Cumhurbaşkanı kim olacak? Genel Sekreter Hasan Rıza Soyak’a göre, Atatürk, kendisinden sonra İnönü’yü değil, Mareşal Fevzi Çakmak’ın Cumhurbaşkanı olmasını istemiş ve “kanunî bir yol bulup (F.Çakmak Milletvekili değildi. CB meclis içinden seçileceğinden kanuni yol aranmıştır) kendisi namzet gösterilir ve seçilirse çok iyi olur zannederim” demiştir
Atatürk zehirlendi mi?
Atatürk’ün Sağlık Hayatı adlı kitabın yazarı Prof. Dr. Bedi Şehsuvaroğlu Atatürk’ün “son anlarına dâir zengin bilgi kaynakları ne yazık ki sansüre” tâbi tutulmuştur. 1923’ten son dakikasına kadar kendisine özel hekimlik eden Ord. Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp’ in hatıra bırakabileceği ihtimali, tek parti idarecilerini telaşlandırır.
Prof. İrdelp bir defasında yurt dışına çıkarken Cumhurbaşkanı İnönü kendisine şöyle demiştir:”Güle güle git! Fakat senden bir ricam var, katiyyen hatıratını yazma!”
Bunun üzerine Neşet Ömer Bey, “Hiç niyetim yok” cevabını vermiştir, ama o devirde iktidarı ellerinde bulunduranlar bu cevaptan tatmin olmamış olacaklar ki 1949-50 senelerinde bir hırsızlık süsü verilerek Atatürk’ün özel doktorunun evleri aranmış ve böyle bir hatırat olup olmadığı araştırılmıştır.
M. Kemal’in son anlarında konsultan hekimlerinden Dr. Mehmet Kâmil Berk’in tuttuğu hatıralar da Prof. Neşet Ömer İrdelp tarafından elinden alınmış, daha sonra bu defter de sırra kadem basmıştır.
Gazeteci Soner Yalçın “Atatürk’ü ihmal öldürdü” derken; Hulki Cevizoğlu ise, “çok açık ve net söylüyorum: Atatürk öldürülmüştür! Hem de "Doktorları tarafından öldürülmüştür!" öldürülüşü "uluslararası operasyondur" "müttefiklik bozulmasın" diye, Atatürk cinayeti tarihten silinip, kazınmıştır! İddiasındadır.
Hulki Cevizoğlu Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok'un ölümünün de şüpheli olduğunu söyler. (malum Bozok 10 Kasım saat 09,30 sıraları kalbine ateş ederek bir intihar girişimin de bulunmuş ama ölmemişti. H.Ç) Cevizoğlu: ortada bir "hikâye" var. Bu hikâyeler mantık dışı ve "kurgulanmış toplu hikâyelerdir" diyor.
ABD darbecisi Kenan Evren’lerin iktidar olduğu 1981'de, Atatürk'ün kendi kurduğu Türk Tarih Kurumu'na yaptırılan sansür, 1989 yılında da yapılmıştır. O yıl tekrar yayınlanan Prof. Afet İnan'ın "Atatürk'ten Mektuplar" adlı kitabında, Atatürk'ün kendi el yazısıyla Afet İnan’a yazdığı ve “Afet” "Bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir" sözleri toplumdan gizlenmiş sansürlenmiştir. Atatürk’ün ölümünde uluslar arası bir çete rol almıştır der. (Cevizoğlu iddialarının bir kısmına Dr.Eren Akçiçek’in bilim heyetince kabul edilen “Atatürk'ün Sağlığı Hastalıkları ve Ölümü” doktora tezini kanıt olarak sunar.)
Tarihi galipler yazar sözü doğrudur ve gerçektir. Okul kitaplarında okuduğumuz tarih bilgileri ile, araştırmacıların ortaya çıkardıkları gerçekler bazen taban tabana zıttır. Mesela; Atatürk hakkında ondan fazla eseri olan Eriş Ülger “Damladaki Deniz” adlı kitabında, Atatürk’e mal edilen “İstikbal Göklerdedir” ve “Beni Türk hekimlerine emanet edin” sözlerini her hangi bir kaynakta yazılı olarak bulamadığını söyler.
Keza Dr Eren Akçiçek’te Türk hekimleri sözünü bulamamıştır.
Atatürk’e yukarıdaki gibi bir suikast mümkün olabilir mi?
Atatürk İngiliz raporlarında tehlikeli bir lider olarak geçiyor, Türkiye’de tezgâhladıkları ayaklanmaları da bastırmıştır. Keza faşist liderlere mesafeli duruyordu. Hitler ikinci dünya savaşına hazırlanıyor. Karşı olduğunu bildiği için onlarda işin içinde olabilir.
İçeride ise; olamaz diyemeyiz. Tarihimizde örnekleri çoktur. En yakın örnek, 57.hükümet başbakanı Bülent Ecevit’in yaşadıkları var. İki kat merdiven çıkamayan Ecevit, gelen bir ihbarla hastanesi doktoru hemşiresi değiştirilince; birden iyileşmişti. Bunun üzerine Ecevit’in doktoru Mücahit Pehlivan, olayı bir adım yukarı götürüp 'Atatürk zehirlendi' demiş kabrin açılıp naşına DNA testi yapılmasını önermişti.
