Cumhurbaşkanımız 28 Ekim 2022 günü "Türkiye Yüzyılı" vizyon belgesini açıkladı. Dünya basını konuyu yakından takip etti. ABD Washington Post gazetesi, "Erdoğan Türkiye'nin geleceğini çizdi, yeni anayasa sözü verdi" başlığını kullandı. Almanya “Anayasa sözü verildi dedi” Tek tek ülkeleri saymıyorum. Uluslararası yayınlarda özetle, halkın; hak ve özgürlüğünü garanti altına alacak yeni bir anayasa çağrısı ve '’2053’' vurgusu ön plana çıktı.

1982 Anayasasını hazırlayan darbeci Evren zihniyeti Siviller anayasa yapamaz diyordu. Aynı zihniyet 1924 anayasasını kaldırıp yerine 1961 anayasasını koyarken, özgürlük gülücükleriyle oyalayıp el altından vesayetçi bir sistemi inşa ettiler. 1982 yılında da vesayet sistemi esaslı bir şekilde elden geçirilmiş, rektifiye edilmiştir.

Eski AYM Raportörü Osman Can bu konuda. “Darbeciler anayasa meselesinin mimari bir proje veya bir iskelet olduğunu biliyorlardı. Zira Anayasada “hukuk devleti” veya “özgürlük” gibi etiketler yer alsa da, sistem ancak iskeletin doğal yapısına göre hareket eder. Sürüngen iskeleti, taşıdığı süslemelere rağmen yalnızca sürünmeye elverişlidir; insan gibi yürümeyeceği kesindir.” Tespitini yapar.

Darbe ürünü 1982 anayasası yürürlüğe girdiği 9 Kasım 1982 tarihinden bu güne kadar tam 19 kez ameliyat edilmiştir. Prof Dr Eser Karakaş bir TV programında seyredenlere kahkaha attıran bir cümle kurmuştu  “beni ne kadar estetik ameliyat ederseniz edin; benden bir Brad Pitt elde edemezsiniz” demişti.  Türkiye olarak biz 19 kez Erol Taş’ı Kıvanç Tatlıtuğ yapmaya çalıştık ama olmazdı ve olmadı.

Eski Yargıtay Başkanı Prof Dr. Sami Selçuk, Şubat 2001 tarihinde (Ak Parti henüz kurulmamıştı)  Türkiye'nin sivil bir anayasaya ihtiyacı olduğunu, ancak bunu mevcut Meclis'in yapacağına inanmadığını, ayrıca  ‘‘Türkiye'de cumhursuz cumhuriyet, halksız demokrasi var’’ demişti. 1999-2000 Adli yılı açış konuşmasında da 1982 anayasası için Bu anayasa hiçlikle (butlanla) sakattır. Türkiye meşruluk debisi neredeyse sıfıra yaklaşmış bir Anayasayla yeni yüzyıla girmemelidir.”  Demişti.

2023’e giderken Parlamenter sistemden Başkanlık sitemine geçtik.

Başkanlık sistemini tek adam rejimi, diktatörlük olarak suçlayanlar, kuvvetler ayrılığı ilkesinin olmadığı iddiasıyla eleştiren parlamenter sistem yanlıları şunu bilmeli ki; Türkiye’de 1961 anayasası ile keşfedilen kuvvetler ayrılığı kâğıt üzerinde kalan bir metindir Bir asırdır kendini devletin asli sahibi gören vesayetçi zihniyet, mevcut sistemi ideolojik bir birliktelik üzerine inşa ettiler. (Meclis ve hükümet bürokratik kuşatma altında tutulmuştur. Bazen ideolojik yargı kararları ile bazen de süngü kullanılarak bertaraf edilmiştir)

Parlamenter sistemlerde, kuvvetler ayrılığının tam uygulandığını söylemek yanlış olur. Çünkü bu sistemlerde hükümet (yürütme) parlamentodan (meclis, yasamadan) çıkar. Hükümetin kurulabilmesi için, parlamentoda onu destekleyecek bir meclis çoğunluğunun olması gerekir. Bunun yanında hükümeti kuran kişi kural olarak çoğunluğu oluşturan partinin başındaki kişidir. Parti liderinin hükümeti kurması için, parlamentodaki parti çoğunluğunu kontrol edebilmesi gerekir. Edemiyorsa, hükümet edemez. Dolayısıyla parlamenter sistemin mantığı gereği olarak “parti hiyerarşisi ve disiplini zorunludur”. Bu durumda TBMM ile Hükümet (yasama yürütme) arasında kuvvetler ayrılığı ilkesinden söz edilemez. Aksine birliğinden söz edilir.

