Çok partili sisteme geçtiğimiz tarihten bu yana parti değiştirenler, parti siyasetine sırt dönenler hep var olmuştur. Ecevit'in 1977 yılında yaptığı Güneş Motel operasyonu sonuçları itibariyle önemlidir. 41.hükümet (Milliyetçi cephe) gensoru ile düşürülmüş, Ecevit'in kurduğu 42. Hükümet güvenoyu almıştı. Pazarlık yapılan 12 milletvekilinden 10 milletvekili kurulan Ecevit hükümetinde bakan yapılmıştı. Parlamenter sistemin yürürlükte olduğu dönemde, hükümetler için güvenoyu hayat, gensoru ise memat meselesi olduğu için kritik durumlarda vekil transferleri yapılmıştır.

Afyonkarahisar milletvekili Kubilay Uygun vardı.  (Araba plakası 06 DSP 03 idi)

Türkiye gündemine parti değiştirme serüveni o vakitler baya yer almıştı.

24.12.1995    DSP Afyon Milletvekili

03.07.1996    DYP ’ye geçiş

06.07.1996    DSP ’ye dönüş (üç gün sonra)

30.07.1996    DYP ’ye yeniden geçiş (24 gün sonra)

27.06.1997    MHP ’ye geçiş

19.07.1997    MHP ’den istifa

28.12.1997    DTP 'ye geçti

10.06.1998    DTP 'den istifa etti.

Osman Bölükbaşı merhum “Partimden istifa edip, başka partiye gidersem avradım boş olsun!” diye yemin ettirirmiş. Ama istifa edip Demokrat Parti’ye kapağı atan vekiller olurdu. Bir gecede tam üç parti değiştiren, Halkçı Partili adı “Jet Tevfik”e çıkanları da gördü bu millet.

22.Dönemde TBMM’de 35 milletvekili 44 kez parti değiştirdi. Emin Şirin

Ak Parti’den sonra Liberal Demokrat Parti, ANAP ve nihayet Genç Partide bulundu. Ya hu bu nedir? Yukarıdaki tabloya bakınca;“Ali ile veli üç de ondan evveli Recep Şaban Ramazan bir de rahmetli baban, koca mı gördü anan! ” fıkrasını hatırlamadan edemiyorum.

Türkiye 1990 yılına 47. hükümetle girmişti. 3 Kasım 2002 seçimleri yapıldığında ise iktidarda 57. hükümet vardı. 13 senede tam 11 hükümet kurulmuş. İstikrar yoktu,

28 Şubat darbesi yaşanmış, 24 banka batırılmış, devlet soyulmuş, siyaset, mafya, işadamı iç içeyken; bir de 2001 krizi yaşanmış, yüzde 9,5 küçülen bir Türkiye vardı. Seçmen, Erdoğan'ın liderlik edeceği siyasi yapılanmayı daha adı konmadan satın almıştı. Erdoğan İflas etmiş bir belediye devir almış amma, ortaya koyduğu yönetimle herkesin dikkatini çekmişti. Bu nedenle halk nezdinde açık bir krediye sahipti.

Bugün gibi hatırlıyorum: Reis İstanbul’a belediye başkanı seçilmişti. Bir Bursa ziyaretinde kendisine "İstanbul ne âlemde, neler yapıyorsun" Dedim. Bana: "İstanbul'a gelen 100 TL'nin 20 TL'si İstanbul'a diğer 80 TL kayıp dersem inan" "Biz bu durumu tam tersine çevirdik" dedi. Ben de bu hesaba göre 20 TL kayıp mı? Dediğimde; O yirmi TL için 20 sene belediye başkanı olmam gerek yinede sıfıra indiremezsin. Benim atadığım insanlardan da ayağı kayan çıkabilir. İnsanın olduğu yerde yanlış var maalesef. Yanlışların giderilmesi halkın işbirliğini de gerektirir. Mesela iki zabıta memuru rüşvet almaya gitmiş; vatandaşlar "Artık CHP belediyesi yok" demiş memurları derdest etmişler. (bu olay gazetelerde haber olmuştu) Özetle dürüst, iş bilen bir kadro, hem kentin ihtiyacı olan hizmetleri yapıyor, büyük projeleri hayata geçiriyor, aynı zamanda Belediyenin borcunu da bir milyar dolar azaltıyordu.

AK Parti bu iklim şartlarında kurulmuştu. Kurulurken her şey Türkiye için ideali partiye şekil ve yön veriyordu. Bu nedenle bir karışım (koalisyon) değil, bir bileşim olma özeni vardı. Konuşmalarımızda; "AK Parti gemilerini yakanların partisidir" diyorduk. Çok renkli oluşumuz bir zenginlikti ama Sadi Şîrâzî'nin "Bülbülden vefa ummayın. Çünkü her dem başka bir gül üzerinde öter" uyarısına tedbir almadık. Kişi hangi siyasi partiden gelirse gelsin eyvallah demek çok doğruydu. Amma rüzgâra göre daldan dala zıplamaya meyli var mı? Yok mu? Noktasında kontrol yapılmalıydı.

