3 Kasım 2002 seçimine iki gün kala Bursa Mitingi yapılmıştı. (1 Kasım 2002) Benim eski yazıhane komşum, 1980 darbesinde sol bir örgüt üyeliğinden dolayı 3 yıl kadar içeride yatmış biriydi. Meslektaştık ve iyi bir komşuluk hukukumuz vardı. Benim yeni ofisimde

Miting yapılacak meydanın az üst tarafındaydı. Beni aradı ve “yarın sana geleyim beraber sizin mitinge gidelim” dedi. Geldi ve Miting alanına geçtik. Dikkatlice birkaç yöne baktı ve “Hayrettin freni patlamış kamyon gibi iktidara geliyorsunuz, kimse sizi durduramaz, herkesin umudu olmuşsunuz” dedi. Ben de alandaki başörtülü kadınların, saçını sarıya kızıla boyamış kadınların birlikte slogan atışları mı seni etkiledi dedim.

“O da bir şey mi? Gayrimeşru bir hayat yaşadığını bildiğim tam 6 tane kadın saydım bu alanda. Onların bile umudu olmuşsunuz” demişti.

Benzer bir olay Refah Partisinin iktidara yürüdüğü dönemde yaşanmıştı. İstanbul’da umumhanede sermaye olarak çalıştırılan bir kadının “Erbakan! iktidara gel ve bizi kurtar” haykırışı medyada yer almıştı.

Bu Ekstrem (uç) örnekleri iyi anlaşılsın diye özellikle yazdım. Halkın umudu olmadan iktidar olunamaz. Her kesimden insan sana bakınca; sana inanmalı ki umut bağlasın. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde, ABD’si Avrupa’sı PKK’sı, masası sandalyesi ne varsa toplandılar, dâhili ve harici güçler ittifak yaptılar. Seçimi banko aldık dediler. TV’lerde  Kemal Bey devir teslimin nasıl yapılacağı sorularına bile ağzının suyu akarak cevaplar veriyordu. Sonuçta milletimiz “benim sorunumu çözerse Erdoğan çözer“diyerek oyunu Reis’e verdi. Karşımızdaki “abası kırk yamalı ittifakı” ise umut olamamıştı.

Aradan 10 ay geçti Mahalli seçimleri yaşadık. Ak Parti kuruluşundan bu yana ilk kez böyle bir seçim sonucu ile karşı karşıyadır. Seçim sonuçlarını etkileyen elbette farklı parametreler vardır. Hayat pahalılığı ve emekli maaşları etkili olmuştur. Bunun yanında eskimiş aday belirleme teknikleri de bu sonucu getirmiştir. Mesela: çok yerde telefon anketiyle aday belirlendi. Kesin olan bir şey var o da; Telefon anketinden reklamını en çok yaptıran aday çıkar. Bu sefer kazanacak aday yerine kaybedecek adayla seçime gitme ihtimali doğar. Maalesef sandık bu hataları affetmiyor.

Seçmen bu kadar ince hesap yapabilir mi? diyebilirsiniz. Yapar hem de nasıl yapar derim. 1999’da Genel ve Yerel seçimler aynı gün yapılmıştı. Milletvekili, BŞB ve ilçe belediye Başkanı, İl genel meclisi, Belediye meclisleri ve muhtarlıklar için aynı anda tam 6 oy kullanan Seçmen; 1995 yılında birinci parti yaptığı Milli Görüşü üçüncü sıraya indirdi amma Ankara ve İstanbul belediyelerini Milli görüşe vermişti.