Başkanlık sisteminde ise; Yürütme tek başlıdır ve doğrudan halk tarafından seçilir. Parlamento içinden çıkmaz. Dolayısıyla parlamentodan güvenoyu alma mecburiyeti ve gensoru ile düşürülme korkusu yoktur.  Meclis yürütmeyi dengeler. Örneğin bizde Cumhurbaşkanı kararnamesi yayınlanır yayınlanmaz meclis müdahale edip iptal edebilir. Burada hangi meclis diye sormak Parlamenter sistem penceresinden bakmaktır. Yarın Başkan seçilen kişinin partisi mecliste çoğunluk sağlamayabilir. Fransa’da Macron’un partisi yoktur. ABD’de senatoda demokratlar, temsilciler meclisinde Cumhuriyetçiler önde gibi sözleri duyarız ama ABD başkanları sistemin kendilerine çizdiği daire içinde ülkeyi yönetirler. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ciddi bir biçimde uygulanır. Yeri gelir başkanlar, Bill Clinton gibi başkanlık yaparken hukuk önünde terletilir.

Anayasa tarihimize bakarsak hiç biri sivil karakterli değildir.  İlk anayasa 1876 tarihli olup Mithat Paşa'nın özel sekreteri olan hukukçu Ermeni Krikor Odyan tarafından hazırlanmıştır. Abdülhamit’le pazarlık yapılmış, ilan etmesi karşılığı tahta çıkmıştır. Bu anayasa ile yapılan seçimler sonucunda Osmanlı meclisine 69 Müslüman 49 Gayrimüslim girmiştir. O meclis, Abdülhamit’in karşı çıkmasına rağmen Osmanlı Rus savaşına girmiş ve Ruslar İstanbul’u almalarına ramak kalmış Yeşilköy’e kadar gelmiştir. Savaş Osmanlı’nın çok büyük toprak kaybına sebep olmuştur. Abdülhamit anayasayı askıya alıp, meclisi kapatarak devleti ayakta tutmaya çalışmıştır.

1921 Anayasası ise istiklal savaşını yürüten Meclisin olağanüstü şartlarda çıkardığı bir anayasadır. Farklılıkların birlikteliğini sağlama noktasında en başarılı hatta tek başarılı anayasadır. Çok kısa ömürlü olmuştur. 1922 sonlarından itibaren gücünü kaybeden Meclisle birlikte etkinliğini kaybetmeye başlayan Anayasa, Meclisin feshedilip yerine muhalefetsiz bir tek parti meclisinin ikame edilmesiyle birlikte önce köklü değişikliklere uğratılmış; bir yıl geçmeden de yürürlükten kaldırılmıştır.

1924 Anayasası, “hiçbir kanun anayasaya aykırı olamaz” diyor. Ama bunu denetleyecek bir mekanizma yoktur. Takrir-i Sükûn Kanunu ve İstiklal Mahkemeleri gibi düzenlemeler hangi anayasal zemine oturtulmuştur sorusunun tek cevabı vardır. “ben yaptım oldu”  Bilindiği gibi bu kanunları Meclis çıkarır. Çünkü bu kanunlarla muhalefetin susturulması amaçlanmıştır. Meclisin oluşumu da adil bir seçimle değil, atama ile olduğu için böyle kanunları rahatça çıkarabiliyor. İstiklal mahkemelerinin teşkil edilişine baktığınız zaman “üyelerin hukukçu olmadığını” görürsünüz. Tarihçi Mete Tunçay, İstiklal Mahkemelerini, “Cumhuriyet terörünün en önemli araçlarından biri” olarak niteler. Şeyh Said isyanı bahanesi ile ayaklanma bölgesinde İstiklal Mahkemesi kurulması ile yetinmeyip Ankara’da da kurarak, fırsattan istifade ile tüm muhalefeti sindirmek amacı güdülmüştür. Cumhuriyet rejimi 1925’den itibaren tek parti diktatörlüğünü açıkça ilan etmiştir, diyebiliriz. 

(Kazım Albay 1924 anayasasının uygulanması ve eleştirisi)                                                                                    

Türkiye, Paraşütten atılan garnizon anayasa geleneğinden sıyrılmak zorundadır.  2023 yılından, 2053’ü,  2071’i ve yeni yüzyılı kapsayacak bir anayasa yapımı sivil bir mecburiyettir.