Muhalefet partileri deyim yerindeyse telaş içinde şeytan arıyorlar. Masaya oturarak ortak oldular ama harmanda sadece buğdayın sapına kalacaklarını görünce de tutuştular. Masanın açık ortaklarından her biri diğerlerini şeytan olarak görebilir.
Masada CHP ve İYİ Parti dışındaki partilerin Milletvekili çıkarması imkânsızdır.
İttifak ortağı olmak sadece barajı geçme sorununu ortadan kaldırıyor. Milletvekili çıkarmak seçim bölgesinde gerekli oy oranına ulaşmakla olacaktır. Bunu içindir ki; bu dört parti buğdayın sapına değil başağına el atıyorlar.
CHP’nin adayının Bay Kemal olma ihtimali çok yüksek. Bay KK bu partilere
“alın şu kadar buğday danesini destekleyin Halk Fırkasının bidanesini” demek zorundadır. (pazarlık nereye varır bilinmez ama) seçilecek yerlerden 30-40 belki 50 ilâ 60 milletvekili kontenjanı verirse bu partiler meclise seslerini çıkarabilecek güçte girebilirler.
Kendi parti tabanı için bu fedakârlık sıkıntı sebebi olur mu?
Tabi ki olur. Vekillik hayaliyle yanıp tutuşan CHP örgütünün bedel olarak verilen kontenjan sayısınca vekil olma hayalleri suya düşecektir.
Belki de “seçilip seçilmemek önemli değil, aday olamayan başkanımız aday oldu ya feda olsun vekillikler” diyecekler. Derler mi?
Küçük partilerle anlaşmak için başka çare var mı?
Görünüşte yok gibi çünkü iki puan, üç puan yüzde 50 artı bir için çok önemlidir.
Zaten bu partiler Erdoğan’dan bir iki kıymık koparmak için kiralık futbolcu gibi sezon sonuna kadar kiralanmadılar mı?
İşin doğrusu şudur: O masada CHP, masanın altında gizlenen ama basenleri görünen HDP ve diğer sol partiler olmalıydı.
İyi Parti dâhil diğer partiler Cumhur ittifakıyla hareket etmeliydi.
Masa “Gel yine gel, kim olursan ol yine gel, yeter ki Erdoğan düşmanı ol” hesabıyla kurulduğu için bu tabii olmayan bölünmüşlük ve yanlış konumlanma yaşanıyor. Bütün bunlara bakarak KK adaylığı için CHP’nin kesenin ağzını açması, buğday başağını pay etmesi kaçınılmazdır.
Niçin mi?
Bursa’da siyaseten yaşanmış bir denklemi anlatarak izah edelim. Bizim talebelik yıllarımızdı. 1980 öncesi (1977 yerel seçiminde) Bursa Belediyesini 1950 DP zaferinden sonra ilk kez CHP, Mustafa Eroğlu ile kazanmıştı. Belediye meclisinde ise Adalet Partisi 20 CHP 20 MSP 1 meclis üyesi çıkarmıştı. Yıllarca birlikte siyaset yaptığımız Mehmet İyibilir abimiz meclis oylamalarında kilit durumdaydı.
Önce Adalet Partisine gider. AP İl başkanı o vakitler okul arkadaşı Abdülkadir Cenkçiler’dir. Belediye başkan vekilliği için (o zamanlar başkan yardımcısı olarak geçiyordu) destek istemiş. Merhum Cenkçiler kabul etmiş ama partisi hayır demişti.
(Yanlış hatırlamıyorsam eşi Kızılay başkanı olan hanımefendi bir doktor meclis üyesi
“bir gericiyi mi” başkan vekili seçeceğiz diye itiraz etmiş)
Başkan Mustafa Eroğlu’na gitmiş. O kabul etmiş ama ona da partisi bir şartla demişler. “kesinlikle yurt dışına çıkmayacaksın” Sebebi de yurt dışına çıkarsa vekâlet MSP’li meclis üyesine geçecekti.
Sonuçta bir oyun gücü belediye encümen seçiminde görüldü. Hangi tarafa oy verirse o taraf çoğunluğu elde edecekti. Denklem şöyle kuruldu:
20 üyeli Adalet Partisinden 1 encümen üyesi
20 üyeli Cumhuriyet Halk Partisinden 1 encümen üyesi
1 üyeli Milli Selamet Partisinden 1 encümen üyesi seçilmişti.
“Akıl ortağı ortak olur, mal ortağı kaypak olur” derler. Masadakiler bu fotoğrafı vermemek için fikir üretiyorlar, haklarını yemeyelim. Şu fikir fakirliğine bakın!
