Kayıp kimliğimizi Erbakan bulmuştur. İngilizlerin fitne siyaseti sayesinde Arap ülkeleriyle düşmanlaştırıldık. Bizde Irkçı bir Türkçülük, onlarda Arapçılık almış başını gitmiştir. Tekin Alp aldatma isimli Haham oğlu Yahudi Moiz Kohen, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra aşırı derecede Türkçülük sevdasına düştü. Bir Yahudi nasıl bu kadar Türkçü olur?  Demek ki; Ona verilen görev buydu. İçi boşaltılmış İslam ve tarihinden kopuk bir Türk tipi oluşturmak “Türkün amentüsü” zırvasını yazmış, kitabında  İslam için "Türk'ün atalar ruhunu zincire vuran din. Çöl kanunu, gericilik, esaret" diyordu. Bu iblis 1956'da emekli olunca Paris'e gitmiş, 1961'de ölmüştür. "Beni ölünce Türkiye'ye götürmeyin. Paris Yahudi mezarlığına gömün." Demiş ve vasiyet ettiği yerde gömülüdür.

Bu tip iblis ajanların beyinleri kirlettiği Türkiye, 1976 yılına kadar İslam Konferansı Örgütüne tam üye değildi. Gözlemci sıfatıyla katılıyor ve oy kullanamıyorduk. MSP (Milli Selamet Partisi) ağırlığını koyarak, hatta koalisyon hükümetini bozarız kararlılığı ile ülkemizin İslam Konferansı’na tam üye olmasını sağlamış kimliğimizi çıkartmıştır. Ayrıca Türkiye, İslam Kalkınma Bankası’na ”Kurucu üye” olarak o dönemde katılmıştır.

Erbakan Hoca’nın kurduğu partiler

1921 ve 1924 anayasalarında “devletin dini İslâm’dır” 1928 yılına kadar 1924 anayasasının 26. Maddesinde “Büyük Millet Meclisi ahkâmı şer'iyenin tenfizi” Yani (Şeriat hükümlerini uygulamakla) sorumludur ibaresi vardı. 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edildi amma; 3 Mart 1924 tarihine kadar Türkiye’de halife vardır. Anayasadan İslam dininin çıkarılması sonrasında bu ülkeye La dini bir format atılmıştır. Bundan sonra adeta Allah demek irtica olmuştur. Nitekim ezanda Allahu Ekber’in yerini Tanrı uludur almıştı. 1937 yılında Laiklik Anayasaya sokulmuştur. Tarifinde “…insanların inançlarını özgürce yaşayabilmelerinin yanı sıra, devletin de dine müdahil olmamasını öngören bir sistemdir” cümlelerinin yer aldığı laiklik, bizde hukuk kılıfı ile katı bir müdahale aracı olarak kullanılmıştır. Erbakan’ın kurduğu Milli Nizam Partisi; “halk Ayasofya'da namaz kılmaya davet edildi” gerekçesi ile kapatılmıştı. Refah ve Fazilet ise Laiklik karşıtı eylemlerin odağı yaftası ile (hep aynı terane) kapatılmıştır. Milli Selamet ise 1980 darbesinde bütün partilerle birlikte kapatılmıştır.  Aslında MSP seçimde Refah Partisi gibi birinci çıksaydı darbe olmasa da kapatılabilirdi. Çünkü Kıbrıs konusunda izlediği siyaset, Amerika tarafından kapatın emrine gerekçe idi. Ayrıca; Dışişleri bakanı Hayrettin Erkmen’i gensoru verip CHP desteği ile düşürmüştü. (Erkmen; Yunanistan'a karşı yumuşak politika izliyor, İslam Dünyasına karşı batı yanlısı politika takip ediyor,  o dönem Kudüs meselesi gündemde, Erkmen İsrail ile gizli görüşmeler yapıyor gerekçesiyle düşürüldü) MSP’nin Konya’da darbeden bir hafta önce 6 Eylül 1980 Kudüs mitingi vardı.. Bütün bunlar Vesayetçi sisteminin hukukçularınca okkalı birer kapatma gerekçesi olurdu.

 Mücahit Erbakan

Yıl 1974 MSP-CHP koalisyonu var. Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama niyetiyle EOKA örgüt lideri Nikos Sampson adaya çıkmış, CB Makarios kuvvetleri ile çarpışmaya başlamıştı. İnönü döneminde çıkartma düşünülmüş,  Jonson’un mektubu ile yola çıkan askerimiz İskenderun’da indirilmişti. Demirel 1967’de bindirdiği askeri, Mersin’de indirmişti. Demirel’e haksızlık etmeyelim. Askerin çıkarma yapmak için gereken araç ve gerecinin yetersizliğini görüp Dışişleri bakanı Çağlayan’a “Bu işi diplomasi ile çöz” dediği iddia edilir. Jetlerimiz Kıbrıs semalarında uçmuş, Blöf tutmuş, Amerika’nın araya girmesiyle adadaki 12 bin Yunan askeri geri çektirilmiştir. Sonuçta adadaki soydaşlar için çözüme gidilememiştir.

