Bizim kültürümüzde atasözleri kandil gibidir. Yaşanan olayları aydınlatırlar, atılacak adımlara da ışık tutarlar. Mesela: “Besle kargayı oysun gözünü” sözü; Bir insana iyilik yaptıktan sonra o insanın iyilik yerine arkadan iş çevirmesinin net fotoğrafıdır. Hatırlanacağı gibi Meral hanımın partisi İP, 2018 seçimlerine giderken seçimlere katılamama riski yaşamasın diye CHP’nin attığı ipe sarılmıştı. Bay Kemal bir halaskâr (kurtarıcı) edasıyla kiralık futbolcu gibi ikisi Bursa’dan 15 milletvekilini İyi partiye vermişti. Bay KK bu hareketi derman bulunmaz Erdoğan kıskançlığıyla hatta amansız Erdoğan düşmanlığıyla yaparken; Meral hanım “Kemal Kılıçdaroğlu'nun tavrı her türlü takdirin üzerinde, demokrasi tarihinde övgü ile yerini alacaktır" diyordu. Seçimlerde ittifaklara izin veren düzenleme sayesinde, YSK kesin sonuçlarına göre İP, Türkiye Genelinde yüzde 9.96 oy oranıyla (yüzde 10 barajının altında kalmasına rağmen) meclise girmiştir. 2019 seçimlerinde de CHP, HADEP ve İYİ Parti omuz omuza vererek Ankara ve İstanbul’da CHP adaylarının kazanmasını sağladılar.
Önceki yıllarda seçime katılırsam “madara” olurum korkusuyla CB adayı olmayan KK, ilkinde Ekmek için Ekmelleddin İkincisinde ise gel bakalım Muharrem demişti. Cumhurbaşkanlığına neden aday olmuyorsun sorusuna da “bir partinin genel başkanı aday olursa; velev ki seçildi, tarafsız olacağım diye namusum ve şerefim üzerine nasıl yemin edecek? Benim namusum şerefim bu kadar ucuz mu?” diye cevap veriyordu. Bu kıvırtma denizinde kulaç atan Bay Kemal, siyaseten denizin bittiğini gördü. Ayrıca 1948 doğumludur, yani Kemalin yaşı Kemale erdi. Ne yapmalı ne etmeli dedi “ya tutarsa” hesabıyla masanın adayı olmaya niyetlendi. Siz şimdi “namus ve şeref ucuzluğu” dersiniz. O da neymiş? Geçin bu lafları, yeri gelir inkâr eder, yeri gelir bir şey uydurur geçer. Adamın biti kanlandı bir kere.
KK denize maya çalayım derken; o da ne? Meral hanım Brutus’e rahmet okurcasına sırtından hançerlemek üzere. Çünkü Meral Akşener ısrarla, İstanbul veya Ankara büyükşehir belediye başkanlarını "kazanacak aday" olarak pazarlıyor.
Bir bakıyoruz İBB başkanı için “Fatih Sultan Mehmet aynı senin gibi dedi ki 'Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul'u alırım” diyor. Bir başka gün “ablam Ekrem’in yüzünde Rabbi Yessir” görmüş diyor.
KK ise fıtık oluyor ama sabırla bu iki ismi CHP'nin adayı olarak 6'lı masaya getirmeyeceğini ihsas ettiriyor.
Akşener neden Ekrem’i ister? Çünkü o “ HDP’li kardeşlerim bana oy veriyorsa, bende onlara layık olabiliyorsam ne mutlu bana” diyebilen, sağ (ANAP) gösterip sol vursa da ablasını üzmeyecek biri gibi duruyor. Kandili de işe alımlarda kollayan onların oyuna da yakın biridir. KK uzak mı derseniz hayır ama o gelirse hem CHP hem de HDP’yi geçip İyi Partiye sıra gelmez. İmamoğlu "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası alan eski Diyarbakır BŞB Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’ya gider destek verir ama çocuklarını PKK terör örgütünün dağa kaçirdığı Diyarbakır anneleri onun gündeminde yoktur Sadece Ekrem mi? Altılı masa bileşenleri sevki tabii olarak (iç güdüsel) Kandilin yasaklarına kusursuz uyuyor
Gelelim “madik” olayına
KK mahkemenin İBB başkanı hakkında karar verme ihtimalinin yüksek olduğu bir günde Almanya’ya gitti. Bazıları Akşener arkamdan iş çevirsin Ekrem’le beraber
Bana madik atsınlar diye bilerek gitti görüşündeler Ben buna katılmam çünkü: onda o siyasi zekâ yoktur. Olsaydı bu güne kadar her seçimin mağlubu olmazdı.
