Osman Bölükbaşı (merhum) “Bir siyasi parti, muhalefetteyken nişanlı bir kıza benzer. Dili tatlı olur” Demişti. Tabi ki bu söz seçmene şirin görünmek içindir.
Bernard Shaw (Nobel ödüllü İrlanda kökenli yazar) “Siyasetçinin aile terbiyesi, avam kamarasında konuşmaya başladığı zaman belli olur” ifadesiyle bizim muhalefet dilini tarif eder gibi. KK çıktı terbiyesizce “ananı an” dedi (kimse buna
Dil sürçmesidir deme saflığına düşmesin, önceden çalışılmış çirkin bir replik olduğu bal gibi sırıtıyordu) Bu sefer ve her sefer Akşener hanımefendi Reis’e laf edersem duyulur hesabıyla Netenyahu’yu kötülerken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İsrail Versiyonu” diyerek affedilmez bir kabalığa ve çirkinliğe imza attı. Siyasette bu hal acınası bir haldir. Adını duyurmak, meşhur olmak arzusuyla olmayacak işler yapan kimseler için Bevvâl-i çeh-i zemzem (Zemzem kuyusuna işeyen) ifadesi kullanılır, İyi Parti liderinin sözlü saldırıları da bana Bevvali hatırlattı. Erdoğan’a çatıp duruyordu, yetmedi ki; hanımefendi level atladı (hedef büyüttü bir üst sınıfa geçti) Erdoğan’la Abdülhamit’e aynı anda saldırdı.
Ziya paşa bu acınası durumu şöyle şiirleştirir
Bevvâl-i çeh-i zemzemi la'netle anar halk
Sen Kâbe gibi kendini hürmetle benâm et
(Halk zemzem kuyusuna işeyeni lanetle anar,
Sen kendini hürmet edilen Kâbe gibi meşhur et)
Bu gün akıl almaz potlar kıran, Milliyetçi, muhafazakâr mütedeyyin (dindar) kesimin asla kabul etmeyeceği ceddimize dil uzatacak laflar edebilen Akşener’i 28 Şubat’ta Refah-Yol hükümetinin içişleri bakanı olarak, yol arkadaşımızdır diye not etmiştik. Kendisine Genel Kurmay İstihbarat Dairesi Başkanı Korg. Çetin Saner’in edep dışı, insanlık dışı "Söyleyin ona, bakanlığın önünde yağlı kazığa oturturuz" tehdidini duyduğumuz ortamda, herkesin o paşaya yüksek sesle kötü sözler söylediğini hatırlarım. Akşener’in aşağıdaki cevabını da takdir etmiştik."Söyleyin ona, ben Balkanlıyım. Aklıma Balkanlı olan Kazıklı Voyvoda geldi, unutulmasın ki, Kazıklı Voyvoda da bir homoseksüeldi"
Gelin görün ki Erdoğan, bu güne kadar hesap sorulamayan darbecileri yargı önüne çıkartınca “şikâyetçi olur” diye beklediğimiz Akşener çark etti şikâyetçi olmadı.
Halbuki biz Akşener’in hele de Erdoğan idaresindeki bir Türkiye’de cesaretle hareket edeceğini, ümit ediyorduk. Niçin böyle davrandı anlamadık gitti.
Hanımefendinin Ak Partinin kuruluş çalışmalarına katılıp Afyon’da yapılan çalışma sonrası ayrılırken uydurduğu bahaneye de inanmadık. İddia edilir ki bu ayrılığın altında, Akşener’in Mehmet Ağar başta olmak üzere birçok DYP’liyi AK Partinin Kurucular Kurulu’na almak istemesi yatmaktadır. Erdoğan ise o günün şartlarında bunu reddetmiştir. Bunun üzerine Akşener hareketten kopmuştur. Hatta asıl kopuş sebebi olarak gösterilen iddia; “Bu partinin kapatılacağı amiyane deyimiyle kaçın, enkaz altına kalmayın” gibi sufleler olmuştur. Bugün İYİ Parti Meclis Grup başkanı olan akademisyende o dönemde; ABD’ye gitme bahanesi uydurup partiden kaçmıştı.
Başbuğum dediği Türkeş’in sağlığında DYP’de siyaset yaptı. Tansu Çiller’le arasına giren soğukluk sonrası Anavatan’la dirsek teması gazetelerde haber oldu. Ak Parti’ye geldi kaçtı. Bahçeli liderliğindeki MHP’ye katıldı. İddia edilir ki 2015 Kasım seçimleri sonrası MHP’yi CHP gibi başkan değiştirip ele geçirme sürecinde Akşener öne çıktı ya da çıkarıldı. Konuşmalarında “yurtta sulh, cihanda sulh” Mottosunu (slogan, parola) kullandı. Atatürk’ün bu sözünü konuşmalarında sıkça tekrar etti. Bir de 27 Nisan 2016 tarihinde Balıkesir’de “yoook İnşallah 15’inden sonra işler değişeceeek” dedi, yine “ben başbakan olacağım” diyordu. Bu tarihle MHP genel kongresini kast ettiğini söylerler ama Türkiye çoğunluğu ikna olmadı. Çünkü Ak Parti tek başına iktidar ve seçim olalı daha 6 ay dolmamış. Normalde seçimlere tam üç buçuk sene vardı. (seçimler 4 yılda bir yapılıyordu 2019 Kasımında olacaktı) Sen Bahçeli karşısında MHP kongresini alsan bile; nasıl başbakan olacaksın? Asıl önemli olan 15 Temmuz tarihidir. Hem bu tarih uymakta hem de 15 Temmuz darbe konseyi Akşener’in söz ettiği “Yurtta sulh” ismini almışlardı. Bu kadarı da tesadüf mü? Denir yoksa profesyonel bir hesaplama mı? Denir Takdir okuyucunun.
