Çok partili sisteme geçtiğimiz tarihten bu yana parti değiştirenler hep var olmuştur. Ecevit’in 1977 yılında yaptığı Güneş Motel operasyonu; sonuçları itibariyle önemlidir. 41.hükümet gensoru ile düşürülmüş, Ecevit’in kurduğu 42. Hükümet güvenoyu almıştı. Pazarlık yapılan 12 Milletvekilinden 10 milletvekili kurulan Ecevit hükümetinde bakan yapılmıştı.

Parlamenter sistemin yürürlükte olduğu dönemde,

Hükümetler için güvenoyu hayat meselesi, gensoru memat meselesi olduğu için meclis aritmetiğinin kritik olduğu dönemlerde milletvekili transferleri yapılmıştır. Parlamenter sistemin en kusurlu yanlarından biridir. Ahlaki (etik) yasalar çıkarsanız bile bu zaaf aşılamamıştır.

Türkiye 1990 yılına 47. hükümetle girmişti.

3 Kasım 2002 seçimleri yapıldığında ise iktidarda 57. hükümet vardı.

13 senede tam 11 hükümet kurulmuştu. Kısaca ülkemizde İstikrar yoktu,

28 Şubat darbesi yaşanmış, 21 banka batırılmış, devlet soyulmuş, siyaset, mafya,

İş adamı iç içeyken, birde 2001 krizi yaşanmış, yüzde 9,5 küçülen bir Türkiye vardı.

Seçmen, Erdoğan’ın liderlik edeceği siyasi yapılanmayı daha adı konmadan satın almıştı. İflas etmiş bir belediye devir almış amma, ortaya koyduğu yönetimle herkesin dikkatini çekmişti. Bu nedenle halk nezdinde açık bir krediye sahipti.

Belediye başkanlığının ilk yılıydı; bir Bursa programında kendisine “İstanbul ne

Âlem de neler yapıyorsun”. Dedim. Bana. “İstanbul’a gelen 100 TL’nin 20 TL’si İstanbul’a, diğer 80 TL kayıp dersem inan” diyerek; “Biz bu durumu tam tersine çevirdik” dedi. Bende bu hesaba göre 20 TL kayıp mı? dediğim de; O yirmi TL için 20 sene belediye başkanı olsam yine de sıfıra indirmek zor. Benim atadıklarımdan da ayağı kayanlar çıkabilir. İnsanın olduğu yerde yanlış maalesef hep var olmuştur.

Bu yanlışların bertaraf edilmesi ciddi oranda halkın iş birliğini gerektirir.

O dönem Refah Partisinde siyaset yapıyorduk. Belediye kazanmışız. İki zabıta memuru alıştıkları şekilde esnaftan rutin rüşvetlerini almaya gitmişler; vatandaşlar “Artık Refah Partisi belediyesi var” demiş memurları derdest edip teslim etmişti.

Özetle BŞB başkanı seçilen Erdoğan; dürüst bir yapılanma, iş bilen bir kadro ile,

Hem kentin ihtiyacı olan hizmetleri yapıp, büyük projeleri hayata geçirdiler. Hem de Belediyenin borcunu bir milyar dolar azalttılar. Unutmayın İstanbul’u 3 (üç) Ç ile ifade ediyorduk. “Çöp, çukur çamur” İstanbul’da su yoktu. Haliç leş kokardı. İstanbul’un havası kirliydi. Bütün bu sorunlar merkezi hükümetlerin zerre yardımı olmadan çözülmüştü Türkiye ilk kez temel atılınca ne zaman bitirilecek sözünün alındığı ve o tarihte teslim edildiği günleri Erdoğan belediyeciliği ile yaşadı.

