İnsanlık tarihi kimi bilim insanlarına göre 5 milyon yıla dayanmaktadır. Türümüz bugünlere kadar gelmesi için gerekli besinleri yaşadığı doğal çevreden sağladı. Taşları yontarak yaptığı av aletleri ile etini sağladı. Yiyebileceğini anladığı bitki, meyve, böcek, su ürünleri türleri ile karnını doyurdu. Bitkisel kaynaklardan elde ettiği enerji hareketi ve yaşaması için yeterli olmadığından dolayı hayvansal kaynaklardan gelen enerjiye ihtiyaç duydu. Hazır gıdaları olmadığı için günün büyük bir kısmını yiyecek bulmaya harcadı. Ateşi bularak yiyecekleri pişirmeyi öğrendi ve yıllar akıp giderek bugünlere ulaşıldı.

Atalarımızın daha az hasta olduklarını, sağlam kemik ve diş yapılarına sahip olduklarını bir takım bilimsel veriler kanıtlamış bulunuyor. Genlerimizin yapısı uzun bir süre değişmedi ama bizler neden farklı hastalıklara yakalanmaya başladık diye sorduğumuzda ortaya çıkan gerçek şu: Çevresel faktörler değişti. Besinlerimiz de.

Kıymetli okurlarım. İnsan vücudu araştırıldıkça aslında nasıl beslenmemiz gerektiği çok açık ortaya çıkmaktadır. Vitaminleri, mineralleri, çeşitli proteinleri, yağları ve karbonhidratları alarak hücrelerimizin doğal yaşamını sağlamak durumundayız. Bu saydığımız maddeler sindirim sistemi yolu ile kan dolaşımına, oradan da gerekli vücut dokularına gönderilir. İnsan beslenmesine dair mesleğini icra eden bir kişinin öncelikle bilmesi gereken konu hücrenin nasıl beslendiği olmalıdır.

Dedik ya, 110 trilyon hücreye sahibiz. Vücutlarımızdaki bu hücrelerin farklı yerleşim yerleri ve görev dağılımları vardır. Eğer  genlerimizin çalışmasına engel olacak gıdalar ile beslenirsek hücrelerimiz yıpranmaya başlar. Bu yıpranma sonucunda şişmanlık, şeker hastalığı, kalp damar hastalıkları, kanserler başta olmak üzere bir çok hastalık ortaya çıkar. Bu konuda son noktayı ömrünün 30 yılını beslenme ve vücuttaki etkilerini araştırmaya adayan ünlü hekim Dr. Weston Price koymuştur. Dr. Price’a göre doğal, işlenmemiş, geleneksel yiyecekler ile beslenen topluluklarda insanların sağlığı mükemmeldir. Rafine, doğal kaynaklı olmayan gıdaları yiyenler ise hem fiziksel hem de ruhsal tahribata uğramaktadırlar.

Bazı günlerde, belirli aralıklarda üzülerek izlediğim Televizyon programlarında, sosyal medyada yoğurt, yumurta, et, peynir, balık gibi gıdaların yenilmemesi halkımıza anlatılıyor. Hatta bunları yemenin kanser ve kalp hastalıklarına yol açacağına dair yapılan bazı çalışmalardan da örnekler verilerek bunların kesin bilgi olduğu aşılanıyor. Kahvaltının yapılmaması söyleniyor. Haliyle kafalar karışıyor. Tıp tarihinde ballandıra ballandıra anlatılan, onlarca çalışma ile etkinliğini ispat edildiği söylenen bir çok ilaç 2 sene sonra bazı yan etkileri nedeni ile ortadan kaldırılıyor. Şunu yemeyin bunu yemeyin denildikten sonra bir çok insanda hayati önemi olan bazı vitamin ve minerallerin eksikliği gelişiyor ve kişiler ciddi hastalıklara yakalanıp ölebiliyor. Bilim bazı eller tarafından çıkarlar doğrultusunda kullanılabiliyor. Ama er yada geç gerçekler ortaya çıkıyor.

Kıymetli okurlarım. Vücudumuzun işleyiş sistemi hayvansal gıdalar, bitkisel gıdalar ile çalışabilecek tarzda dizayn edilmiştir. Ağız, mide, karaciğer, pankreas ve bağırsağın yapılarını ve fonksiyonlarını bilen herkes bunu kolaylıkla anlar. Hekim olmasına da gerek yoktur. Bu nedenle gerçeği anlamak için ya 5 milyon yıllık tarihimize kulak vermeli ya da gündem oluşturup dakikalar içinde ne kadar hava yaparım diyenlere.

Ne güzel demiş atalarımız, görünen köy kılavuz istemez diye.