Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı…

99 yıl önce bugün Cumhuriyeti ilan eden Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum.

Yaşayan gazilerimize de şükranlarımı sunuyor, sağlıklı ömürler diliyorum.

Bugünlere kolay gelinmedi.

Savaş gemileri, uçağı, topu, tüfeğiyle gelenleri geldikleri gibi gönderdik ama hala bitmediler.

Şimdi de terör örgütleriyle, ekonomik ve siyasi baskılarla, bizi millet yapan milli ve manevi değerlerimizi yıpratıcı, birlik ve beraberliğimize hedef alan sinsi projelerle geliyorlar üzerimize…

Çanakkale’de düşmanımız kim belliydi. Fakat bugün kim belli değil, çünkü dostluk maskesi kullanıyor hepsi… Yüzümüze gülüyor sırtımızı döner dönmez vuruyorlar hem içerden hem dışarıdan!

Üç tarafı deniz, dört tarafı hainlerle çevrili ülkemiz ne yazık ki!

Bu hainlere verilecek en güzel cevap, bugün Cumhuriyet Bayramlarında elimizde bayrağımızla, dalga dalga meydanlara akıp,  “Ne mutlu Türk’üm” diye haykırmak olacak.

Cumhuriyetimizi kanımız canımız pahasına ilelebet yaşatacağımızı dosta düşmana gösterme günüdür bugün!      

Bu güzel günün anısına, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili harika bir anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum...

Okuyunca O’nun liderliğine, vizyonuna bir kez daha hayran kalacağınıza eminim…

Anekdot, eski başbakanlardan, bilim adamı Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak’a ait…

“İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm:

“Avrupa’ya talebe yollanacaktır.”

Allah Allah dedim! Ülke yıkık dökük, her yer virane, Lozan yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa’ya talebe... Lüks gibi gelen bir şey...

Ama şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz.

Benim ismimin yanına Atatürk, “Berlin Üniversitesi’ne gitsin” diye yazmış...

Vakit yaklaştı ama kafam çok karışık. Gitsem mi kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı?

Tam gitmemeye karar verdiğim sırada, baktım Paşa’dan adıma bir telgraf:

“Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz. İmza: Mustafa Kemal”

Telgrafı okuyunca, düşündüklerimden olağanüstü utandım.

Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme dedim...

Düşünün 1923’te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerde, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?

Çok başarılı oldum.

Ülkeme alev olarak döndüm.

Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü’nü kurdum. Kürsü başkanı oldum. Ülkemin başbakanlığını yaptım.

Ben kim miyim?

Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamı Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak’ım...”

Ah Atam ah!

Şimdi giden kıvılcımların çoğu geri dönmüyor, dönenlerse yanmıyor!