Vücudumuzun en önemli elementlerinden birisi olan magnezyum vücutta eksildiği zaman bir takım belirtiler verir ancak genellikle bunun teşhis edilmesi gözden kaçabilen bir durumdur. Magnezyumun yarısı hücrelerimizde diğer yarısı ise kemiklerimizde bulunur. Kemik sağlığı, kaslarımızın sağlıklı görev yapabilmesi, sinir sistemimizin en iyi düzeyde çalışabilmesi ve kalbin ritminin sistemli bir şekilde devam edebilmesi için magnezyumun yeterli düzeylerde olması gereklidir.
Magnezyum ıspanak başta olmak üzere yeşil yapraklı sebzelerde boldur. Bunun haricinde kuru baklagillerde, kuruyemişlerde, tam tahıllarda, sağlıklı içme sularında, etlerde, domates ve soğanda yeterince bulunabilmektedir. Kronik bağırsak hastalıklarında, idrar söktürücü ilaçları kullananlarda, şeker yüksekliklerinde, alkolü bol tüketenlerde, bazı antibiyotik kullanımlarında, kemoterapi görenlerde ve yaşlılık durumlarında eksikliklerine sık rastlanılır.
Magnezyum eksik olduğunda genellikle hastalar kaslarda seyirme ve kramplardan şikayet ederler. İleri derecede eksikliklerde sara nöbetlerine benzer kasılmalar da görülebilir. Depresyon, donuk kişilik yapısı da eksikliklerinde ortaya çıkabilir. Bunlardan başka kemik erimeleri görülebilir. Bundan dolayı kemik erimeleri sadece D vitamini, kalsiyum ve K2 vitamini eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkmayabilir. Yorgunluk hissi, tansiyon yükseklikleri, astım atakları, kalp ritim bozuklukları da magnezyum eksikliklerinde görülebilen durumlardır. Sadece basit bir laboratuvar tetkiki ile teşhis konulabilmektedir.
İLTİHAP DÜŞMANI DİYETLER
Kıymetli okurlarım. Dünyanın sayılı tıp dergilerinde çıkan güncel bilgileri takip etmekten, bunları sizlerle ve hastalarımla paylaşmaktan inanılmaz mutluluk duyan bir hekimim. Bugün de birkaç önemli konuyu sizlerle paylaşmak istedim.
Antienflamatuar diyet denilen bir beslenme şekli var. ABD’li pek çok ünlü bu diyeti uyguluyor. Bunlardan en tanınanı ise Kate Hudson. Bu beslenme şeklinde amaç kilo vermek değil. Çünkü bu şekilde beslenirken zaten fazla kilolar gidiyor. Burada amaç vücudumuzun savunma sistemini beslemek. Yani mikroplar ile, kanser hücreleri ile, imalat hatası nedeni ile kuralına uygun yapılamayan hücreler ile savaşıp bunları ortadan kaldıracak immun sistemimizi beslemek. Bu beslenme şekli yıllardır zaten atalarımızın doğal olarak uyguladığı sistem. Unlu ve şekerli gıdalar yok, trans yağlar yok, tatlandırıcılar yok, glisemik indeksi yüksek olan ve boş kaloriler içeren gıdalar yok, asitli içecekler yok.
Ünlü European Journal Of Clinical Nutrition Dergisi’nde yakın zamanda çıkan bir yazıya göre post menopozal dönemdeki (adetten kesilme sonrası) meme kanseri artışı enflamasyon yapan gıdalar ile sıkı ilişki halinde. Toplam 320 bin kişinin tarandığı bu yazıya konu olan çalışma, antienflamatuar diyetin önemini çok açık ortaya koymakta.
20 Haziran 2018 tarihli bir çalışma sonucuna göre atalarımızdan miras olarak gelen mayalanmış yiyecek kültürü bizlere o kadar faydalar sağlıyor ki. Özellikle turşular, ev yapımı sirkeler, peynirler ve doğal yoğurt bu konuda başı çekiyor. ABD Diyabet Eğitimcileri Dernek Başkanı Hope Warshaw’ın başını çektiği bir gurup uzman bu gıdalardan gelen mikroorganizmaların karbonhidrat sindirimine desteği ile kan şekerinin daha iyi seviyelere gelebileceğini belirtiyorlar. Hele karbonhidrat kaynağı olarak bol lif içeren fasulye, mercimek gibi besinler alınırsa bu faydanın daha da artabileceği belirtiliyor. Yine yoğurt ve kaşar peynirinin gıdalarımıza eklenmesi ile bir müddet sonra hemoglobin A1c (ortalama kan şekeri belirteçlerinden) düzeylerinde ciddi oranda azalmalar olduğu saptanmış. Örneğin kaşar peyniri içinde bulunan L. casei CCFM419 adlı mikroorganizma bu işi yapıyor. Bu uzmanlara göre bağırsaklardaki faydalı bakterilerimiz adeta bir balyoz gibi çalışmakta.
Atalarımız ne Kate’i tanırdı ne de probiyotiklerin ne olduğunu bilirdi. Ama bir şeyi çok iyi bildikleri kesindi; Ne koyarsan aşına o gelir kaşığına…