Şu var ki “aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez” misali Meral Ekrem ikilisi zamanlama hatasıyla ofsayta düştüler. Bu da CHP’de başkanı sahiplenmeye yol açtı
Bu sefer de KK üst perdeden tavır koymaya başladı Önce Akşener’e “Bir parti başka bir partinin içişlerine karışmamalı” diyerek had bildirdi. Sonra da Ekrem’i grup toplantısında oğlum diyerek sevdi Bunun Türkçesi Resmen dalgasını geçti.
Akşener ise “İnadım inat adım Kel Murat” edasıyla dedi ki: “Kimseden izin alma mecburiyetim yok, söyleyeni de fena çarparım, kendi seçtirdiğimiz belediye başkanı için kimden izin alacağız!"
Anlaşılan masada işler toz duman. Saadet, Deva Gelecek partileri Erdoğan’dan bir kıymık miktarı oy kopartalım da Yüzde 50 artı biri yakalayamasın hesabıyla masaya alındılar. Demokrat parti ha keza, Erdoğan’ın dediği gibi organik değil, inorganik bir masa, yani proje birlikteliği. Masada İP dışındaki partilerle milletvekili pazarlığıyla anlaşmak CHP açısından cömert davranırsa çok kolay, İyi Parti KK için evet derse; HDP dayatmaları içinde evet demek zorunda kalır ki bu siyasetlerinin sonu olur. Çünkü KK hendek kazan kişilere hendekçi arkadaşlar der, PKK ile mücadele biter. Özerklik şartı der işleri berbat eder. Zaten HDP "İlkeli ve adı konulmuş bir birliktelik" istiyor. HDP "Aday önemli değil ancak ikinci anadil” diye ısrar ediyor Tabi ki dayatacağı başka talepleri de var.
Bütün bunlar ülkü ocaklarından, gelen, Alparslan Türkeş’in çizgisinde yürüyen Milliyetçi kesimi üzer demiyorum felç eder felç. Bu da partiyi tabela partisine döndürür
Gelelim Yusuf’u kuyuya attılar başlığımıza
Pandemi döneminde kaybettiğimiz Yozgatlı bir öğretmen arkadaşımız Çerçilerle ilgili
hatırasını anlatmıştı. Çerçi aslında bir meslektir. Bilmeyenler için izah edelim: Köy vb. yerlerde dolaşarak ufak tefek tuhafiye eşyası satan kimselere çerçi denir.
Bu mesleğin alamet-i farikası (ayırıcı özelliği) “gezici” olarak yapılmasıydı. Yine gezici olarak yapılan, genellikle Ramazan aylarında görülen “Çerçi Hocalar” vardı Bunlarda köyleri dolaşır karınca kararınca bildiklerini köylüye anlatırlardı. Arkadaşın köyünde bir akşam “çerçi hoca” Hz Yusuf (A.S) kıssasını mani olarak okuyormuş. “Yusuf’u kuyuya attılaaar, Yani bunun manası Yusuf’u kuyuya attılar” zaten anlaşılmayan bir şey yok ama çerçi hoca, “yani” deyip açıklama yapıyordu. Bizim yaşlı büyüklerimiz de veda hutbesini dinlercesine duyguları tavan yapmış bir halde burunlarını çeke çeke salya sümük ağlarlardı diyerek bizi güldürmüştü
Şimdi biz de “Yani bunun manası” tekerlemesi yapalım ve soralım;
Ah be Meral abla, ah be Ekrem birader
Kültürümüzde “Terazi tartıyla, her şey vaktiyle ölçülür.” diye bir deyiş var
Niçin vakitsiz öttünüz?
Mağdur tiyatrosu sahneleyelim darken Kemal’i mağdur ettiniz
Görüyor musunuz? Sevinçten Kemal’in ağzı kulaklarına varıyor
Sizi sevenler de “Ekrem’i kuyuya attılar” diyerek salya sümük ağlıyor
Trakya şivesiyle “Bu raunt Kemal’in (h)akkıdır be ya”