Allah kimseyi yalnız bırakmasın, çok kötü bir şey…

En kötüsü de kalabalıklar içindeki yalnızlık!

Bu duyguyu en çok koltuğunu kaybeden siyasetçiler bilir!

Yalnızlık duygusunun yarattığı ölüm riskinin, hava kirliliği, obezite veya kötü alkol kullanımından yüzde 45 oranında daha fazla olduğu belirtiliyor.

İngiltere’de bu konuda ilginç bir araştırma yapılmış. Araştırmanın merkezi İngiltere ama denekleri dünyanın dört bir yanındaki büyük şehirlerden seçmişler…

Akıllı cep telefonu uygulaması kullanılarak bu deneklere,  iki hafta boyunca günde üç defa rastgele uyanık oldukları saatlerde, yalnızlık, aşırı kalabalık, sosyal içerme ve doğa ile temas hakkındaki soruları yanıtlanmaları istenmiş.

Verilen yanıtlardan şu sonuca varmışlar…

Ağaçları, gökyüzünü, uçan kuşları görmek yalnızlık duygusunu büyük ölçüde azaltıyormuş insanlarda…

Ayrıca, şehirlerdeki doğal alanlar, insanların bir yere bağlılık duygularını da arttırarak daha fazla sosyalleşmelerine fırsat veriyormuş.

Yani, bilim insanları diyor ki, yalnızlık hissine kapıldığınızda, yalnızlığını paylaşacak eş, dost, arkadaş aramakla zaman geçirmeyin, atın kendinizi doğaya, ağaçlara, gökyüzüne bakın, uçan kuşları seyredin...

Yalnızlığınız da uçup gitsin onlarla birlikte!

Bu ilginç haberi okurken, 2004 yılında çıkardığım Bursa’nın Ufak Tefek Aşkları adlı kitabımda yer alan ‘Yalnız değilsin!’ başlıklı yazımı hatırladım…

Araştırmayı yapan İngiliz bilim insanlarına yıllar öncesinden ilham olmuş gibi sanki…

Yazı uzun ama o bölümü sizlerle de paylaşmak istiyorum, hazırlayın mendilleri:

“Yalnız değilsin...

Öyle bir hisse kapıldığında hele bir de vakit geceyse, hiç durma en yakın pencereden uzat başını dışarı...

Gökyüzüne bak.

Aya en yakın yıldız benim.

Ya göz kırpıyorumdur sana ya gülümsüyorum.

Yağmur bulutlarının arasına saklandığım da olur bazen...

Umutsuzluğa kapılma!

Ay olmasa da yerinde...

Yağmur damlaları avuçlarına düşmeden, görünürüm yine ben.

Yalnız değilsin...

O korku sardığı an benliğini ve mevsim baharsa, çık bahçeye tomurcuk gülleri seyret.

Güllere en yakın diken benim.

Çekinme, dokun batmaz eline...

Batsa da yalnızlık duygusu kadar acıtmaz. Kanatmaz yüreğini.

Yalnız değilsin...

O kahredici duyguya kapıldığında, adını ve sonunun nereye çıktığını bilmediğin kalabalık sokaklarda yürüyorsan, o an aklına gelen tüm şarkıları söyle, yüksek sesle.

Ya da...

En sevdiğin şiirleri mırıldan.

Şarkıların inleyen nağmelerinde, şiirlerin kafiyelerinde göreceksin beni...

Yalnız değilsin...

Diyorsam var bir bildiğim...

Öyle olsan, sana bu satırları yazar mıydım?”