ABD yapımı 15 Temmuz darbesi Milletimizin duvarına toslayalı altı seneyi geçti.
Zorlu bir coğrafyada; her şeye rağmen istikrarını koruyan Türkiye, üç sene ara ile çok ciddi iki saldırı yaşadı. İlki 2013 Mayıs sonu itibarıyla başlayan Gezi Parkı olayları ki; ekonomimize büyük zarar vermişti. Merkez Bankası verilerine göre, sadece bir ayda yabancı yatırımcılar 8 milyar dolarlık çıkış yapmıştı. Gezi olayları öncesinde yüzde 6,13'e kadar gerileyen yıllık enflasyon, sonraki 3 ayda yüzde 8,88'e kadar yükseldi. İşsizlik oranı da yüzde 9 seviyelerinden bir senede yüzde 10,6'ya kadar çıkmıştı. Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin toplam piyasa değeri 3 ay içinde 164 milyar lira gerilemişti. (Geçtiğimiz hafta ise pandemi sonrası sarsılan dünya ekonomilerine ve savaş ortamına rağmen Borsa İstanbul tarihin en yüksek seviye rekorlarını kırdı)
15 Temmuz öncesinde, Türkiye’nin notu yatırım yapılabilir düzeyindeydi 2016 yılının ilk altı ayı büyüme oranı %4,9 işsizlik oranı %10,2, enflasyon oranı %7,64, Darbe sonrası uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşları hemen not indirimine giderek Türkiye’yi yabancı yatırımcının gözünde riskli bir ülke haline getirmeye çalıştılar. Başarılıda oldular, Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye girişi azaldı. Sıcak para akımları da geçmiş yıllara oranla çok düşük seviyede kaldı ve dövize talep oluştu.
Bunlar ekonomik kalemlerdeki kayıplarımızdan sadece birkaçı idi. Şehit ve yaralı gazilerimizin yanında bu rakamların hiçbir önemi yoktur. 15 Temmuz gecesi Türkiye ipten dönmüştür. İddialı bir şekilde söylüyorum ki; Kurtuluş savaşından sonra milletçe verilen ikinci varoluş mücadelesidir. Bu direnişin kahramanları olduğu gibi, Bağdat Caddesi’nde tankları alkışlayanlar da vardı. Ne yazık ki, ilkesel siyasetin yerine “işime öyle geldi” hesabıyla gösterilen refleksleri; daha sonra pişmanlık duyulsa bile sabıka kaydından silmek mümkün olmuyor.
Bu gün geriye dönüp baktığımızda 18 Temmuz 1968 günü ABD’nin 6.filosuna solun gösterdiği tepkiye karşı, aynı tutumu göstermeyen sağ blok için bu hal kötü bir sabıkadır. Çünkü işin özünde emperyalizme bir başkaldırı vardı.
Faydasız pişmanlık noktasında 27 Mayıs1960 darbesi, bu konuda çok ilgi çeken bir örnektir. Bülent Ecevit, daha sonra “Vahdettin hain değildi“ ve ”27 Mayıs bir hata idi” gibi ezber bozan sözler söylese de; 28 Mayıs 1960 günü Ulus Gazetesindeki köşesinde şunları yazıyordu: "Karanlık günler sona erdi. Günaydın Türk Milleti! Çetin bir medeniyet sınavını, bir hürriyet, haysiyet ve insanlık sınavını sen yalnız, Türk tarihine değil, insanlık tarihine de şeref sayfaları katacak bir başarıyla geçtin. Dün, Türkiye'de büyük bir inkılâp gerçekleşti; kökleşti. Bu inkılâp, vatandaşın şuurunda boy verdi, gençlik kanıyla sulandı, ordu ile pekişti. Türk milleti, dün, ordusu ile öğünmekte ne kadar haklı olduğunu bir kere daha gördü. Türk halkı, dün sabah uyandığında, güneşin ışığı ile birlikte hürriyetin aydınlığına da kavuştu. Bu aydınlığı ona, Türk ordusu, bir büyük müjde olarak, gecenin karanlığında sessiz sedasız hazırlayıp, hak ettiği bir armağan olarak, gün ışığı ile beraber sundu. Sağ olasın Türk ordusu! Günaydın Türk milleti!"
(Nuriye Akman 50 kelime)
Maalesef Türkiye’de “1960 darbesi (aslında vahşeti)” her 27 Mayıs günü; Hürriyet ve anayasa bayramı olarak 1980 darbesine kadar kutlanmıştır.