Yanlış bilinen bir noktayı aydınlatalım. İsmet Paşa'nın “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye bu dünyada yerini alır” sözü sanki ABD başkanı Johnson’a posta koymuş gibi bilinir. Bu söz ABD Başkanı Johnson’un 1964 Haziran’ında Ankara’ya o meşhur kaba saba yazılmış mektubu göndermesinden sonra değil, mektubun gelmesinden iki ay kadar önce Time dergisinde yayınlanmış bir sözdür,  Zaten bu konuşma Milliyet’te 16 Nisan 1964’te, yani Başkan Johnson’un mektubunun gelmesinden bir buçuk ay kadar önce yayınlanmıştı. İşin aslına bakınca ne görüyoruz? Bırakın Johnson’a posta koymayı, ABD’den gelen mektup milletten gizlenmiştir. İki sene sonra CHP’nin kendi görüşlerindeki gazeteci Cüneyt Arcayürek mektubu ele geçirmiş ve Hürriyet gazetesinde 13 Ocak 1966 tarihinde yayınlamıştır. Yılın gazetecisi seçilmiş ama hakkında bir sürü soruşturma yapılmış, dava açılmıştır.

Konumuza dönersek; Erbakan ve arkadaşları baştan beri Kuzey Kıbrıs’ta bağımsız bir devletten yanaydı. Bu olayda da hemen müdahale istiyordu. Koalisyonun CHP kanadı diğer garantör ülke İngiltere ile görüşelim lüzumsuzluğu ile hareket ediyordu. Sonuçta Ecevit Londra’ya uğurlanır. Erbakan havaalanında Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları ile bir toplantı yapar. Askerler: Eğer müdahale edeceksek; kaçırılacak bir tek dakika ve saniye yoktur. Bize “yürüyün” emrini verip, daha önceki hükümetlerde olduğu gibi, bizi geri çevirirseniz bir daha bu harekâtı yapamayız. Yürüyün dediniz mi biliniz ki sonuna kadar yürümek lazım gelir.

‘Şu anda biz hükümet olarak size hazır olun ve yürüyün dersek ne yapacaksınız?

Kuvvetlerimizin bindirme işlemi için en az iki gün lazım. 1 gün de çıkacağız, 3 gün.

Bu 3 günün bizim için çok büyük ehemmiyeti var…”

Erbakan hoca: Başbakan vekili olarak söylüyorum “Öyleyse hazır olun ve yürüyün!”

 Süleyman Arif Emre anlatmıştı.

Bu emrin alınmasından yarım saat sonra, “ABD 6. Filo’sunun İtalya’dan Akdeniz’e açıldığı” şeklinde bir istihbarat geldi. Bunun üzerine Erbakan Hoca, Esenboğa’da pilotlara hitaben bir konuşma yaptı. Toplam 173 pilot “U” şeklinde sıralandı. Erbakan Hoca’nın yanında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar Paşa ve kuvvet komutanları vardı. Erbakan hoca; 6. Filo’nun 15 parça gemiden oluştuğunu, Her geminin bacasından bir pilotumuzun “Şahadet Dalışı” yapacağını, Kennedy uçak gemisine ise iki pilotumuzun şahadet dalışı yapıp saf dışı bırakacaklarını, bu nedenle 16 gönüllü pilota ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Gönüllü pilotların üç adım öne çıkmasını istedi.  Orada bulunan toplam 173 pilotumuzun hepsi derhal üç adım öne çıktı. Erbakan son derece duygulanıp; “İkinci emri bekleyin!” demişti. Semih Sancar Paşa “bunu neden yaptın” diye sorunca; “siz Genel Kurmaya, ben Başbakanlığa varmadan bu haber ABD’ye varır” demiştir. Dediği gibi olmuş, bir saate varmadan gelen ikinci istihbarat: “ABD’nin 6. Filo’sunun ilerlemesi durdu, olduğu yerde demir attı!” şeklinde idi.

Ecevit İngiltere’den eli boş dönmüştü. Türkiye’de ise bir emrivaki ile karşılaşmıştı.

Ecevit’in “Nasıl olacak” sorusu üzerine Deniz Kuvvetleri Komutanı Kayacan paşa: “Sayın Başbakan ben Karadeniz çocuğuyum. Bir tek kişi olarak bile bir kayıkla gider bu karaya çıkarım. Onun için hiç tereddüt etmeyiniz" demişti.