Atatürk sonrası Tek Parti döneminde devleti yönetenlerce belge karartıldı mı? Herkes resmi belge istiyor amma iddialar özel yazışma olduğu için devlet arşivinde yer almazlar. Zaten yer alsa olay çözülürdü. Mesela: aşağıdaki yazışmaların arşiv kaydı yoktur bu nedenle; doğruluğu tartışılsa da çok konuşulan iddialardır.
"Atatürk'ün zehirlendiğine ilişkin raporu" başkalarıyla paylaştığı için Hıfzı Oğuz Bekata'ya (İçişleri bakanlığı yapmıştır) tepki gösteren Kasım Gülek, "Bu konu seni de beni de aşar, altından kalkamayız. Sen de altında kalırsın ben de. Birileri de altında kalır. Geçmişte yapılan hataları telafi etmemizin ihtimali dahi olmadığını iyi bilmektesin" diyor. Ve devamında "Senin işini bitirirler" diye gözdağı veriyor.
Lebit Yurdoğlu'ndan Hıfzı Oğuz Bekata' ya gönderilen 18 Ekim 1962 tarihli mektup:
"Sn. Hıfzı Oğuz Bekata. Bu konuyu derinlemesine araştırdığımda sorunun sadece geç teşhis olmadığını, teşhisle uyumlu ilaçlar kullanılmadığını tespit ettim. Atatürk'ün ilaçlarının alındığı eczanenin kayıtlarına baktığımda, o dönemlerde sıtma tedavisi için kullanılan Kinin ilacının 43 şişe kullanıldığını gördüm. Bu kadar Kinin kullanıldığında karaciğerinde onarılmaz yaralar açacağını her hekimin bilmesi gerektiği ama bunun sanki bilinçli kullanılmış olduğu izlenimi edindim.
Mektupta devamla kullanılan ilaçların tehlikeli ve zehirli olduğunu belirtip doktorlar: Eppinger, Bergman, Dr. Fissinger, Dr. Neşet Irdelp hekimlik görevlerini bilinçli bir şeklide eksik yaptıkları kanısı bende hâkim olmuştur. Hürmet ve muhabbetlerimle
C.H.P. Genel Sekreter Yardımcısı İzmir Milletvekili - Dr. Lebit Yurdoğlu"
Görüldüğü gibi ciddiye alınması gereken iddialar gündeme getirilmiş. Biz bu yazıda kendi görüşlerimizi değil, tamamı daha önce başkaları tarafından yazılıp aktarılanları iddiaları naklettik. Tabii ki Hiç kimse ezbere suçlanamaz. Gerçekten bir suikast var ise ve bu suikast yurt dışı kaynaklı ise; o zaman yurt içi işbirlikçileri de vardır.
Bay Kemal, Dersim isyanında 40 kadar akrabanı kaybetmişsin. Dersimle ilgili araştırma yapmış, Celâl Bayar’la görüşmek için randevu bile aldın fakat Bayar’ın hastalanması ve ölümü sebebiyle görüşme mümkün olmadı ama İhsan Sabri Çağlayangil ile görüşmüşsün. Belge bilgi fotoğraf topladın ciddi bir arşiv sahibi oldun. Hatta arşivin bir bölümünü Gazeteci Soner Yalçın’a verdin. Mecliste konuşma yaparken de “aradan bu kadar yıl geçmiş kimi suçlayacağız” diyerek konu hakkında derinlemesine konuşmaktan imtina ettin. İş Osmanlı aleyhine konuşmaya gelince seninde partililerinin de ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyor.
Madem araştırma yapıyorsun bir de Atatürk’le ilgili yukarıdaki iddia sahiplerinin dediklerini araştırmaya ne dersin? Cesaretin var mı? Atatürkçü müsün? Yoksa Dersim olaylarından dolayı kin dolu olup, kendini saklayan birimisin? Hadi görelim seni topla cesaretini Ak koyun kara koyun belli olsun.
İşin doğrusu bu iddialar kafa karıştıran iddialardır. CHP istese İktidar muhalefet el ele verip dâhili ve harici kusur sahipleri, iddialar gerçekse; katillerin tespiti mümkündür.
Efendim “müttefiklik bozulurmuş” Ne müttefikliği? Bir dönem ABD dediğimizde müttefikten öte koruyucu, hami diye bakardık. Şimdi bir numaralı düşmandır.
Bütün bunlara rağmen benim Bay Kemal’den zerre beklentim yoktur; çünkü “seçim için her yol serbest” siyaseti yapıyor. Yüzü kızarmıyor, pişkince laflar ediyor. Türkiye’de bu yaşananları görmesi mümkün olsa; Aziz Nesin mezarından kalkar, Zübük adlı mizahi eserini yeniden yazar ve gönül rahatlığı ile tekrar mezara girer.