Batı başkentlerini ve önemli şehirlerini gezenler her köşe başında poz verip fotoğraf çektirmek ister. Araştırın bakın bu şehirlerin tamamı sömürülen ülkelerden çalınan imkanlarla ve köle edilen insanlarla yapılmıştır. İngiltere Almanya Fransa Hollanda Belçika İtalya İspanya Portekiz Rusya gibi büyükbaş sömürgen ülkelerdeki tarihi şehirlerin tamamında; Afrika ve Asya ülkelerinin kanı, canı, gasp edilen imkanı vardır.

Alev Alatlı, "Fesüphanallah" isimli eserinde,
"..Bu yaşıma kadar heybetli bir saray, bir katedral, bir piramit, bir kolezyum, bir bulvar, şıkır şıkır bir şehir görmedim ki temelinde sömürü, kan, cinayet, uyuşturucu, fuhuş, kara para yatmasın. Ne Londra, ne Paris, ne Roma, ne New York, ne de St. Petersburg (hele de St. Petersburg!) görkemli bir metropol olsun da insan kemikleri üzerine yükselmesin.. Bu nedenle olsa gerek, görkem beni ürkütür, yavrum." der

Milyonlarca insanın hürriyetini elinden alarak kendi şehirlerini esir kırbaçlayarak mamur eden bu zihniyet,  medeniyetin karanlık yüzünü temsil eder.

Batı bencildir ve bizdeki gibi “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” çizgisine çok yabancıdır. Yakın zamanda kısa bir video seyrettim. Boğaziçi Üniversitesinde okumuş biri anlatıyordu Amerikalı bir reklamcıyı söyleşiye çağırmışlar. Sorulardan biri

“Siz 12 senedir Türkiye’deyim dediniz, ülkenizi özlemiyor musunuz?” Amerikalı cevap vermiş. Ben burada kaldırımda yürüyorum, çalışan işçiler öğlen arası gazeteyi sermiş üzerinde ekmek peynir zeytin vs var yiyorlar. Yanından geçerken kolay gelsin afiyet olsun diyorsun “buyur gel beraber yiyelim diyor, bunu derken sana yer açıyor oturman için. Yani otursan yersin”  Burası böyle. Ben Newyork’ta olsam aynı şekilde kaldırımda yürürken kalp krizi geçirsem yere düşsem, benim orada yattığımı gören insanlar yanımdan üstümden atlayarak geçerler. Şimdi siz söyleyin hangi ülkede yaşamak istersiniz?

Batının teknik üstünlüğü var ama medeniyetin bu yönünden çok uzaktır.  Zaten “medeniyet”, toplumların maddi manevi varlıklarını, düşüncelerini, bilimini, sanatını, teknolojisini kapsar. Batı medeniyetinde madde var ama maneviyat yoktur.

Ünlü bilim insanı merhum Oktay Sinanoğlu “kültür olarak Batı vahşidir” der

Kuzey Amerika'nın gerçek sahipleri olan Kızılderililer, 1539-1911 arası çok kez katliama uğrar. Bu tarih aralığında tespit edilen 132 katliam vardır. Yani 372 senede 132 katliam. Ortalama 2 sene 8 ayda bir Kızılderili katliamı yapılmıştır. ABD'nin kurucu başkanı George Washington, Amerikan yerlilerini "imha edilmesi gereken vahşi hayvanlar" olarak tasvir eder. 70 milyon yerli katledilmiştir. ABD Kızılderili iskeleti üzerinde kurulmuştur. Zaten Amerika’ya göç edenlerin içinde maceraperest olanlar, ülkesinden kaçmak zorunda olan suçlular baya yer tutar. Yerlileri nasıl yok ettiklerinin yıllarca filmlerini seyrettik. Ve beyaz adamı haklı gösterdiler. Bugün ABD neden vahşi dersen cevabı bu saydığımız gen yapısında mevcuttur.

