Dürüst ve namusluydu, gururluydu babam ama biraz tembeldi!

Ben onun bu tembelliğini geçerli bir mesleğinin olmamasına bağlardım. Yoksa yedi çocuk sahibi bir adama tembel denir mi?

Vesselam…

Girişimci ruhunu, hayatta şans ve yetenekleriyle barıştıramamış, sabırsız bir kaderciydi babam…

En büyük zevklerinden biri de her gün satın aldığı günlük gazeteyi küçük ilanlarına kadar satır satır okurdu.

Keyfi yerinde olduğu zamanlar, yazdığım şiirimsi dörtlüklerimi okuturdum, bazen beğenir bazen beğenmiş numarası yapardı.

Hiç unutmam…

12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi, ülkemizin ekonomik ve siyasi krizlerle, terörle boğuştuğu yıllardı.

Henüz ortaokul öğrencisiyim…

O dönemin siyasi liderlerini eleştiren bir taşlama yazmıştım. Babam okur okumaz, yazdığımı sobaya attı ve kaşlarını çatarak baktı:

“Bir daha yazma böyle şeyler sakın! Başımızı belaya mı sokacaksın evladım? Çocuk demezler götürürler merkeze, rezil oluruz herkese!”   

Çocuklarından sonra tek umudu talih oyunlarıydı babamın…

Her hafta sonu spor-toto oynar, her çekilişe bir çeyrek piyango bileti alır, köşeyi dönme hayalleri ayın dokuz, on dokuz ve yirmi dokuzuna kadar sürerdi.

Kimi zaman durduk yerde bir kavga çıkarırdı evde…

Genelde işsizlikten bunaldığı, parasızlığın ve çaresizliğin dip yaptığı günlerde, seslenirdi garip anama:

“Ver benim bavulumu hatun! Gidiyorum ben!”

Alışmıştık bu gitmelerine, oyun gibi gelirdi bize…

Tozlu tahta bavulunu gardırobun üzerinden indirir, içine bir çift temiz çamaşır ve nüfus kâğıdını koyup çıkardı hışımla…

“Beni akşama beklemeyin!” derdi giderken.

Gittiği gibi döndüğü de olurdu, günlerce dönmediği günler de…

Gözleri ve bavulu dolu dönerdi eve ve her dönüşünde aynı duygusal sahneler yaşanırdı. Büyük bir merakla açardık bavulu, içinden ya elma, armut, şeftali çıkardı ya meyhanede yemeyip cebine attığı fındık, fıstık…

Son dönüşünde getirdiği kavrulmuş tuzlu fındıklar çok hoşumuza gitmişti.

Babamın ölümünden uzunca bir süre sonraydı…

Annem evde bahar temizliği yaparken, çöpe atmam için o tarihi bavulu tutuşturdu elime…

İnanılmaz heyecanlanmıştım…

Bavulu aldığım gibi bahçemizdeki kayısı ağacının altına giderek, usulca açtım.

Elma kokuyordu içi hala ve hayal kırıklıkları…

İçinden neler mi çıktı?

Çekiliş tarihleri geçmiş eski piyango biletleri ve yatan toto kuponları çıktı sadece...

Bavulu da cüzdanı gibi boş çıkmıştı babamın…

Ne varsa yüreğinde götürmüştü giderken!

Canı sağ olsun!

***

(Ekranda deprem haberlerini izlerken, bir enkazdaki toz içindeki kırık tahta bavulu görünce, yıllar önce yazdığım bu duygusal yazımı hatırladım. Kim bilir o bavulun içinde de ne hayaller ne umutlar vardı…)