Erbakan hoca olayı anlatırken; Bunun üzerine Sayın Ecevit, “Öyleyse hadi bakalım Bakanlar Kurulu’nu toplayalım” demek zorunda kaldı.

Artık Kıbrıs’ta devlet kurulmuştur.13 Şubat 1975'te ilan edilen Kıbrıs Türk Federe Devleti,

15 Kasım 1983 Tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak yoluna devam etmektedir. Kıbrıs bizim için varlık-yokluk meselesidir.

 Yakın tarihten ilginç bir not 

Türkiye’nin utanç sayfası Yassıada’da Menderes’in Kıbrıs’a (TMT Türk Mukavemet Teşkilatı) gizlice gönderdiği silahlar yüzünden sorgulandığını bilir miydiniz?

Düzmece mahkemenin başkanı Başol: 

Nereye gitti bu silahlar?

Menderes: “Muhterem reis, bunu kapalı oturumda konuşsak”

Başol ısrar eder. Menderes de mecburen 

Kıbrıs için deyince; apar topar oturum kapatılır.

Kıbrıs Barış harekâtı sonrası Erbakan hoca harekâtı başlattığı için Mücahit Erbakan olarak anılır. Böyle bir unvanı da fazlasıyla hak etmişti.

Hocanın bizi zorlayan en önemli yönü “Mükemmelliyetçi” oluşu idi.  Ne yaparsan yap mutlaka daha iyisi vardır görüşündeydi. Anlaşılsın diye söylüyorum; adeta “düz duvara tırmansan; tavanda da yürüyeceksin” derdi.

Bir anı: 1992 yılında Uludağ’da Türkiye’de tanınmış İktisat hocaları ile “Adil düzen” semineri yapmıştık. Otel konaklama yerlerini Refah Partisi il sekreteri olarak biz ayarlamıştık.

Kış sezonunda da yine parti içi eğitim semineri yapılacaktı. Bizi aradılar ama kış sezonu Uludağ’da otellerin dolu olduğunu söyledik.

Refah Partisi Bingöl Milletvekili sevinçle hocanın yanına gelir.

Hocam Ağa Ceylan’ın selamı var.

Mersin’deki oteli üç gün üç gece bizim için açıyor.

Ücret ne kadar?

Kapalı bir tesisi üç gün açmak çok masraflıdır.

Bunu siz ödeyemezsiniz, Hocaya selamımı iletin tesis emrinizdedir dedi.

Sen ücreti yanlış anladın, üstüne ne kadar ücret aldın? Adam bizim sayemizde ikram sevabı alıyor, en azından diş kirası istemedin mi demişti.

Tabii ki bu işin esprisidir. Tebrik ve takdir etmesini çok iyi bilir ve takdir ederdi.

Bu mükemmeli arama bir nebze bu fakirde de var. İl başkanı olduğumda ilk toplantımızda arkadaşlarıma beni rahatsız etse de “Mükemmelliyetçi” bir yapım olduğunu söylemiştim. Bu yapıdaysan; daha iyisini, en iyisini yapmalıyız diyerek kendi kendini yer bitirirsin. Hiç unutmuyorum ortanca oğlum Boğaziçi İşletmede okurken sınıfın döküldüğü önemli bir dersten 100 almış.

Telefonla annesine sonucu bildirmiş. Babama söylemeye gerek yok,

Baba 100 aldım desem; niçin 101 almadın diye söylenir demişti.

Erbakan hoca iyi ve cesur insanlar yetiştirdi Geçen haftaki yazımızda 28 Şubat darbecilerinin tahliyeleri ile ilgili “Bu kişilerin affı yanlıştır” içerikli okuyucu mesajlar aldım. Evet; Erbakan hoca ve talebesi Erdoğan başta olmak üzere binlerce insanımız dönemin mağduru ve mazlumudur. Bu tahliyeler niçin yapıldı? Adalet bakanımız "cezaevinde artık şahsi ihtiyaçlarını göremeyecek kadar elden ayaktan düştüler" dedi. Cezalarından aklanmadılar, Rütbeleri de sökülmüştür. Ak Parti çok önemli bir şey başardı: Her biri birer ABD yaptırımı olan 28 Şubat ve 12 Eylül darbeleri Hocanın talebesi Erdoğan ve Ak Partinin kararlı siyasi duruşu sayesinde yargılanmış ve mahkûm edilmiştir. 27 Nisan 2007

E-Muhtırası ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimi engellenmiştir. 12 Eylül darbesinin kudretli lideri 7.Cumhurbaşkanı Kenan Evren yargılanmış, bütün rütbeleri sökülmüş olarak ölmüştür.