Cemil Meriç bunun için “Batı’dan gelen hiçbir ‘izm’ masum değildir”. Demiştir. Batının vahşi saldırganlığının kaynağında; İngilizlerin “Terra Nulis” (Beyaz olmayan ülkeler) doktrini ve Darwin’in, güçlünün zayıfı yutması olarak bilinen “Mahut” teorisinin tatbiki yatar. Batılıların Afrika’da ve Asya’da yaptıkları tam bir soykırımdır

Bir işin en iyi şahidi karşı tarafın itirafıdır. Maalesef bu konularda geniş imkanlarla araştırma yapan da kendileri.  Amerikalı Siyasal bilimci Rudolph J. Rummel “gerçekleştirilen soykırımlarda 19. ve 20. yüzyılda 170 milyon insan katledilmiştir. Soykırım tanımı biraz genişletilirse bu rakam 300 milyona ulaşır”. Der.

Fransız komünist partisi ideologlarından olup sonradan İslam’ı seçen Roger Garaudy

“Batı, tarihin en büyük günahıdır.” Demiştir.

Birinci dünya savaşında yaklaşık 19 milyon, İkinci dünya savaşında 55 milyon insanın ölümü ve bu rakamların birkaç katı sakat ve yaralı bilançonun sahibi de batılılardır. İkinci dünya savaşından sonra BM, NATO ve Varşova Paktı gibi oluşturulan üst yapılardan biri de Avrupa Birliği’dir. Öyle ki; tek devlete doğru giden bir AB vardı karşımızda. Gerek Avrupa Ordusu ve gerekse Schengen projesi ile ciddi bir adım atılmıştı. Avrupa Birliği 1959 yılında yapılan üyelik başvurusu ile Türkiye’nin de rüyası bir birlik. Üye ülkeler arasında sınırlar kalkıyor, teker teker tek para birimine geçiliyor, refah seviyesi ve standartlar olarak dışarıdan bakıldığında; herkesi büyüleyen bir fotoğraf görülüyordu. Burada Mevlana’dan bir kıssa anlatarak AB’de gördüğümüz fotoğrafı bu günlerde şahit olduğumuz olaylar muvacehesinde analiz edelim.                                                                                                                           

Mevlana bir öğrencisiyle yürürken, yolda birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler. Öğrencisi: “Ne güzel bir kardeşlik örneği”, keşke insanlar da bundan ibret alsa deyince; Mevlana,: Aralarına bir kemik atıver de,   gör kardeşliklerini der.

İşte size bir kapışma Korona virüs maskesi; batının maskesini düşürmüştür.                                     

Çok geriye gitmeye gerek yok. 2019 Aralık ayında medeni (!) batılı ülkelerin birbirlerinin maske ve diğer tıbbi malzemelerini çalacağına kim inanırdı?                                                    

Fransa, İspanya, Almanya, İtalya hem çaldı hem de çaldırdılar. ABD ise sadece çaldı. Bunlar unutulmasın! O dönem Türkiye; ABD’ye korona için 500 bin tanı kiti sattı.                                                                            

Türkiye; İspanya, İtalya, Sırbistan, Bosna Hersek, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Kosova'ya yardım olarak “tıbbı malzeme” gönderdi dense kim inanırdı? (Bu rakam 125 ülkeye ulaşmıştır.) İngiltere de doktorlar Korona virüs’e karşı koruyucu tulum yerine poşet giyerken, Türkiye kendi halkına bedava maske bile dağıttı.                                                           

Türkiye yoğun bakım yatak sayısında 100 bin kişiye 40 ortalamayla dünya birincisi, İkinci sırada ise AB’nin en güçlü ekonomisine sahip Almanya 29 yatak ortalaması ile gelebiliyor. Bugün dünya görünmeyen bir düşmanın işgali altındadır ve bütün dünya kurtuluş savaşı veriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yaşadığımız salgının ardından dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açıkça görülüyor. Kendilerine sahte bir refah düzeni kuranların devri artık kapanıyor." derken hem millete güven veriyor, hem de Türkiye’nin Yenidünya için pozisyon aldığını ve hazırlıklı olduğunu ifade ediyor. Bugün yaşadığımız sıkıntı sadece bizde değil tüm dünyada yaşanan bir sıkıntıdır. Bütün bu olumsuzlukların yanında “mavi vatanda” haklarımız için, müttefik bildiğimiz kırk harami batıya karşı bölünmemek için, ikinci kurtuluş savaşını veriyoruz. Dedem “Ağaç kabuklarını öğütüp, diğer unla harmanlayıp ekmek yaparak” birinci İstiklal savaşını kazandığımızı söylerdi. Bugün kısa bir süre sabırlı olmamız lazım.ki; medeniyet diye yutturulan batı vahşetini yine alt edelim.