Siyasette iş yapan iktidarı eleştirmek kolaydır. Zor olan: çözümün var mı? Sorusuna cevap vermektir. Hiç Unutmam bir TV programında SHP genel başkanı Erdal İnönü ANAP’ın ekonomi performansını eleştiriyordu. Turgut Özal dinledi ve dedi ki Sayın İnönü SHP’nin bir çözümü var mı? onu söyle de görelim. Aslında Erdal İnönü‘nün ekonomiden anlamadığını çok iyi bilen Özal, birazda muzip bir tavırla Erdal İnönü’yü köşeye sıkıştırıyordu. “Ne diye söyleyecekmişim, söyleyeyim de kopya çekin öylemi!?” komik cevabıyla İnönü televizyon programını seyredenlere kahkaha attırmıştı. Bu hatırayı “çözümün var mı?” konusu iyi anlaşılsın diye yazdım.
Malum, Türkiye Parlamenter sistemle “yönetimde istikrar” noktasında resmen bitkisel hayat yaşamıştır. Şöyle ki; Biz 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyeti ilan ettik. İlk Cumhuriyet hükümeti 1 Kasım 1923 tarihinde göreve başladı. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtiğimiz 2018 yılına kadar 95 yılda 27 Genel seçim yaptık
26 genel seçim, parlamenter sistemde yapılmıştır. İdeal olan hükümet sayısı 26 iken biz tam 65 hükümet kurduk. Bir aylık ve 25 günlük hükümetlerimiz oldu! Ortalama hükümet ömrü 18 aydan azdır. Daha önceki yazılarımda kurulan hükümetlerin ömürlerini tek tek tablo halinde verdiğim için buraya almıyorum.
(Bakınız: Sosyal TV 22.11.2022 Başkanlık sistemi mi? Parlamenter sistem mi?)
Türkiye 2017 referandumuyla İstikrarsız bir hükümet sisteminden Başkanlık sistemine (CB hükümet sistemi) geçti. Muhalefetin ağzında sakız gibi çiğnediği eleştiri konusu budur. Tek adam rejiminden tutunda aklınıza gelebilecek ayağı yere basmayan laf-u güzaf iddialar.
Parlamenter sistemin sıkıntılarını kendileri de çok iyi biliyorlar ama ortaya bir “çözüm” modeli koymaları gerekiyor ya; işte “zurnanın zırt dediği yer” burası.
Ne yaptılar dersiniz? Resmen Kayseri usulü eşeği boyayıp satma yoluna gittiler. “Güçlendirilmiş parlamenter sistem” dediler.
Madem konuyu açtık anlatalım. 1876 yılında ilk anayasa (kanuni esasi) ile meşrutiyeti ilan ettik. “Meşruti Monarşi” Parlamenter sistemin yolunu açmıştı. Daha doğrusu bu sisteme adım atılmıştı. Çünkü "Parlamenter Monarşi" (hükümdarın yetkilerinin anayasa ve halkoyuyla seçilen meclis tarafından kısıtlandığı yönetim biçimidir).
Her seviyede insanın anlaması için biraz daha açalım. Monarşilerde (Padişah, kral, devlet başkanı) bu yetkiyi hayat boyu elinde bulundurur ve seçilmesinde hanedanlık (babadan oğluna ) usulü caridir. Cumhuriyette ise devlet başkanı seçimle işbaşına gelir. Sonuçta bir meclis vardır. Mecliste alınan kararlar, monarşilerde Padişah Cumhuriyette ise Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmaktadır.
Parlamenter Sisteme Dönüş Aldatmacası
(SDP Sivil dayanışma platformunun tespitlerinden bir kısmını aktarıyorum:)
Türkiye’de şu anda güçlendirilmiş parlamenter sistem tezinin öne çıkarılmasının temel sebebi Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında daha geniş bir koalisyon oluşturma çabasıdır. Yani pozitif değil negatif bir siyaset söz konusu
ABD başkanı Biden ‘ın adaylık döneminde “Muhalefet unsurlarını birleştirip desteklersek; Erdoğan’ı indirebiliriz” sözünü unutmayalım.(HÇ)
Bu tez daha iyi bir yönetim arayışı sebebiyle savunulmuyor. Belirli çevreler tasfiyecilik mantığı üzerine kurulu dar bir siyasi ajanda üzerinden koalisyon oluşturma çabası içindeler. Parlamenter sisteme dönüş bu çabanın aldatma aparatıdır. Bu tez sahiplerinin adayı cumhurbaşkanı seçilse (Allah korusun) Parlamenter Sisteme dönmek yerine Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini hileli şekilde işletmeye çalışırlar. Parlamenter sistem savunucuları açık ve dürüst bir yaklaşım içinde değildir. İleri sürdükleri teze ilişkin somut bir programları olmadığı gibi nasıl döneceklerine dair açıklama da yapamıyorlar. CB Hükümet Sistemi Türkiye’nin kuruluşundan beri ihtiyaç duyduğu bir sistemdi. Halkın iradesiyle (referandumla) devreye girdi. Türkiye’nin “güçlü yürütme” ihtiyacını karşıladı.
