Adı mahkeme olan İstiklal mahkemeleri nasıl çalışıyordu?

Ceza hukukunda temel bir kural vardır. Bir suç hakkındaki kanunda değişiklik olur ve bu değişiklik sanık lehine ise; geçmişe dönük uygulanır.

Mesela bir suçtan 5 yıl ceza alıp hapiste olan biri; kanun değişikliği ile ceza iki yıla indirilse, o kişi bundan yararlanır cezası 2 yıla indirilir.

Bir başka konu: dün suç olmayan bir konu, bu gün çıkan bir kanunla suç olarak tarif edilirse; kanun öncesinde o konuda işlenen fiiller için uygulanmaz çünkü o dönem suç değildi. İstiklal mahkemeleri bu kuralları argo deyimiyle takmayan mahkemelerdi.

1923-1950 arası CHP’den vekillik yapan İbrahim Arvas hatıratında: Elazığ'da çeşitli suçlarla mahkeme edilenler önce İdam cezasına çarptırılıyor, 500 altın getirmesi karşılığında serbest bırakılıyordu. Şark İstiklal Mahkemesi Reisliğinden Ankara'ya dönen Ali Saib Beyin yanında 60 bin altını olmuştu" Savcı Süreyya Örgeevren ise mahkeme görevinden sonra Büyükada'da lüks bir köşk satın almış, Hatta Atatürk’ün kendisini çağırıp azarladığı bilinmektedir.

Türkiye’de bir kesim; İstiklal Mahkemeleri aracılığıyla yapılan zulümleri, bazı konuları tabulaştırıp istismar ederek gizlemiştir. Gizlemek için de elinden geleni yapıyor. 

Buna karşılık sağ, milliyetçi, muhafazakâr iktidarlar, “sözde Ermeni soykırım” iddialarını tarihçiler araştırsın, biz arşivlerimizi açtık siz ve diğer ülkelerde arşivlerini, belgelerini açsın diyoruz, meydan okuyoruz amma; kendi yakın tarihimizi araştırmaya gelince; “zamanı değil tabusunu” aşmadığımız için patinaj yapıyoruz.

Zamanı değil mayası ile mayaladığımız koca bir yakın tarihimiz var maalesef.

CemilMeriç merhum: “Haçlıların en büyük zaferi tarih kitaplarımızdır” demişti. Avrupalılar kral ve komutanlarını “Büyük İskender”, “Aslan Yürekli Rişar” diye büyütürken; biz tam tersini yapıyoruz. Milli tarihimizin komutanlarını küçümsüyoruz. Padişahların kimisine “Kızıl sultan”, kimisine “Deli”, kimisine “vatan haini” diyerek Türkiye düşmanlarını kendimize güldürüyoruz. Hatta öyle ileri gidenler var ki; Fatih’in Müslüman olup olmadığını tartışıyorlar

Batılılar bile bu kadarına çüş! Der.

Kût'ül-Amâre zaferini bizim kuşak ders kitaplarında göremedi. İngilizleri Çanakkale ve Kût'ül-Amâre zaferlerimizle mağlup etmiştik. 

(İngiliz tarihçisi James Morris, Kut'un kaybını " İngiltere askeri tarihindeki en aşağılık şartlı teslimi" olarak tanımlamıştır.

Bu zaferimizin bizden gizlenmesi, tarih kitaplarında yer almaması Cemil Meriç’in işaret ettiği gibi tam bir haçlı zaferidir. 

Devleti yönetenlerin önemli bilgilere ulaşması gayet tabiidir. Bu bilgiler çok kere bilinenin aksi bilgiler olabilir. Mesela: Ecevit çıktı “Vahdettin hain değildi, ülke işgal altındaydı. Ordusu kalmamıştı. Yine de çok önemli işler yaptı” dedi.

Demirel’de Tabu tümseğinde patinaj yaparak “Ecevit’in beyanı yadırgatıcı bir beyandır. Türkiye böyle bir beyanı kaldıracak durumda değildir’ dedi. 

Görüldüğü gibi Ecevit tarihin doğru okunmasına uğraşırken;Demirel yerleşik olan ama yanlış olan “bu inanışa en az yüz yıl daha ihtiyaç var” dedi.

İstiklal Mahkemeleri arşivleri kamuoyuna açılmadıkça, (TBMM arşivlerindeki kozmik odada saklanan İstiklal Mahkemelerinin çok tartışmalı kararlarına dayanak teşkil eden 962 dosyanın incelenmesi sakıncalı görüldüğünden açılmamıştır) Latife hanımın özel hatıraları Türk Tarih Kurumunda saklanan çuvallardan çıkarılmadıkça ve Atatürk’ün milletine olan vasiyetinin üzerindeki sansür kaldırılmadıkça; tarihi gerçekleri öğrenemeyiz.

Harf devrimini yapınca; eskisini yasaklamak kötü netice verdi. Çünkü kütüphaneler bize yabancı kaldı. Yetmedi bir de dil devrimi yaptık (Atatürk dilde çıkmazı gördü tabii hale döndü ama İnönü tekrar başlatarak dilimize kibrit suyu döktü)uydurukça kelimelerle baba oğul, dede torun anlaşamaz oldu. Tarihimizden kültürümüzden koptuk. Zaten bir sürü eseri de ya denize attık, ya yaktık, ya da komşu ülkelere hurda kâğıt olarak sattık. Tek parti döneminde bir sürü değerimiz kundaklanmıştır. 

CHP geçmişini unutturmak amacıyla adeta “ben bildiğiniz CHP değilim dedi, sırtında derviş hırkası ile masalar kurup çırpındı durdu. Aslında başarılıda oldu. Çünkü peşine taktığı vagonlar (HDP hariç) baya hırka vazifesi görüyordu

” Derviş hırkası nedir anlatalım”

Hz. Süleyman döneminde, kanadını kıran dervişi şikayet eden kuş’a; 

Neden kaçmadın? Sorusu sorulunca;

Derviş hırkası giymişti zarar vermez dedim, avcı hırkası giymiş olsa; kaçardım. 

Hz. Süleyman kısas yapın kanat kıran dervişin kolunu kırın deyince; Kuş itiraz eder,

“kolunu kırmayın derviş hırkasını çıkarın, onunla aldatıyor”     

Bay Kemal’in derviş hırkası ile helalleşme şovları, tövbe seansları, Saadet Partisi önünde Mücahit Kılıçdaroğlu sloganları niçin kâr etmedi?

Demek ki “Millet eski hesapları kapatmadı”

Temel hoca elindeki bastonla “Tövbekâr lakaplı Cemal’e”vurmaya başlar

Hocam ne oldu? Niçin vuruyorsun?

Kes sesini seni zındık, seni günahkâr seni

Hocam ben yılar önce tövbe ettim bilmez misin?

Ben de zaten seni eski günahların için dövüyorum.