O kadro daha sonra hükümetlerde bakan olarak yer almıştır. Birkaç isim sayalım: Binali Yıldırım (İDO’nun başındaydı bakan ve başbakan oldu), Veysel Eroğlu (İSKİ’yi yönetti İstanbul’un su sorununu bitirdi. DSİ Genel müdürlüğü ve bakanlık yaptı), Hilmi Güler (İGDAŞ’ı yönetti, Enerji bakanlığı yaptı halen Ordu BŞB Belediye Bşk.), Ömer Dinçer (Baş danışmandı, Başbakanlık müsteşarlığı, Çalışma bakanlığı ve Milli Eğitim bakanlığı yaptı) Mehmet Mehdi Eker (İBB’de Veteriner Müdürü idi, Tarım ve hayvancılık bakanlığı yaptı) Erdoğan Bayraktar (KİPTAŞ’ın başındaydı, Çevre ve Şehircilik bakanlığı yaptı) Nabi Avcı (danışman, Milli eğitim bakanlığı yaptı) Osman Aşkın Bak (Gençlik ve Spor Bakanı)

Ak Parti kurulurken Her şey Türkiye için ideali partiye şekil veriyordu. Bu nedenle bir karışım (koalisyon) değil, bir bileşim olma özeni, hedefi vardı. Çok renkli oluşumuz bir zenginlikti ama Sadi Şirazi’ninBülbülden vefa ummayın. Çünkü her dem başka bir gül üzerinde öter” uyarısına tedbir almadık. Kişi hangi siyasi partiden gelirse gelsin (İster sağ, muhafazakâr, mütedeyyin, sol, sosyal demokrat, liberal vb.) eyvallah demek çok doğruydu. Bu parti gemilerini yakanların partisidir diyorduk. Ama rüzgâra göre sürüklenir mi? Kıblesi oynak mı? bu noktada kontrol yapmayı ihmal ettiğimiz inancını taşıyan çoktur. Aşağıda yazdıklarımın elbette istisnaları vardır.

Kategorik olarak önümüze iki çizgi çıkıyor.

Birincisi Ak Parti’de bir yere gelemeyen veya gelip de konumunu kaybedenlerden “Bir mucize misali görmeyen gözleri bir anda açılanlar” var. Bu kesim Yeşilçam sahnelerindeki gibi “görüyorum artık görüyorum” diye haykırıp ilk önce Ak Partinin yanlışlarını görürler. Sonrası veryansın. Demek ki parti içindeyken ya da makamları işgal ederken gözler kör oluyor, kusurlar görülmüyor (!).

İkinci kesim ise kurulduğumuzda bize hor bakmıştır. Beş sene, on sene öncesine kadar bize lanet okumuş kısaca sövmüştür. Rüzgâr dedik ya; ikbal esintisi ile partiye gelenlerin içinde kendini Uhud gazvesinde savaşın yönünü değiştiren Halid Bin Velid sanıp ordu komutanlığı bekleyenler çoktur. Şunu net olarak söylüyorum: Elbette liyakat esastır. Emaneti ehline vereceğiz. Amma aranan ehliyete haiz eskiden beri yoldaş olduklarımız varken kimse kusura bakmasın.

Bu yazıyı okuyup “bu ok bana atıldı diyenler olacaktır” Mesela diyelim bir başka parti mensubunu Ak Partiye aldık, sonrasında belediye başkanı yaptık seçildi. İkinci dönem yapmadık gitti bir başka partiden aday oldu karşımıza çıktı” (Merak edenler olabilir seçimi biz kazandık başka parti adayı olunca kaybetti)

Ak Parti’de Erdoğan’ın en uzun süre bakanlık yaptırdığı Babacan, CB seçiminde Ak Partinin içindedir ama bakanlığı bitmişti. Tayyip Erdoğan’ın Ak Partinin CB adaylığına imza atıp, Abdullah Gül’ün adaylığı için yapılan gizli çalışmaların tam göbeğindeydim itirafına ne buyrulur? (Bakanlık bitince rüzgâr yön veriyor demek)

Adaylığı ile 27 Nisan E-Muhtırasına muhatap olduğumuz, Erdoğan’ın kendisi aday olmayıp kardeşim Abdullah diyerek CB makamına çıkardığı Sn. Gül’e ne demeli? TBMM oylamasında meclise girmeyip 367 garabetine neden olup, oylamayı AYM’ de iptal ettiren CHP, 2018 CB seçiminde, Karamollaoğlu çöpçatanlığında çatı aday olarak Gül’de karar kılmıştı. Akşener adaylığına karşı çıkmasaydı muhalefetin adayı oluyordu. Çatı adaylığı ile ilgili dedikodular piyasaya ilk çıktığında da bir Cuma namazı sonrası “CHP benim seçilmemi engelleyen partidir.” Diyerek; adeta böyle yanlış şeyler konuşmayın ağzınıza biber sürerim ikazı yapar gibiydi. Bu sinsilikleri görünce gel de Erkan Mumcu’nun majestelerinin valisi kodlamasını düşünme!