MHP’yi ele geçiremeyen Akşener 2017’de Kayı boyu bayrağından alınan yazı ile partisini kurar. Tabi ki bu parti milliyetçi oyları bölen parti olmuştur. Kongresini yapmadı gerekçesiyle, seçime giremem korkusuyla CHP’den geçici vekiller alıp mecliste grup kurarak kanuna karşı hile yapmıştır.
Bu gün Kayı boyundan gelen Osmanlı Sultanı Abdülhamit’e dil uzatması çelişki olarak gözükse de; siyasi zikzaklarına bakınca gayet normal diyorum Çünkü: HDP ile aynı cephede hareket ediyor. Birbirine bazen laf atıyorlar ya, bunları ciddiye almayın, yan yana yürüyenlerin omuzlarının değmesi gibidir. Bu yürüyüş; Abdülhamit’e karşı İttihatçıların bölücü Bulgar çeteleri ve Ermenilerle ittifakını hatırlatıyor.
Bu gün dünyanın en tecrübeli liderlerinden Erdoğan’a karşı oluşan cephede yer almanızı hangi kitaba sığdırıyorsunuz? Abdülhamit’i dâhili ve harici desteklerle devirenler ve devirtenler, Osmanlı devletinin sonunu getirdiler. İttifak ettiğin partinin terörist sevici vekili savunma sanayinde yüz akımız SİHA konusunda 2017 yılında "Eskiden JİTEM vardı, sonuçta o bir insandı. Şimdi aynı görevi SİHA'lar yapıyor. Böyle yöntem hukuk devletinde olmaz ancak savaşta olur; savaşın da kuralları var" diyordu. Çok yakın bir zamanda “yargılamaktan” söz etti. Bende diyorum ki “bana ortağını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” bu söz ağır mı geldi? O zaman “bana ortağını söyle, sana neye alet olduğunu söyleyeyim” diyorum.
Bak Osmanlıyı yıkan İngilizlerin diplomatı Sir Mark Sykes ne demiş: Abdülhamit ’in Düşüşü bir despot veya tiranın düşüşü değil bir halkın ve fikrin düşüşü idi.
(bir yerlerin etkisinde değilseniz iyi düşünün; Erdoğan düşerse nelerin gideceğini)
Baskıcı diye suçladığın Abdülhamit için İngiliz başbakan B. Disraeli: O, ne zorba, ne tutucu, ne arabozucu bir adam değil, âdil ve memleketini, milletini seven bir hükümdardı demiş. (Hey hat: İngiliz zorba değildi diyor Akşener ne diyor?)
O Abdülhamit ki; 31 Mart vakası bahane edilerek tahttan indirilmişti. Hadisede
Dahlim var mı yok mu? Tahkikat talep ediyorum dedi ama kabul edilmedi. Neden bilir misin? Sait Paşa "Temize çıkarsa halimiz nice olur" dediği için.
İkinci meşrutiyet ilan edilince; İttihatçılar bütün siyasi yasaklılar affedilsin diyordu.
Ortağın Kılıçdaroğlu da KHK asker ne varsa hepsini affedeceğini söylüyor. Bir şey daha var: İkinci meşrutiyet ilan edilince İttihatçı zabitler Manastır meydanında bandoya Fransız marşını çaldırmışlar. Haklı olarak soralım, Bir ayda tam dört kez ABD elçisi ile görüştünüz. Aynı elçi ortaklarınızı da sırayla ziyaret ediyor. İttifakınız İstiklal marşından başka marş hayal etmez dimi? HDP eş başkanı da istiklal marşını sizinle omuz omuza hançeresini yırtarcasına ne de güzel okur.
Parti Genel Başkanlığı, liderlik kolay değil. Bazı tasavvuf erbabı Meczubu şöyle tarif ederler: yükseldiği mertebe için pişmesi gereken süreyi doldurmadığından;
o makamı hazmedemeyip (amiyane deyimiyle) kabloları yakan kişidir.
Devlet adamı olmakla siyasetçi olmakta farklıdır. Grup toplantılarında Erdoğan’a, Abdülhamit’e bağırmakla sadece sesini kısarsın. Unutma! Devlet adamı konuşur, siyasetçi bağırır.
Kısa vadeli hesapların peşinden koşma
James Freeman Clarke (İngiliz düşünür), “Siyasetçi gelecek seçimi, devlet adamı gelecek nesilleri düşünür” demiş.
Bırakın şu ABD Avrupa kısaca sömürgen batının elçilerini.
Milliyetçilikten Teslimiyetçiliğe düşülmez. Milli bir duruş, yerli bir duruş, sözle değil fillerle gösterilir.
Haftaya devam edelim