Tarih boyunca halk; elde ettiği kazanımlardan olağan demokratik koşullarda kendi isteğiyle asla geçmez, vazgeçmemiştir.
Nasıl ki Cumhuriyetten imparatorluğa, çok partili sistemden tek partili rejime dönüş imkânsız ise başkanlık modelinden parlamenter modele dönüş de o derece imkânsızdır. Altılı masanın bu konudaki iddiaları hem havada kalır hem de aldatıcıdır.
Sistem mürtecilerinin (geriye gidişçilerin) özlemi Gensoru mu?
Parlamenter sistemde “Gensoru” teorik olarak çok güçlü bir araçtır. Uygulamada amacı dışında sulandırılarak ve sıklıkla kullanılmıştır. (Meselâ Refah-Yol hükümeti bir yıl 2 gün sürmüştür ama düşürülmesi için tam 7 kez gensoru verilmiştir ) TBMM’nin açıldığı 23 Nisan 1920 tarihinden 2017 başkanlık sistemi için yapılan Referandum tarihine kadar benim bulabildiğim 494 kez gensoru verilmiştir.
Bu kadar gensoru sonucunda ne oldu onları aktaralım.
Toplam 494 gensorudan sadece 4 gensoruda sonuç alınmıştır.
Birincisi: TBMM de birinci grup vekillerin oyları ile (çoğunluk bu grupta idi) mecliste Din işleri vekili) Mehmet Vehbi bey düşürülüyor, bazı laikçiler din işlerini duyunca; oh oldu diye göbek atmasın.Mehmet Vehbi Bey: ulemadan bir zat olup, Osmanlı dönemi Meclis-i Meb‘ûsan’’da görev yaptı. Sultan Vahdettin’e düşmana karşı direnmesini söyleyip Ankara’ya geçiyor, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları ile görüşüp Kuvva-i milliye hareketinde önemli görevler alıyor. Halkı düşmana karşı mücadeleye çağırmış, Konya’da şehrin ileri gelenlerinin isteğiyle valiliğe getirilmiştir. Düşürülmesi siyasi değil bürokratik suçlama sonucudur.
İkincisi; Ecevit’in bakanlık rüşveti vererek istifa ettirilen Adalet Partili Milletvekilleri sayesinde (Milliyetçi Cephe hükümeti AP, MSP ve MHP koalisyonu) düşürülüyor.
Üçüncü ve dördüncü gensorularda azınlık hükümetleri vardır. Dışarıdan destek veren partiler, kedinin fare ile oynadığı gibi bakanlarla da azınlık hükümeti ile de oynarlar. Nitekim 1980 yılında Hayrettin Erkmen, 1998 yılında da Güneş Taner ve Mesut Yılmaz azınlık hükümetini destekleyen partiler tarafından düşürülmüştür. Daha sonra her iki siyasi Yüce divanda yargılanmıştı. Yargılama sonucunda suç işledikleri ama Yüce Divan heyeti, 4616 sayılı yasanın 1. maddesinin 4. bendi uyarınca, Yılmaz ve Taner hakkındaki davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar vererek, davayı kapatmıştı
Başkanlık sisteminde Gensoru müessesesi yoktur. Gensoru’nun 1920 yılından 2017 yılına kadar tatbikatını gördük. Başarı oranı iki bakan iki hükümettir.
Yeni sistemde TBMM, Cumhurbaşkanını ve Bakanları Yüce Divana gönderemez mi? TBMM üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Cumhurbaşkanı ve Bakanları Yüce Divana sevk kararı alabilir. (Bu gün milletvekili sayısı 600 olduğuna göre Yüce Divan için 400 oy yeterlidir.) Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı, seçim kararı alamaz (meclisi ve kendi seçimini yenileme kararı alamaz) Cumhurbaşkanının görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır (Yüce divana sevk edilebilir)
Eski sistemde Cumhurbaşkanı çok yetkili olmasına rağmen sorumsuzdu. Sadece vatana ihanet suçlaması ile yüce divana sevk edilebilirdi. Onun içinde üye tam sayısının dörtte üçünün oyu gerekirdi. (Eski oran yürürlükte olsaydı 600 Milletvekilinden 450 vekilin oy vermesi gerekir). Yeni sistemde bu rakam 400’e inmiştir.