Bir diğer sabıka kaydı da 28 Şubat sürecinde sol kesimin verdiği fotoğraftır. O ana
Kadar ve o süreçte beklenti içinde olduğum bu kesim, alakasız örnekler vererek maalesef hayal kırıklığına sebep olmuştur. (İran’da şöyle olmuşmuş, yok militan demokrasi gibi safsatalara sarılıp hiç yakıştıramadığım bir sabıka almıştır.)
15 Temmuz gecesi yaşananları buraya almıyorum, ciltler dolusu yaşanmışlıklar var. O gecenin kahramanlarını ve korkup kaçanlarını yazmıyorum.
Sadece adres göstermek için; Amerikan FOX TV Haberinde; Seküler Türk ordusu Erdoğan'ı görevden aldı deniyordu.
Yine ABD medyasında algı oluşturmak adına 15 Temmuz gecesi Erdoğan’ın Malezya ya bir diğer haberde Almanya'ya kaçtığı iddia edilmişti.
Bu darbeyi kim yaptı? Cevap olarak hep bir ağızdan FETÖ diyoruz ya; Bu cevap doğrudur ama eksiktir. Çünkü FETÖ ve bu tip yapılanmalar süreç boyunca NATO’nun eldiveni olmuştur. NATO’ya girdiğimiz 1952 yılından bu yana NATO, bütün suçları işlemiş ama eldiven sayesinde parmak izi bırakmamıştır. NATO demek ABD demek. 15 Temmuz da darbeler tarihimizde her zaman olduğu gibi bir ABD darbesidir. Türkiye’de sadece yönetim değişimi değil; asıl plan Türkiye’de iç savaş çıkarmaktı.
Bu konuda ilginç bir açıklama Suriye Demokratik Türkmen Cephesi Başkanı Abdülkerim Aga’dan geldi “Darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesi, sınırın Suriye tarafında binlerce DAEŞ ve PKK/YPG militanı pikaplarda hazır bekletildi. Buna bölgede savaşan Türkmen kardeşlerimiz şahit oldular. Eğer Türk halkı kendisini tankların önüne atıp bu darbeyi önlemeseydi; binlerce militan Türkiye’ye geçecekti”
Türkiye’de gezi olayları, 17-25 Aralık yargı kılıflı saldırı ve 15 Temmuz darbe girişimi ekonomik alanda çok büyük kayıplara neden oldu. Türkiye için bu yüksek bedeller unutulmasın ki bağımsızlık bedelidir. 15 Temmuz gecesi verdiğimiz şehitler ve gazilerimizle yapılan direniş; Çanakkale ruhunun ikinci kez kuvveden fiile çıkmasıdır.
Bilinmelidir ki; Türkiye’de hangi siyasi parti iktidara gelirse gelsin ABD emperyalizmine karşı çıkıp, bağımsızlık mücadelesi verirse; Cumhurbaşkanımıza Ak Parti’ye, yapılan saldırılar onlara da yapılacaktır. Bunun için “ama sız ve koşulsuz olarak, önüne arkasına ilaveler yapmadan” daha açık bir ifadeyle “kıvırtmadan” 15 Temmuz’a herkes darbe demek zorundadır. CHP grup başkanı Özgür Özel o gece TBMM de olduğu için darbe diyor, KK ise 40 takla atıyor. Darbe bastırıldıktan sonra Yenikapı da milyonların katıldığı mitingde Türkiye pozitif bir ambians yakalamıştı. Bütün din temsilcileri oradaydı, siyaset; iktidar muhalefet oradaydı, tabi ki 27 Nisan muhtırasına karşı duran Erdoğan, yine 15 Temmuz darbesine milletiyle beraber karşı koyan Erdoğan sürecin tartışmasız kahramanıydı. Darbe gecesi tankların arasından sıvışıp kaçanlar bu birlikteliği bozmak istediler. Nitekim bozdular. Bahane:20 Temmuzda alınan OHAL kararı idi. Fransa’da iki bomba patlıyor OHAL ilan ediliyor, biz de darbe girişimi var, tedbir almayacaktık öyle mi?
Bakınız 17-25 Aralık sürecinden sonra hatırladığım kadarıyla darbe gününe kadar meslekten ihraç edilebilen hâkim savcı sayısı beş bile değildir. Yasalarla verilen güven altında görev yaparlar. OHAL sayesinde bu kişiler yargılanabildiler.
Son söz; Muhaliflerin “Kontrollü darbe, tiyatro” gibi ucuz mu ucuz laflar ederek çürük siyaset satmaya çalışmalarına en hafifinden siyasi işportacılık denir.