Tam 11 ilimizi etkileyen Kahramanmaraş merkezli iki büyük depremin üzerinden bir ay geçti…

Bir aydır, deprem bölgesiyle ilgili haberleri TV kanallarından, haber sitelerinden takip ediyorduk…

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyonuyla yerel basındaki bir grup meslektaşımla, depremin en çok vurduğu yerleri gidip görme fırsatı bulduk, dün…

İlk durağımız, Gaziantep’in Nurdağı ilçesiydi…

Ardından Hatay’ın Hassa ilçesi oldu…

Daha sonra Antakya’ya geçtik…

Bizden önce gidip gelenlerin anlatmakta neden zorlandıklarını, depremde büyük kayıpların verildiği bu yerleri görünce anladık…

Ne kadar anlatsak, yazsak az gerçekten de kelimeler kifayetsiz kalır, cümleler çaresiz…

İçinde bulunduğumuz otobüs sanki bir zaman tünelinden geçiyor, dünya savaşlarını anlatan bir film platosunu gezdiriyor gibiydi…

Ne yana baksak enkaz, bazılarının önünde kepçeler çalışıyor, diğerleri beton yorgunluğu içinde temizlik sırasını bekliyor…

Ayakta kalmayı başarmış az hasarlı ve sağlam binalar da var ama onlar da terk edilmişler, bitmek bilmeyen artçıları yüzünden…

Yıkılanlar arasında tek katlısı da var çok katlısı da eskisi de var henüz inşaat halinde olanı da…

Kimi kum gibi olduğu yere çökmüş kimi yan yatmış, ters dönmüş… 

Fay değil sanki kırılan bir azgın rodeo atıydı, üstünde ne varsa atmak, yıkmak için uğraşmış 6 Şubat’ta

Başardığı yetmemiş gibi hala tepiniyor yerin altında!

Her yerde irili ufaklı, renkli çadırlar, konteynerler…

Depremin korku ve şokunu atlatan insanlar şimdi bu yerlerde hayatta kalmanın koşuşturması içinde, dağıtılan yardımların peşinde kimi deprem kaybettiği can ve mallarının…

Devletin tüm kurumları, valileri, kaymakamları, müdürleri, belediye başkanları, askeri, polisi, ülkemizin dört bir yanından ve yurt dışından gelmiş gönüllü yardım kuruluşları, STK’ları, yardımsever insanlar herkes büyük bir özveriyle, yaraları sarmanın, hayatı normalleştirmenin maddi manevi çabası içindeydi…

Gözlerde yorgunluk vardı ama yılgınlık yoktu.

Otobüsümüz ilerlerken yeni açılan kireç renkli mezarlıklar da gözümüze çarpıyordu…

Mezarlıklar isimsiz bir o kadar sessiz, her mezarın baş ucunda acı yazıyor ayak ucunda hüzün!

Hurda mezarlığına çekilen pert olmuş binlerce araç…

Depremin acı yüzünü, “Mal da yalan mülk de yalan, dünyada ölümden başkası yalan” sözünü hatırlatıyordu, gördüğümüz her kare…

Depremin ilk gününden beri bölgede tüm kurumlarıyla görev alan Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı çalışmaları yakından görme fırsatı da bulduk…

Önce Nurdağı ardından Antakya’da görevlendirilen Başkan Alinur Aktaş, Büyükşehir ve ilçe belediyeleri olarak yaptıkları çalışmaları bizzat yerinde gösterdi.

Gelen yardımların bölge dağıtım koordinatörlüğünü üstlenen Aktaş, Bursa olarak kurma sözü verdikleri konteyner kentlerin yerlerini gezdirdi. Alt ve üst yapısı tamamlanan bu yerlerde konteynerlerin montajına başlanmış bile…

Bu arada;

Daha önce verdiği bin konteyner sözünden cayıp, o konteynerleri Ticaret Bakanı’nın uygun gördüğü bölgeye yapma kararı alan BTSO’ya da kırgındı Alinur Başkan

“Yerlerini de hazırlamıştık, aldıkları bu karar beni üzdü” dedi…

Hiç olmazsa konteyner desteğini yarı yarıya yapabilir iki tarafın da gönlünü alabilirdi BTSO!

Bakana şirin görüneyim derken ayıp etmiş Bursa’ya!

Ramazan ayında deprem bölgesinde verecekleri iftara, Bursa’daki kentsel dönüşüme hala sıcak bakmayan mahallelerden vatandaşları da davet edecekmiş Aktaş

Çok iyi olur, depremin şakası olmadığını bizzat yakından görürler!   

Deprem bölgesindeki günübirlik gezimizi tek cümleyle özetlemek gerekirse…

Allah devletimizin de milletimizin de yardımcısı olsun…

Çıkardığımız acı dersleri devlet ve milletçe unutmayacağımız son deprem olsun!