Kıymetli okurlarım. Antik dönemde insan eli ile yapılmış dünyanın  7 harika eserini ilköğretim yıllarında bizlere ezberletirler. Artemis Tapınağı, Babil’in Asma Bahçeleri ve diğerleri. Oysa dünyanın birinci harikası kim ne derse desin paradır. Maalesef para bazı insanlara olmadık şeyler yaptırabiliyor. Farklı sektörlerin oluşmasının önünü açıyor. Para kazanmak bu dünyanın kurallarından biri ise, bu pencereden baktığınızda gıda sektörünün bir kısmı da gerekeni yapacak. Ha eğer bana bu konuda eleştiri gelecek olursa ben de şunu söyleyeyim: Doğal gıda, organik gıda kavramları son yıllarda hit oldu. Gıda gıdadır. Gıdaya doğal deme ihtiyacı hissediliyorsa demek ki doğal olmayanları da var da ondan.

Gıda mühendisliği biliminin konularından birisi de gıda katkı maddeleri üzerinedir (Bu konuda bu bölümün öğrencileri ders görürler). Renklendiriciler, şelat ajanları, tat arttırıcılar gibi. Bu maddelerin bazılarının vücutta toksik etki yapabileceği hakkında Batı Dünyası her geçen gün yeni bilimsel dokümanlar hazırlıyor. Eskilerden örnek vereyim. ABD’de sosis ve salamlara katılan bazı maddelerin bir dönem çocukluk çağı lösemilerine sebep olduğu bulunmuştur. MSG denilen (Çin tuzu) gıdaların lezzetini arttıran bir maddenin beyin ve diğer sistemler üzerine toksik etki yaptığı bulunmuştur. Alüminyum ile temasın ve ağız yolu ile alınmasının ölümcül kan hastalıklarına ve bunamaya sebep olduğu bulunmuştur. Bunun gibi daha yüzlerce örnek vermek mümkündür.

Sevgili anne ve babalar. Normal yollardan üreme potansiyeli Türk Jinekoloji Derneği verilerine göre ülkemizde azalmaktadır. Anne, gebeliğinde asitli içecekler, cipsler, besleyici maddelerden yoksun gıdalar, trans yağlar ile beslendikçe vebalini bebeği çekmektedir. Sütüm olmadı ve bebeğimi emziremedim diyen anne (bazı patolojik durumlar hariç) gebeliğinde gıdalarına dikkat etmediyse o çocuğun günahı nedir?

Ben yıllarca yazıyorum, elin oğlu yazıyor, televizyonlar bangır bangır bağırıyor, eskisinden farklı olarak günde 2 tane yumurta yiyebilirsiniz diye eğitilen beslenme uzmanları da söylüyor ama halâ beslenirken dikine gidiyoruz. Boş kalorili gıdaları satan esnafın önünde çift araba kuyruğu, geleneksel ve ev yemekleri sunanlara ise çok bakan yok. Bizler de beslendik zannediyoruz. Tatlı yemenin acı gaz çıkarması olur der atalarımız. Ne ekersek onu biçeceğimzi unutmayalım

Mevlâm buyuruyor: Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık. Nokta.

AZ SU İÇENLERDE KOLESTEROL YÜKSELİR

Az su içildiğinde kanımız az sudan dolayı yoğun bir hâl alır. Vücudumuzun bazı mekanizmaları bu olayı önlemek amacı ile hücrelerin içindeki suyu çekerek kan dolaşımına aktarmaya çalışır. Hücrelerimiz ise kendi içindeki suları kaybetmemek için kolesterolden imâl edilen kapılarını kapatmaya başlar. Karaciğer de hücrelere destek olmak amacı ile daha fazla kapı yapılabilmesi için kolesterol yapımını arttırıp hücrelere yollamaya başlar ve dolaşımda daha çok koletserol görülür. Bu bir fizyolojik mekanizmadır.

Yemeklerden yarım saat önce ve 1 saat sonra su içilmesi bu olayı normale döndürür. Daha önceleri de çokca bahsettiğim gibi özellikle ileri yaşlarda susuzluğumuzu hissetme yeteneğimiz giderek azalmaktadır. Bu nedenle susamayı beklemeden belirli bir disiplin içerisinde suyumuzu içmek bizi bir çok sıkıntıdan kurtaracaktır.

ŞEKER HASTALIĞI SADECE HAREKET EDEREK VE SAĞLIKLI BESLENEREK DÜZELİRMİ?

Elbette ki hayli fazla tip 2 şeker hastası yediğine içtiğine dikkat ederek ve disiplinli bir şekilde egzersiz yaparak sağlığına kavuşabilir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler ve çalışmalar başka bir konunun üzerinde de duruyor. Çevresel toksinler (pestisitler, kimyasallar, temizlik sıvıları, yapı malzemeleri, kozmetikler, katkı maddeleri, plâstikler, sağlıksız kap kacaklar vs) hücrelerimizin çekirdeğinde bulunan ve genetik yapımızı belirleyen DNA denen mikro yapıya etki ederek bunda hasar oluşturuyorlar. Bu yolla tiroid dokumuz, karaciğerimiz, pankreasımız ve beyin dokumuzda hasarlar meydana geliyor. İşleyişleri bozuluyor. Bu yolla da metabolik hızımız azalabiliyor ve şeker hastalığı ortaya çıkabiliyor.