Meselâ: Karamollaoğlu ortak yönetim modeli dedi ve açıkladı: “'Cumhurbaşkanı Türkiye'yi genel başkanlardan oluşan Eşgüdüm Kurulu ile yönetecek” Cumhurbaşkanı taahhüdüne sadık kalmazsa, karaktersizlik olur.
Milletin seçmediği, Anayasal olmayan bir kurulla mı yönetecek. Temel bey ilk mektep
Günlerine müsamere günlerine mi döndü. Güya seçimi kazanmış (Allah göstermesin) anayasa değişikliğine gitmiş, sistemi değiştirip bu yeni vesayet ucubesini getirmiş. Anlaşılan güçlendirilmiş parlamenter sistem dedikleri bu. Buna eşgüdüm kurulu değil olsa olsa; “Politbüro” denir ki o da bir partinin (komünist parti) üst kuruludur. Sizdeki gibi partiler aşuresinin değil (Bilindiği gibi Politbüro çok az sayıda üyesi olan bir kuruldu. Benim tespitim Rusya’da ilk asil üyeleri Lenin, Stalin, Troçki, Kamene ve Nikolay Krestinski idi). Tesadüfe bakın onlarda altı kişi imiş.
Ahmet Davutoğlu ise Temel emmiyi doğrularcasına bir adım daha atıp istişareden imzaya geçti “Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun genel başkanlar doğrudan karar süreçlerinde imza yetkisine sahip olarak bulunacaklar" dedi
Böyle bir şey olabilir mi? bu yapıya “oligarşi” denir. Yani: Siyasal gücün birkaç kişilik bir grubun elinde toplandığı yönetim biçimidir. Allah aşkına sizler Türkiye’yi eski Roma, ya da Yunanistan’la mı karıştırdınız. Yoksa Suudi Arabistan, Suriye, Küba
Cezayir, Irak ya da, İran’a mı özendiniz. Ya hu sen Profesörlük titri taşıyorsun, sen bari böyle konuşma.
Altılı masadan şu ana kadar teklif edilen idare yapısı devleti çalışamaz hale getirir duvara toslatır. Devlet hiçbir işi gereken hızda yapamaz, toplantılar, kavgalar, uzar gider ay bacadan aşar. Dünya devletlerine dürbünle bakarız.
Ali Babacan Kandile yelken açarak CHP’den rol çaldı. Malum Bay Kemal’in danışmanı Nuşirevan Elçi parti merkezinden Türk bayrağını kaldırıp TV’ye mülakat vermişti. Babacan’da Anayasadaki vatandaşlık tanımına parmak attı” Ben bu hareketiyle asıl ortağı olduğu masaya gol attı diyorum. Hem de ne gol!
Senelerdir sosyal medyada isimlerinin önüne TC koyup dijital milliyetçilik yapan CHP’liler, İYİ Partililer bir şey diyebiliyor musunuz ortağınıza?
Babacan’ın dahası var. Kendisinin adaylığı konusunda "6'lı Masa böyle bir mutabakata varırsa hem seçilebilme sorunu olmaz hem de en iyi şekilde ben yaparım, sorun yok" dedi. Dikkat edin altılıda herkes başağa el atıyor başağa.
Meral hanım ise başından beri ben aday değilim. “Benim adayım Ekrem başkasına oy vermem diyor” HDP’den ise beklenmedik bir hamle geldi. İlk turda adayımızla çıkacağız diyorlar. Tabi ki bu çıkış amiyane deyimiyle “HDP oylarını çantada keklik görmeyin, biz cüzamlı değiliz, bizimle kıvırtmadan korkmadan açık bir şekilde görüşün, ortak bir adayda buluşalım” çıkışıdır. Bu gerçekleşmez de HDP güçlü bir aday gösterirse hesap: seçimi ikinci tura bırakmak hesabıdır. CHP Bay Kemal’e yüklenirse; İyi Parti oyları Ekrem’i ikinci tura taşır mı? Bu HDP oyları olmadan mümkün olamaz, Meral hanım da Trakya ağzıyla “biz sözümüzü tuttuk olmadı be ya” der geçer Yalnız beni düşündüren bir şey var;
Meral hanım bu aralar “Ben başbakan olacağım” deyip duruyor. 2016 yılında da bunu söylemiş durmuştu. 15 Temmuz gecesi darbe olmuştu. Aynı şeyleri eveleyip geveliyor Yoksa yeni bir Amerikan darbesini mi haber veriyor?