Ahmet Davutoğlu "Eğer bir gün nefsi hesaplarımdan dolayı bana rüyamda dahi göremeyeceğim makamları altın tepsi de sunan adama ve o adamın davasına ve onunla yol yürüyenlerin sevgisine, muhabbetine ihanet edersem gelin yüzüme tükürün..." Bunu söyleyen hazret; parti kuruyor, kendisine başbakanlığı döneminde “çapsız” diyen KK ile CHP parti binasında KK erken seçim derken; hazret kraldan fazla kralcı bir edayla "erken değil hemen seçim" diyordu. Bugün de kurulan masanın kenarına Medine dilencisi gibi tutunmuş poz veriyor. Ayıptır ya hu!

AK Parti'de Erdoğan'ın en uzun süre bakanlık yaptırdığı Babacan, CB seçiminde Ak Partinin içindedir. Tayyip Erdoğan'ın parti adaylığına imza atıp, Abdullah Gül'ün adaylığı için yapılan gizli çalışmaların göbeğindeydim itirafına ne buyrulur? Bu nasıl bir siyaset "Eli işte gözü oynaşta" dedikleri bu olsa gerek.

Adaylığı ile 27 Nisan E-Muhtırasına muhatap olduğumuz, Erdoğan’ın kendisi aday olmayıp kardeşim Abdullah diyerek CB makamına çıkardığı Sn. Gül'e ne demeli? Vesayetin hukukçuları çizgimiz dışında biri CB olmasın diye “oylamada mecliste 367 kişi olmalıdır” saçmalığını ileri sürdüler. CHP oylamaya katılmadı. Oylamayı AYM ’de iptal ettirdi. Aynı CHP 2018 CB seçiminde, Karamollaoğlu çöpçatanlığında” çatı aday olarak Gül'de karar kılmıştı.(CHP başkan yardımcısı Veli Ağbaba Gül’ü biz değil HDP istemişti dedi. Bu notu unutmayınız) Akşener Gül’ün adaylığına karşı çıkmasaydı muhalefetin adayı Gül olacaktı. Çatı adaylığı ile ilgili dedikodular piyasaya ilk çıktığında da; bir Cuma namazı sonrası "CHP benim seçilmemi engelleyen partidir." diyerek; adeta böyle yanlış şeyler konuşmayın ağzınıza biber sürerim ikazı yapar gibiydi. Bu sinsilikleri görünce Erkan Mumcu'nun Gül için “majestelerinin valisi” kodlamasını düşünmeden edemiyorum

Vefasız insanların özelliği benmerkezci olmalarıdır. "Ben yoksam benden sonrası tufandır'' derler ve bu hastalığın aşısı yoktur. Asıl önemlisi vefasızda saklanamaz bir kibir halinin varlığıdır. Şair Nabi bakınız kibri nasıl anlatıyor:

Çok da mağrur olma kim meyhâne-i ikbâlde

Biz hezaren mest-i mağrûrun humârın görmüşüz"

(Talih meyhanesinde çok da gururlanma, çünkü biz gururdan sarhoş olanların binlercesini daha sonra sersemlemiş hâlde görmüşüz.)

Ziya Paşa ise "Vefasızın meclisinde bade içilmez" der.

Partide görevdeyken Tayyip Erdoğan'ı yere göğe sığdıramayanlar, Ak Parti için adeta Nuh’un gemisidir, ayrı kalan tufanda boğulur diye nutuk atanlardan; siyasi beklentileri karşılanmayanlar, Vekil, Belediye Başkanı vb olamayanlar Gemiden atlıyorlar. Atlar atlamaz bir yerleri suya değince; gözleri açılıyor, kulakları duymaya başlıyor.

Meğer Ak Parti olarak ne çok kusurumuz varmış.

Efenim Erdoğan ve Ak Parti 2011 sonrası “değişmiş, mışmış da mışmış!” Hasssıtamısınız nesiniz? Bu fakir Cumhurbaşkanımızla 1984 yılının sonlarında yüz yüze tanıştım. O gün bu gündür tanırım ve bilirim "fikri yapısında, kişiliğinde, davranışlarında zerre kadar bir istikamet kaybı, pörsüme" yoktur, olmamıştır. Dün ne idi ise bugünde aynıdır, nasıl görünüyorsa Tayyip Erdoğan odur. Gizli saklı ikinci bir kişiliği yoktur. Kısaca içi dışı birdir.

Pörsüyenler, istikametini şaşıranlar: şahsi çıkar peşinde koşan ganimet avcılarıdır.

Bugün yolunu değiştirenler, yoldan çıkanlar; eskiden Partiden ayrılan olsa "safra" derlerdi. Bu tipler bir yerlere seçilselerdi; ne partiyi eleştirir, ne de partiden ayrılırlardı. Yerelde isim yazmadım ama bilinsin ki " sözüm meclisten içeri "

Akif’in Sadi’ den tercüme şiirindeki şu mısralar vefasızları ne güzel tarif ediyor.

Ya bu âlemde vefa yok zaten,
Ya vefasız bütün ebnâyı zaman;(zemane çocukları)
Kime ok atmayı öğrettimse
Sonra bir gün beni de aldı nişan.

Geçen gün ilgimi çeken bir cümleye rastladım şöyle diyordu:

“Kedi nankör, tilki kurnaz, karga kindar, yılan sinsi, İNSAN İSE HEPSİ “