Fransız siyaset adamı (1749-1791) Honore Gabriel Mırebeau “Adalet topaldır, ağır ağır yürür, fakat gideceği yere ergeç ulaşır” demişti. Günümüz dünyasında ise adalet “topal değil kötürüm” oldu dersek yeridir. Bugün ki dünya düzeni haçlıların kurduğu bir düzendir. Sistemi “adil bir dünya” için değil, kendi çıkarlarını korumak için tasarladılar. Bunun içindir ki Uluslararası hukuk uygulamada sorun çözemiyor.
Anonim bir söz vardır: “Yazılı yasalar örümcek ağları gibidir: zayıfları (sinekleri) yakalar, güçlüler (eşek arıları) deler geçer.”
Bizde ise; Nisa suresi 58. Ayette “Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder..” hükmü mevcuttur. Dikkat ediniz ”Müslümanlar” arasında demiyor, “insanlar” arasında diyor. Asıl önemli olan Allah’ın isimlerinden bir de “El-Adl” dir. (çok âdil, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden...) anlamlarını taşır.
Batıda on dokuzuncu yüz yıl hukuk yapısının mimarlarından Alman hukukçu Rudolf von Jhering, konferanslarında “Hukukun güttüğü gaye sulhtür (barış). Mücadele ona erişmek için bir vasıtadır” der.
Jhering hukukun tatbiki (uygulanması) ile ilgili de şu gerçekçi cümleleri sarf etmiştir.
“Hukuk sırf bir nazariye değil, belki canlı bir kuvvettir.
Bunun içindir ki;
Adalet;
Bir elinde hukuku tartan bir teraziyi:
Öteki elinde bu hukuku müdafaa eden kılıcı tutuyor,
Terazisiz kılıç bayağı (çirkin, aşağılık, pespaye) bir kuvvet,
Kılıçsız terazi ise hukukun aczi demektir.
Aynı konuda Pascal’a atfedilen bir söz vardır;
Kuvvetsiz adalet aciz, adaletsiz kuvvet de zalimdir. Der.
Eğer hukuk uygulanırsa Kanuni Sultan Süleyman’ın sözüne geliriz.
“Kılıcın yapamadığını adalet yapar”
Hangi adalet? Kötürüm (yürüyemeye, sakat) bir adalet mi?
Olayın gerekçesi uzun olduğu için buraya almıyorum. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde geçtiği şekliyle; Fatih Sultan Mehmet, ellerini kestirdiği mimarbaşının, kendisi hakkında davacı olması üzerine, İstanbul kadısı Sultan Fatih’in de ellerinin kesilmesine hükmetmiştir. Fakat mimarbaşı kısas istememiş ve Fatih'in her gün kendisine on akçe ödemesi talebinde bulunmuştur. Fatih Sultan Mehmet ise bunu kendi isteğiyle günlük yirmi akçeye çıkarmıştır. Adaletin karşısında bu denli boyun eğen bir sultan tabi ki bir çağı kapatıp, yeni bir çağı açar.
Günümüzün güç merkezi ülkeleri insanlıktan ve insani değerlerden uzaktır. Filistin’de
Kudüs’te Gazze’de barbarca (zalimce, yabanice) katliam yapan, soykırım suçlusu Netenyahu ve destekçileri ABD ve Batı bloğu, aynı derecede suçludur.
Merhum Cemil Meriç; “Cinayete ses çıkarmayan, caninin suç ortağıdır.” Demişti.
Şu gerçeği rahatlıkla söyleyebiliriz. “Suçlar insanların yüzünde görünseydi, batıda ayna kullanılmazdı” Dikkat edin dün İngilizler, bugün onun sulbünden gelen ABD dünyanın dümenindedir ve dünyada huzur yoktur.
Müslüman coğrafyada terör estiren, daha doğrusu terör estirmesi için desteklenen Yahudi devletini (İsrail) İngilizler kurdu, ABD’de ayakta tutuyor. Theodor Herzl'den sonra Siyonist liderliği üstlenen Haim Weizmann, İngilizlerle anlaşıp "Osmanlı'yı imha, İsrail'i inşa" planını hazırladılar. Önlerinde engel olarak duran Abdülhamit’i İttihat ve Terakki işbirliği ile 27 Nisan 1909 tarihinde tahttan indirdiler. Bu tarihten itibaren 10 yıl dolmadan koca Osmanlı devleti 31 Ekim 1918 tarihinde teslim olmuştu. Kudüs, Gazze bütün Filistin toprakları 1917’de İngilizlerin eline geçmişti.
