Bizim 20 ilimiz ve çevresinde haşhaş ekliyor. Bizde ismini afyondan alan il var. Bunu yapamayız” der. Bunun yanında Rusya ile ticaret ve sanayi alanında yapılan anlaşmalar 1971 darbesini getirmiştir.
Demirel istifa edince; CHP’den usulen istifa ettirilen Nihat Erim’e hükümet kurdurulur. 12 Mart 1971 Muhtırasından hemen sonra Erim hükümetinin ilk işi haşhaş ekimini yasaklamak oldu.
Haşhaş ekimi yeniden 1 Temmuz 1974 Erbakan-Ecevit (MSP-CHP) koalisyonu dönemin de başlatılabildi. O dönem Türkiye’nin dik duruşunun gösterildiği bir dönem olmuştur. Çünkü on sene önce Johnson’un Kıbrıs için tehdit ettiği Türkiye
on sene sonra Kıbrıs’a askerî harekât yapmış, afyon ekimi de serbest bırakılmıştır.