Vefasız insanların özelliği benmerkezci olmalarıdır. “Ben yoksam benden sonrası tufandır’’ derler ve bu hastalığın tedavisi yoktur. Asıl önemlisi vefasızda saklanamaz bir kibir halinin varlığıdır. Şair Nabi bakınız kibri nasıl anlatıyor:

Çok da mağrur olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezaren mest-i mağrûrun humârın görmüşüz”

(Talih meyhanesinde çok da gururlanma, çünkü biz gururdan sarhoş olanların binlercesini daha sonra sersemlemiş hâlde görmüşüz.)

Bursa BŞB başkanı tutuklanıp ceza evine gönderildi. BŞB meclisinde yapılan seçim sonunda başkan vekilliği Ak Partiye geçmiştir. Yazımızın ana teması bu vesile ile makamlara atama yaparken çok titiz çalışılması üzerinedir. Kadro kılı kırk yararak oluşturulmalı. Tecrübesi ve liyakat yanında rüzgârdan etkilenmeyenler tercih edilmeli.

İki trajikomik olay

2024 Mahalli seçimlerine gidiyoruz. Belediye başkanımızın işe aldığı birkaç belediye çalışanı, seçim gününü ertesi güne bağlayan gece saat 03 için dövmeciden randevu alıyorlar. Seçimin sonucu Bursa’da 03.oo’ten önce belli oluyor. Gerekçeyi söyleyelim: Eğer seçimi CHP kazanırsa; bu nankör ve utanmazlar bileklerine Atatürk dövmesi yaptırıp Atatürk istismarı yapacak “biz sizdeniz diyecekler”

Bir diğer olay. Ak Parti dönemi belediyenin ilgili biriminde çalışan başörtülü bir kadın vardı. 31 Mart 2024 Pazar günü seçim yapıldı. Seçimi CHP’li adayın kazandığı belli oldu. Pazartesi günü (1 Nisan 2024) daha mazbatalar alınmadan, devir teslim olmadan yetkili biri o birimde başı açık bir kadını görür. Hayret ederek biz belediyeyi teslim etmiş değiliz (Devir teslim 4 Nisan günü yapılmıştır) kim bu kadını değiştirdi diyerek sormaya gider ki; başı açık olan kişi eski başörtülü kadınmış. “Biz zaten ailece CHP’liyiz kendimi başörtüsü ile gizledim” gibi bir cümle kurmuş. O da başörtüsü istismarı yapmış.

Cumhurbaşkanımız İl başkanı olduğum dönemde bana “Belediyeyi Genel sekreter yönetir. Ben başkan olarak üst koordinasyonu yapardım” demişti. Bunun için diyorum ki; Genel sekreterin belediyecilik tecrübesi varsa artı puandır. Halkla ilişkisi halkla samimiyeti üst seviyede olmalı. İki kişi ile tokalaştıktan sonra elini silmek için kolonyalı mendil arayanlardan olmamalı. Muhtarı, vatandaşı güler yüzle karşılamayan kişi, hele hele azarlayan kişilerle asla işimiz olamaz! Olmamalı!

İstisnalar kaideyi bozmaz ama bürokrat milliyetçiliğine siyaseti kurban etmemeliyiz. Bir dönem Siyasal Bilgiler mezunları için “önce mülkiye sonra Türkiye” sızlama ve suçlaması vardı. Devir Celal’den çok Cemal devridir. Hulasa-i kelam “Bize sokakta, kaldırımda, bankta, vatandaşla oturup sohbet eden, simit yiyebilen insanlar lazım vesselam! “