İngilizler ikinci dünya savaşında Hitler’in büyük katkısı ile önemli oranda Yahudi’nin Filistin’e göç etmesini sağlamıştır. Aynı anda Filistin’de ki Araplara hayatı zindan edip evlerinden yurtlarından göçe zorlamak için elinden geleni ardına koymamıştır. İngilizler İsrail devleti ilan edilene kadar bölgenin siyasi hafriyatını tamamlamıştır.
Cetvelle sınırları çizilmiş devletler, bölük pörçük edilmiş, devlet statüsü verilmiş kolay lokma emirlikler. Vesayet anlaşması yapılan ülkelerden tutunda, Ürdün, Suriye, Lübnan, BAE gibi reşit olamayan devletçikler.
Bütün bunlar İsrail için bıldırcın görünümündedir. Nitekim 6 gün süren savaşta her cepheden saldırıya uğrasa da İsrail, Mısırı da, Suriye’yi de Ürdün’ü de yenmiştir. Toprak yüz ölçümü dört kat artmıştır (Tabi ki bu savaşta batının fiili yardımı vardır)
İran’da Ayetullah rejimi ABD için “büyük şeytan” derler. Bende diyorum ki; ABD’nin büyük şeytan olduğu yerde İngiltere tam bir İblistir, hinoğlu hindir. Dikkat ediniz İngiltere her işin içinde olmasına karşın hedefte olan ülke ABD’dir. Bir nevi ABD İngiltere’nin görevlendirdiği Bodyguard (yakın korumadır)
Geçen hafta Putin ABD’li gazeteci (Eski FOX News sunucusu) Tucker Carlson’a konuştu. “Biz 2022 yılında İstanbul’da Ukrayna ile husumeti 1,5 yıl önce bitirebilirdik. Fakat İngiltere'nin eski başbakanı Boris Johnson Ukrayna’ya gitti ve bozdu. Şimdi Bay Johnson nerede? Savaş ise devam ediyor.”
Putin açıklamasa İngiltere’nin iblisliğini konuşan olmayacak. Bilmeyenler için küçük bir açıklama İblis: İnsanı kıskanması sebebiyle Allah’a karşı gelmiş, Allah karşısında küstahlık ve böbürlenmesi yüzünden lanetlenmiş insanoğlunun amansız düşmanıdır. Bütün şeytani faaliyetlerin beyni, babası olan varlıktır.
Bir örnek vererek açıklama yapalım.
Irak’ta ABD İngiliz ortak yapımı bir vahşet yaşanmıştır. Amaç kimyasal silah palavrası ile Irak petrollerine çökmekti. Yaklaşık bir buçuk milyon insan öldürüldü. Irak’ın Petrol ve Doğalgaz kaynaklarının % 80’lik bölümü bu akbabaların elindedir.
Irakta’ki enerji şirketlerine ve yöneticilerine bakınız, (2013 yılına ait bir tespit) Paul Bremer: Geçici olarak Irak valiliği yapan Amerikalı diplomat, EBM şirketi Bşk Baroness Blackstone: Eski İng. bakan, Mott MacDonald Group'un üst düzey ismi.
Nicholas Soames: İngiltere eski Savunma Bakanı. Aegis üst düzey yöneticisi.
Michael Rose: İngiliz Özel Kuvvetler eski komutanı. Control Risks Group üst düzey.
Harry Legge: Prens Charles'ın sır küpü, yakın arkadaşı! Olive'in en etkili ismi.
Jeremy Greenstock: 35 yıl çeşitli yerlerde görev yapan ABD’li diplomat.
De la Rue'nun Başkan Yardımcısı...
George Robertson: Baron! NATO eski Genel Sekreteri. İşçi Partisi eski Başkan Yardımcısı. Weir'in Başkan Yardımcısı. (Kaynak: 15.11.2013 Takvim)
İngiliz yöneticilerin ABD’li yöneticilerden fazla olduğu dikkatinizi çekmiştir herhalde.
Ziya Gökalp’in İngilizlerle ilgili şiirinden birkaç mısra ile bitirelim.
Kardeş dalgın çıkma yola, Bir yol tut ki emin ola,
Onda varsa bir İngiliz, Gitme sakın, fena bu iz:
Boğazlardan kaçmış iken, İstanbul’a girdi sulhen:
Dağıtarak ordumuzu, Parçaladı yurdumuzu
O göründü bu ülkede, İman kaldı tehlikede..
Kabe bile ona tutsak, Hak unutmaz, biz unutsak.