Ünlü Halk Ozanı Aşık Daimi diyor ki, Ne ağlarsın benim zülfü siyahım, bu da gelir bu da geçer ağlama. Göklere erişti feryad ı ahım, bu da gelir bu da geçer ağlama. Acaba gerçekten öylemi, gelip geçiyor mu acılar? Çeken bilir, yaşayan bilir, çekmeyene söz düşmez…
Bu dizeler ile aşağıda yazacaklarımın dikkatle okunursa çok ilgisinin olduğunu göreceksiniz. Yıllarca beslenme ve insan sağlığı konulu pek çok yazı yazdım. Yurt dışındaki bazı üniversite çalışmalarını, yayımlandığı tarihlerden çok kısa bir süre sonra sizlere ulaştırdım ve zaman beni, benim örnek aldığım, kim bilir belki de ilham kaynağı olduğum meslektaşlarımı haklı çıkardı. Çünkü izlediğimiz yol aynı şuna benziyor: Bir bilgisayarınız var. Bu bilgisayarın prize takıldıktan sonra kurgulandığı şekli ile çalışan bir işletim sistemi var. Bu işletim sistemi sadece belirli programları tanıyor ve onlarla çalışıyor. Yabancı olduğu bir programı işletim sistemi tanımadığı için çalıştıramıyor hatta virus zannedip onu kilitleyebiliyor. Belki de daha kötüsü o yabancı programlar bilgisayarınızın işletim sistemini bozuyor ve bilgisayarınızı kullanamıyorsunuz. Tıpkı vücudumuza neye yaradığını düşünmeden aldığımız gıdalar gibi.
İnsanlık tarihinde binlerce yıldır her konuda yapılan yanlışlıklar karşısında doğru olanları da anlatanlar olmuştur. İngilizlerin ünlü The Independent Gazetesi’nde Prof.Dr Neena Modi (İngiltere Kraliyet Koleji) nin bir makalesi yayımlandı. Makalede obez çocukların obez olmayan akranlarından 20 yıl daha erken öleceğinden söz ediliyordu. Aynı makale İngiltere’de 2013 te kamu sağlığı harcamalarının, günümüzdekinden 5 kat daha az olduğundan da bahsediyordu.
Dr.Modi ilk yapılması gereken şeyin televizyonlardaki sağlıksız gıda reklamlarına bir dur demek olduğunu belirtiyor. Akılcı yaklaşımın ise çocukların sağlığına ciddi oranda yatırım yaparak ileride çok daha güçlü bir toplumun, yani güçlü bir İngiltere’nin oluşacağından söz ediyordu Dr.Modi.
Arabanıza düşük kaliteli bir yakıtı koymak istemezsiniz. Hatta yakıtı daha iyi yaksın, motoru güçlü kılsın diye bazı katkı maddelerini bile hiç düşünmeden alıp benzin veya mazot deposuna boşaltırsınız. Oysa vücutlarımıza böyle mi davranıyoruz. Buradaki tezatlığı düşünebiliyormusunuz. Bu tezatlık ve umursamazlığın karşısında hangi mantıkla sağlıklı bir ömür bekleyebilirsiniz ki.Kendimizi koruyarak sağlıklı bir ömür sürmek varken karaciğerlerimizi yağlıyoruz, vitaminsiz kalıyoruz, bunuyoruz ve çeke çeke ölüyoruz. Hem yakınlarımız hem toplumumuz hem de ülke ekonomimiz darmadağın olup gidiyor.
Obezite konulu kongrelerde ülkemizdeki her 3 erişkinden birinin obez, diğerinin fazla kilolu diğerinin ise normal kiloda olduğu belirtiliyor. Yani insanımızın yaklaşık % 70 i normalin üstünde yağa sahip. Yağın fazlası bozulmuş metabolizmayı, iyi çalışmayan vücudu işaret eder. Anne ve babalar olarak, basın olarak, belediyeler, tabip odaları başta olmak üzere odalar, sivil toplum kuruluşları olarak, bakanlık olarak ve baba, devlet baba olarak bu konuda çok daha duyarlı olmamız gerekiyor. Dünyada en iyi yatırım insana yapılan yatırımdır. Hem sağlığımız hem de ekonomik gücümüzü tüketen bu hastalık daha da büyümeden, bizler film seyretmeye devam ederken başka senaryolar yazılmadan, geç kalmadan obeziteye çok güçlü bir baskın yapmamız gerekiyor.
Biz öyle bir milletiz ki düşman belledik mi vız gelir tırıs gider obezite. Yeterki bu zalimin ne olduğunu tam bir kavrayalım.
OMEGA-3 VE OMEGA 6 ORANINI NASIL DENGELERSİNİZ?
Tarih boyunca insanlar omega-3 yağ asitleri ile omega-6 yağ asitleri oranını bire bir veya en çok bire dört (bir omega-3 e karşı 4 omega-6 yağ asidi) şeklinde kullandılar. Batı tarzı beslenmeye (Western Diyetler) geçildiğinde ise bu oran omega-6 lehine 16 kata kadar hatta bazı kaynaklara göre 50 li katlara kadar ulaştı. Böylece vücutlarımız hem yağ depo etmeye hem de hücre zarlarında yapısal değişikliğe uğradı.
Çok fazla teferruata girmeden ve sizleri akademik tarzda anlatım ile boğmadan çok canlı bir örnek vereyim. Hücre zarlarınızı omega-3 ağırlıklı yaparsanız depremde yıkılmayan, çelik yapılar ile adeta desteklenmiş evler gibi hücreleriniz olur. Omega-6 ile yaparsanız da dilim varmıyor ama depremde un ufak olan yapılar gibi hücreler yaparsınız. Aman bu konuda özellikle gençlerimiz ve çocuklarımıza dikkat edelim. Ülkemizi tehdit eden bir çok tehlike varken bir de geleceğimiz olan gençlerimizden olmayalım.