İl başkanıydım, 2004 Mahalli seçimlerinde belde Belediyelerini belirleme yetkisini Genel Merkez bize bırakmıştı. Üç kritik belde de anket çalışması yapıyorduk. İkisinde sonuçlara uyduk. Bir belde de, teşkilatı kurup o günlere taşıyan arkadaşımız aday adayı olmuştu. Bir Milletvekili arkadaşımız ve ben meslek odası seçimlerinde birlikte hareket ettiğimiz bir arkadaşımızdı. Doğrusu bizim gönlümüzün adayı o idi. Beldeden emekli bir arkadaşımızda aday adayı olmuştu. Anket yaptırıyoruz, Bizim arkadaşımıza (artı eksi) 110 oy çıkıyor. Rakip parti adayına 130, Emekli olan aday adayına da 190 oy çıkıyordu. Anketi üç kez tekrarladım sonuç değişmedi.  Arkadaşlar dedim kendimizi kandıralım mı? Bizim adayların oy toplamı 110+190=200 ediyor yarısı 150 eder her halükarda rakip aday 130 olduğun göre seçim bizim olabilir dedik, (Bile bile Elma ile armudu topladık) kendimizi kandırdık, ahbap çavuş formülüyle arkadaşı aday gösterdik. Başımıza gelecekten korktuğum için kampanyada o beldeye üç kez bakan ziyareti yaptırdım. Hele Kürşat Tüzmen bakanımızı bir gün 6 km yürütmüştüm.

Sonuç: kendimizi kandırdık ama seçmen kanmadı, o seçimi kaybettik. Bir siyasetçinin seçim kazanmak ilk hatta tek hedefi olmalıdır. Seçim kazanmadan hizmet edemezsin. General Montgomery’e atfedilen bir söz vardır. “Galibiyetin yerini hiçbir şeyle ikame edemezsiniz” demiştir ki çok doğrudur.

Hiç unutmam Genel Merkez teşkilat başkanlığında 2007-2011 Marmara koordinatörü idim. seçim kaybeden bir ilçe başkanımız bana “başkanım rakip aday son gece buzdolabı dağıttı o yüzden kaybettik” demişti. Çok sinirlenmiş ve “sende çamaşır makinesi, derin dondurucu dağıtıp seçimi kazansaydın. Adam seçimi aldı mı? Aldı. Sen kaybettin mi? kaybettin. Şimdi bin tane bahane uydur, ne işe yarar” Demiştim.

Şimdi gelelim seçim sonrasının asıl konusuna; Vefa ve Nankörlük siyasetin fay hatlarıdır, yol ayrımıdır. Yöneten siz olmayınca bakın nelerle karşılaşırsınız;

Melih Gökçek 5 kez üst üste Ankara BŞB başkanlık seçimlerini kazanmış başarılı bir hizmet adamıdır. Görevi bıraktığında belediye çalışanlarının tamamını kendisinin işe aldığı bilinen bir gerçektir. Çünkü CHP döneminde alınanlar o sürede emekli olmuştur.

Belediyede çalışan sıradan bir eleman Gökçek’ten yerinin değiştirilmemesi için ilgili birim amirini aramasını ister. Gökçek bu basit iş için arar ve ilgili birim yetkilisi “Başkana sorayım onay verirse yapalım” der. Bu olayı anlatan kişi, Gökçek’in telefonu elinde ve eli havada kalakalmış. Bu olay Ak Parti döneminde Ak Parti’li belediyede yaşanıyor. Dün o göreve gelmek, yükselmek için Gökçek’e 40 çeşit tazim yapan bürokrat anında “kral öldü yaşasın yeni kral” moduna geçmişti.

Romanya’da Çavuşesku 1989’da düşürüldüğünde; Dışişleri bakanları Türkiye’de resmi ziyarette idi. Bakan hemen açıklama yapmış ve Çavuşesku’nun aleyhine laflar etmişti.

Sene 1999 iş başında 57. hükümet var (Ecevit Bahçeli Mesut Yılmaz) Bir bakanlığın Bursa müdürlüğünde bir işimiz var. İş sıradan bir iş ama müdürün evet demesi lazım, İlgili müdürü aradık bulamadık. Merhum babam ANAP’ta il başkan yardımcılığı, Osmangazi Belediye başkan vekilliği yapmıştı. Aradığımız müdürün o makama gelmesi için, partide arkadaşlarının kalbini kırarcasına hareket etmiş, hatta hakaret etmiş. Partide de babama hürmeten o kişinin müdür olmasına rıza gösterilmiş

Durumu babama söyledim. “Ohooo! o benim adamım, müdür olması için az mı kavga etik” dedi ve hemen telefon etti. Cevap yok. Bekledi tekrar telefon etti, yine cevap yok. Bu aramalar iki gün devam etti. Telefon çalıyor ama ne bakan var ne de dönüp arayan var. Babam “bu ödlek benim telefonlarıma çıkmıyor” dedi. Derken elleri titriyordu. Bu nankörlük, bu vefasızlık onu çok üzmüştü.

