Şeker hastası olanlar kural olarak kendisine çok iyi bakmak zorundadır. Bu yazının vereceği ana bilgi budur. Her insan kendisine iyi bakmaya gayret etmelidir ama şeker hastası bir kat daha fazla. Çünkü biraz gayretle kalp hastalıklarına, yüksek tansiyona, felçlere, göz ve böbrek hastalıklarına, cilt hastalıklarına kadar daha pek çok karşısına çıkacak engellerin üstesinden başka türlü gelemez bir şeker hastası.

Konumuz daha çok Tip 2 şeker hastaları ağırlıklıdır. Öncelikle ideal kiloya gelmek gereklidir. Bunu gerçekleştiren hastanın kan şekerini kontrol etmesi çok daha kolaylaşır. Kontrollü olarak taze meyve (meyve yumuşadıkça içindeki denge şeker lehine değişir, lif lehine azalır), bol yeşillik, bol sebze, tam tahıllar, süt ürünleri, baklagiller ve diğer tohumlar, et, çiğ fındık temel gıdalar olmalıdır. Doğal yağları tercih etmeli ve kızartmalardan kesinlikle kaçınmalıdır. Bu gıdalardan patlayana kadar değil doyana kadar aldığında kalorili gibi görülse de kan şekerinin düzene girdiği görülecektir.

Egzersiz olmadan olmaz. Ama düzenli olmalıdır. Sihirli imiş gibi sunulan on bin adımı nasıl atmamız gerektiği önemlidir. Haydi 4-5 gün gezmedik bugün bir Altıparmak-Heykel gezelim hem de vitrinlere bakalım değil, uygun bir ayakkabı ile, iyi bir tempo ile yürünmelidir. Kalp kontrolleri sonrasında sıkıntı yok ise kalbi hızlandıran, bedeni terleten bir yürüyüş idealdir. Uluslararası kabul gören şekli ile haftada en az 5 gün ve yarım saat ile 40 dakika arası bunu gerçekleştirmelidir. Hızlı yürüyüş, bisiklet, yüzme, aerobik aktiviteler (uzun süre orta tempoda yapılan aktiviteler) idealdir. Yaşlı olanlar daha yavaş başlayıp gün geçtikçe hareket hızını ve süresini arttırmalıdırlar.

Televizyonlarda ve basında bazı şeyleri gerçekleştirdikten sonra ilaçlar ne imiş ki gibi bir algı yaratılsa da günümüzde milyar dolarlar harcanarak elde edilen bazı ilaçlar şeker düzeyinizi kontrol etmede çok fayda sağlamaktadır. Bu nedenle hekim kontrolü olmadan asla ilaçları bırakmamalı, dozları ile kendi başınıza oynamamalısınız. Ancak, ciddi yaşam tarzı değişiklikleri ile ilaçsız da şeker hastalığını kontrol altına almak mümkün olabilmektedir. Beceri, hayatı sevmek, hekimine güvenip söylenenleri yerine getirmek kesin başarıya ulaştırabilmekte, ilaçsız hayat başlayabilmektedir.

Çok dikkat edilmesi gereken bir konu da ağız ve diş sağlığına dikkat etmektir. Ağız kuruluğu sindirimi bozmakta ve ardından bir çok sindirim sıkıntılarını doğurmaktadır. Diş eti ve diş hastalıkları ise mikrobik bir ortam sağlamakta ve şeker düzeyini ayarlamak zorlaşmaktadır. Yumuşak bir diş fırçası ile düzenli diş fıçalamak, diş ipi kullanmak ve diş hekimi kontrolleri ile bu konuda gerekli çaba sarfedilmelidir.

Vücudun her yerinde şeker hastalığına bağlı olarak gelişebilen komplikasyonlarla karşılaşmak mümkündür. Kalp ve damar sistemi, göz, böbrek bu konuda sık etkilenen sistemlerdir. Ayak dolaşımına özellikle dikkat edilmelidir. Tırnak bakımı, iyi ve rahat bir ayakkabı seçilmesi, kışın yün yazın pamuklu çorap tercih edilmesi, asla yalınayak dolaşılmaması ayakta oluşabilecek bir sıkıntıyı önlemede yararlı yaklaşımlardır. Bu dikkati genel anlamda vücut için gerçekleştirmek ve gerekli eğitimi almak gerekir.

Kısacası şeker hastalığı keskin bir kılıç gibidir. İster kendinizi kesersiniz isterseniz onu.

BİLİMİN YAN ÇİZDİĞİ YOL

Kıymetli okurlarım. Bu satırlardan bugüne kadar kimse hakkında olumsuz bir şey yazmadım. Sadece güncel bilgiler ve kendi tecrübelerim ile kaynaşmış bilgileri sizlerle paylaştım. Kimi cephede, kimi masa başında, kimi adliyelerde, kimi siyaset alanlarında, kimi fabrikasında savaş verir bu ülkenin güçlü olması için, kimi de bilgisayar başında sağlıklı bir toplum oluşturma adına yazar. Ben ülkesine ve milletine yürekten bağlı bir hekim olarak sağlıklı bir toplum adına yazdıklarımdan büyük bir haz almaktayım ve gururluyum.

Bir kuaföre gittiniz. Kuaför saçınızın arkasını nasıl kestiğini göstermek için ensenize de bir ayna tutar öyle görürsünüz. Ama genelde hep önünüzdeki aynadan şeklinizi izlersiniz. Bilimde de böyle. Ayna nasıl tutulursa izlediğiniz o görüntüdür. Son zamanlarda ulusal kanallarda yine bazı gıdalar hakkında içinizde kuşku doğuracak bilgiler paylaşılmakta. Bunların başında et ve tereyağı gelmekte. Son bilimsel çalışmalarda açıkça deniliyor ki, kolesterol molekülü dahil bazı gıdalardan aldığımız doymuş yağlar ile erken ölüm ve damarların tıkanması konusunda bugüne kadar öğrendiklerimizi bir daha gözden geçirmeliyiz. Çünkü bu işte bir gariplik var.

Bağımsız bilim insanları insanda çok küçük yaşlardan itibaren enflamasyon denilen savaşı başlatan şeyin glikasyon olduğunu belirtiyor. Glikasyon, proteinler ile şeker moleküllerinin birleşerek düşman yapıda bazı maddelerin oluşmasıdır. Vücudumuza girerek savaşı başlatırlar. Bu nedenle baş düşman belli bir düzeyin üzerinde aldığımız şeker ve hemen şekere dönüşebilen gıdalardır.