Ne demişler Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner. Gün geldi hesap döndü ve Ak Parti Bursa birinci olağan kongrede il başkanı seçildim. Bu herifi naşerif hafta geçirmedi ziyaretime geldi. İl başkanı olmama çok sevinmiş, Sabri Çakmak senin baban ama hepimize babalık yaptı, iyiliği dokundu gibi vıcık vıcık yağlı laflar etti.

Gelen misafire “çay, kahve, sıcak, soğuk ne ikram edeyim” denir.

Ben ise kendisine çay içer misin? Dedim. Bu davranış; amiyane deyimiyle “defol git” demenin dik alasıdır. Teşekkür etti çıktı. O ara bir arkadaş geldi ve “başkan az önce birini kovdun mu” diye sordu. Hayrola dediğimde; Asansörün önünde bir kişinin telefonla konuştuğu kişiye “Başkan beni hiç sallamadı, ben yarın emekli dilekçemi veriyorum” dediğini duydum.

Bugünler Turnusol günleridir. Kırmız ile mavi çok kolay tanınır. Bilindiği gibi; Turnusol kâğıdı sıvıya batırılır, sıvı asitse kımızı, sıvı alkali (baz) ise mavi renk alır. Genel olsun, yerel seçimler olsun kimin vefalı, kimin nankör olduğunu görmek kolaydır. Hele şu asitler yok mu? Hemen bahanelerini sıralar kıpkızıl kesilirler.

İl başkanı günlerimde bir sözüm medyada genişçe yer almıştı. “Bizim koridorlarda çekimler yapın, gidin gazetelerinizin arşivi ile kontrol edin, çok sayıda aynı kişiyi önceki iktidar partilerinin koridorlarında göreceksiniz” Demiştim. Maalesef doğrudur.

AK Parti kadrolarında görev yapmış hatta bir yerlere seçildiği halde, bu seçim sandığa gitmeyenler, gidip başka adaylara oy verenleri benim havsalam almıyor.

Bir toplantıda söylemiştim. Aile olarak Babam, amcam Bursa’da siyasette görev aldılar. Ben 26 yaşında Refah Partisinin kuruluşunda üstelik başkanlık divanında görev alarak aktif yöneticiliğe başladım. Mali Müşavir odaları seçimlerinde, her dönem listelerde adımız olurdu. 28 Şubat sürecinde fark ettik ki; Bursa’da bir kısmı faaliyetsiz olsa da otuz civarında Vakıfta murakıp olarak adımız yazılmış (adımız sorulmadan yazılmış)

Belli bir kesimde mütevazı olsa da tanınırlığımız vardı. Eğer ben 2007 seçimlerinde bağımsız olarak Milletvekili adayı olsaydım, 2 bin 3 bin oy alamazdım. Bursa’da yerel gazeteler, TV kanalları kampanya boyunca sabah akşam beni köpürtseler alacağım oy taş çatlasa 20 bin olurdu. Ben Ankara’ya yaklaşık 80 bin oyla gitmiştim. Bu oy benim değil Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ak Parti’nin oyudur. Bu nedenle adaylık müracaatımız olmadığı halde her seçim aday gibi sahada koşuyoruz. Koşmazsam kendimi sadece vefasız ya da nankör olarak değil “Hain” olarak görürüm.

Burada seçmeni muaf tutuyorum, Ak Partili olup hiçbir işin ucundan tutmayıp, kusurları sayanlar, bahane sıralayanlar çoktur. İşin derinine inmeden, sebeplerini araştırmadan, dünün devasa sıkıntılarından bugüne gelişi inkâr edercesine; sadece eksik, kusur sayıyorsunuz. Bu yazdıklarımdan üstünüze alınıp, gocunabilirsiniz.

Zaten alının diye yazıyorum sözüm meclisten içeri!                                                              

Mihenk taşı: "Kedi nankör, tilki kurnaz, karga kindar, yılan sinsi, bazı insanlar ise hepsi."